Sessiz tanıklar


06 Ekim 2017 05:05

Türkiye’de sıradan insanın gündelik hayat ve devletle ilişkisi tüm hoyratlığı ve acımasızlığıyla devam ediyor. Ülkede yaşanan dehşetengiz olaylara ilişkin hikayeler ise, sosyal medyadan üzerimize yağmaya devam ediyor. Anaakım medyanın gerçek hikayeler anlatmaktaki yetersizliği, akıllı telefonlarıyla gündelik gerçekliği film gibi kaydeden sıradan insanları birer gazeteciye dönüştürüyor. Her gün, ülkenin farklı şehirlerinden, türlü çeşitli dumur edici hikayeler geliyor. 

Artık düğün de, topraktan zorla sökülüp alınan cenaze de, sokakta kadın döven polis de, uyuyan köpeğe acımasızca tekme atan esnaf da, beğenmediği milletvekilinin boğazını iple kesip öldürmek isteyen cani de, arabasıyla vurup kaçtığı ailenin arkasından “serbes vezin” senaryo yazan dizici de, anbean sosyal medya aleminde flaş haber. Ses kaydı, video kaydı, MOBESE görüntüsü, kaydedilmiş tweet, facebook girdisi, ne şekilde olursa olsun, yapılanın, edilenin, söylenenin artık saklanması imkansız gibi.

Binlerce sosyal medya trolü var. Bunlar zaten her gün twitter’dan, facebook’tan, instagram’dan, şuradan buradan milyonlarca ayıbı, pisliği, iftirayı, karalamayı, yalanı, dolanı üzerimize boca ediyor. Bu yetmezmiş gibi, bir de medyada kötülüğü üreten ve yeniden üreten gerçek kişiler ve kurumlar var. Onlar da maşallah trollerden aşağı kalmıyor; zaten giderek grileşmiş olan hayatlarımızı ve insanlıktan umudunu kesmiş vicdanlarımızı biraz daha daraltmak için var güçleriyle bize yükleniyorlar. 

Emrah Serbes ve Özçelik ailesi 

İzmir-Torbalı otoyolunda aşırı hız nedeniyle çarpıp, dört kişilik bir aileden üç kişinin yok olmasına neden olan Senaryo Yazarı Serbes, suçunu twitter’da yayımladığı mektup ile itiraf etti. Ama bu itiraf kazadan günler sonra geldi. O sırada bir arkadaşı kendi yerine, hiç işlemediği bu suçtan dolayı hapisteydi. Ve Özçelik ailesinden bir kişi, anne Nilgün Özçelik, kaza nedeniyle hastanede can çekişiyordu. Serbes, doğrudan polise gideyim, suçumu itiraf edeyim, cezam neyse çekeyim demedi. Önce tribünlere bir selam çakayım, özenle yazdığım mektubu twitter’dan paylaşayım, sonrası Allah kerim dedi. Sosyal medya yıkıldı tabii. Emrah Serbes “trending topic.” Ünlü yazarı destekleyenler ve beddua edenler arasında büyük yazışmalar, çizişmeler. Herkes birbirine insanlık, iyilik, güzellik dersi veriyor. Emrah Serbes iyi insan mıydı, değil miydi? Mesele o değil ki. Mesele ünlü bir yazarın yalan yanlış ifadelerle işlediği suça hepimizi tanık ve hatta taraf etme, suçun büyüklüğünü gizleme çabası. Sosyal medya nelere kadir.  

