28 Ağustos 2018 04:54

Uğur Mumcu

Paylaş

Şu yaşa geldim, seksen küsur yıl boyunca Uğur Mumcu kadar zeki ve esprili konuşan başka bir insana rastlamadım. Ona sokakta rastlayıp da “N’aber, nasıl gidiyor?” diye sorduğumda, “Asıl seni sormalı, ben yoktum buralarda, Patagonya’yı gezdim, geldim..” derdi ve arkasından sözü dönemin iktidarına bağlayarak konuşmayı sürdürürdü…

1960’lı yılların ikinci yarısında biz, “Türk Solu” ve sonraki adıyla “Türkiye Solu” adlı bir haftalık dergi çıkarıyorduk. Hep şu özlemi taşırdım içimde: “Bizim de Uğur Mumcu gibi, okurun tutkuyla okuduğu bir yazarımız olsa…”

Bir gün, gazetedeki işlerin bittiği akşamüstü saatlerinde, Cumhuriyet’in Ankara Bürosu’nda Uğur’la sohbet ederken ona şöyle bir soru sordum:

“Uğurcuğum, Cumhuriyet’teki yazılarını herkes gibi ben de heyecanla ve büyük bir zevkle okuyorum. Acaba arşivinde kalan yazılarından uygun gördüklerini “Türkiye Solu”na verir misin?”

Şöyle cevap verdi:

“Ben Türkiye Solu’nu yıllardır izliyorum; sürdürdüğü demokratik ve bağımsızlıkçı çizgiyi beğeniyorum. Böyle düzeyli bir dergiye neden yazmayayım? Olur, yazarım!”

Sevinçten uçacak gibiydim!

Uzun etmedi, “Haftaya Çarşamba günü gel, yazını al” dedi…

*

22 Ağustos, Uğur Mumcu’nun doğum günüydü. Yaşasaydı 76 yaşında olacaktı. Ve her zamanki gibi, bastıra bastıra şöyle diyecekti:   

Ben, Atatürkçüyüm. Ben, Cumhuriyetçiyim. Ben Laikim. Ben, anti-emperyalistim. Ben, tam bağımsız Türkiye’den yanayım. Ben, özgürlükçüyüm. Ben, insan hakları savunucusuyum. Ben,  terörün karşısındayım. Ben, yobazların, hırsızların, vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım. Dün sabaha değin, araştırarak yazdığım hiçbir konuyu yalanlayamadınız. Öyleyse vurun, parçalayın! Her parçamdan benim gibiler, beni aşacaklar doğacaktır!

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa