İngiltere’nin yazılı anayasası yoktur


06 Ocak 2018 04:51

Herkes bilir ki, İngiltere bir anayasa devletidir, fakat yazılı anayasası yoktur. Peki, neden herkesin bildiği bir gerçeği yazının başlığı olarak kullandım. İşte bu yazının konusu budur.

Hukukun yazılı olması esastır, ancak, yazılı kurallar etrafında ya da yazılıp sonra iptal edilmiş kurallar etrafında da bir hukuk mantığı ya da algılaması oluşur ve yazılı hüküm üst mahkemelerce iptal edilmiş olsa dahi bu algılama zihinlerde yer ederek, çoğu durumda kendine fiilen uygulama zemini dahi bulur. O nedenle hangi neviden olursa olsun yasa ya da geçici süre için kararname yapıcılarının fevkalade adil ve dikkatli olması “olmazsa olmaz” çelik kuraldır. 

Yasaların, birincisi zaruretten doğan organik nedeni, ikincisi ise toplumun sürüklenmesi arzulanan araçsal nedeni vardır. Örneğin birinci durumda teknolojinin değişimi ya da ekonomik koşulların icap ettirdiği durumlarda toplumsal düzen ve işleyişin sağlanabilmesi için yasalar yapılır. İkinci durumda ise devrimler ya da büyük siyasi dönüşümlerde toplumun şekillenmesinde arzulanan sonuca ulaşabilmek için devrim yasaları ya da dönüştürücü yasalar yapılabilir. Açıktır ki, birinci tip yasalar zaruretten kaynaklandığı için toplum tarafından suhuletle kabullenilebilir olduğu halde, ikinci tip yasalar toplumun ileri bir aşamada alması mutasavver konumu öngördüğünden zaman içinde uyum sorunlarına sebep olabilir. Kanunların maddi unsurları, toplumla uyumlu olmalarından çok, toplumu sürüklediği aşama ile tarih sahnesinde yerini alır. Son dönem kararnamelerini dikkate aldığımızda, bunların zaruretten mi yoksa bir şekilde toplumsal yönlendirmeye mi yönelik olduğu hukukçuların tartışmaları gereken konulardır. Şu kadarını belirtmekle yetinelim ki, söz konusu kararnameler ileri bir dönemde parlamentodan dönse ya da üst mahkeme tarafından iptal edilse dahi, toplumsal bellekte olumlu ya da olumsuz olarak yerini almakta olup, hatta maalesef zaman içinde uygulamada da karşımıza çıkabilir. 

Toplumla uyum ve toplumu ileriye taşıma amacı olarak ifade edilebilen ikili kural yasalar için olduğu kadar, belki ondan da öte, siyasiler açısından da liderlik vasfı ile ilgili hassas bir konudur. Basiretli bir siyasi yöneticinin becerisi ve toplumsal yönetim ve iletişim gücü de bu noktada belirginleşir. Görece dışa kapalı ve gelişmemiş toplumsal yapıda toplumun nabzını tutmak ve popülizme varma derecesinde davranış ve dil itibariyle toplumla bütünleşmek siyasetçinin yaşam süresini uzatır, fakat toplumun dünya devletleri arasında geri kalmasına neden olabilir. Buna karşın, toplumun içine girerek, onunla adalete dayalı ikna yolu ile toplumu sokak kültürü ve kavgacılığından yukarıya ve ileriye taşıma gücünü haiz ileri [RTF bookmark start: _GoBack][RTF bookmark end: _GoBack]görüşlü ve faziletli bir politikacı, toplumun bekasını kendi siyasi yaşam süresinin önüne koymuş olur. Böylesi fazilete ulaşamayan politikacılar kendi siyasi yaşam süresini uzatma hesabı ile “dağılan toplum” yapısı oluşturup, kendi cenahını pekiştirip güçlendirme yoluna gidebilir. Heyhat! Buna karşın, belki de demokrasi adına kendi siyasi yaşamını riske ederek, “birleşen toplum” modeli oluşturan faziletli ve kişilikli politikacılar, anında değilse de, ebediyen toplumun sosyal belleğinde hak ettiği yeri oluşturur ve orada yaşar. 

Siyasi beka uğruna dağılan toplum modelinde düşman kamplara bölünmüş toplum kaçınılmaz sona doğru çöküşe sürüklenirken önce bizzat yaratıcılarını yutar! Uzağı göremeyen miyop toplumların kendilerine benzer miyop siyasilere devlet aygıtını teslim etmesi, bizzat kendi sonlarını hazırlamasına yol açar. Buna rağmen, siyaset biliminde kötüler arasında görece en iyi rejimin seçime dayalı demokrasi olduğu söylenir. Keşke masa başında tasarlanan seçimli demokrasi modeli gerçek yaşamda da aynen uygulanabilse! Tavuk-yumurta hikayesi gibi! Her ülkenin yapısı İngiltere’ninki gibi değil ki!

www.evrensel.net