Meltem Cumbul ve Semih Kaplanoğlu

Adana Film Festivali’nin sunuculuğunu kabul edip, profesyonel olarak ödül alanları takdim etmek için anlaşan Meltem Cumbul, törende ödül alan Kaplanoğlu’nun elini sıkmadı. Hepimiz olayı sosyal medyadan duyduk. Kaplanoğlu’nun Cumbul’a uzattığı eli havada kaldı, Cumbul’un ünlü yönetmene sırtını dönerek burnuyla yaptığı “Hıh!” işaretinin görüntüleri de yine sosyal medyada hızla yayıldı. AKPgil olduğu için Semih Kaplanoğlu’na içerleyen, yandaşlığından dolayı kendisini eleştiren çok kişi olduğunu ben de sonradan öğrendim. Olabilir. Buna rağmen, Cumbul’un davranışını yine çok ayıp, amatörce ve nezaketsiz buldum. Bir kere, bence insan baştan elini sıkmak istemediği insanların olduğu bir mekanda olmamalı. Sırf para kazanmak için orada olmayı kabul ettiyse de, kendisine uzatılan her eli sıkmalı. Cumbul’un olan bitene ilişkin açıklaması yine sosyal medyadan geldi: Güçlüyle bir olup güçsüzü ezenle el sıkışamam, filan… O zaman Semih Kaplanoğlu’na ödül verileceği önceden bilinen Adana Film Festivali’nde işin ne ? Festival’de ödül alanları izlemeye niyetlenmiş olan kitle, orada bulunan bireylerin kendi iç çatışmalarına, anlaşmazlıklarına veya kavgalarına ortak olmak zorunda mı? Bu kavgada taraf olmak zorunda mı? Bireyler başkaları hakkındaki duygu ve düşüncelerini daha sakin zamanlarda söyleyerek, yazarak, insanca ifade ederek açıklayamıyorlar mı? Ödül törenlerinde sunuculuk yapanlar, sadece üstlendikleri işi doğru, barışçı ve insanca yapmakla yükümlü değiller mi? Ama dedik ya, artık her şey şov, her şey bir sosyal medya aksiyonu. 

Ayşe Öğretmen olayı

Bir diğer medya ayıbı, ünlü televizyoncu Beyaz’ın şov programında “Çocuklar ölmesin” dediği için yargılanan ve hapis cezası onaylanan Ayşe Çelik’in başına gelenler. Yine bir medya fenomeninin, yine geniş kitleler tarafından çok sevilen bir medya starı olan Beyazıt Öztürk’ün etrafında gelişen olay. Kendi programında, canlı yayında, güneydoğuda öldürülen çocukların korunması gerektiğini söyledi diye, hamile haliyle cezaevine konacak olan gencecik bir eğitimci. Beyaz’ın önce hak verip, sonra korkudan “Yok yahu, ben öyle demedim,” diyerek topu çevirdiği o meşhur olay. Bu genç kadına yapılan ayıptan, haksızlık ve insan dışılaştırmadan devlet kadar Beyaz da sorumlu. Bu ayıba o programı izleyen herkes şahit. Beyaz’ın hapis cezası karşısındaki sessizliği, ayıbın da ayıbı. 

Çıplak gözaltılar

İki gün önce Muğla’daki bir terör operasyonunda gözaltına alınan, suçu kesinleşmemiş insanların polis tarafından sokak ortasında çırılçıplak soyulması, gelene geçene teşhir edilmesi, fotoğraflarının çekilip sosyal medyada paylaşılması bir diğer inanılmaz olay. Gerçi, ölülerin panzer arkasına bağlanıp sürüklendiği, cenazelerin toprakla buluşmasının engellendiği bir ülkede bunun neresi inanılmaz diyeceksiniz. Ben yine de bu vahşilikleri inanılmaz bulmaya devam edeceğim. 21. yüzyıldayız ve insanlık hâlâ ölmedi. Bir kere, kim olurlarsa olsunlar, gözaltına alınan kişilerin soyulması, asfalta yüzükoyun yatırılması, çevredekilere teşhir edilmesi büyük bir insan hakkı ihlali; bir işkence suçu. Bunun medyadan kamuya gösterilerek yapılması ise suçu ikiye katlıyor. Sosyal medya kullanıcısı pek çok kişinin bu vahşeti olumlaması, hatta alkış tutması ise, içinde yaşadığımız korkunç cinnetin ve şiddet severliğin boyutlarını daha da arttırıyor. Bu tür işkence suçlarının sosyal medyada normal işlermiş gibi yayılması, polisin gündelik şiddetinin sıradanlaşmasına neden oluyor. Ondan sonra sokak ortasında kadın tekmeleyen polislerin görüntüsü de “Türkiye şartlarında” normal bir olay haline geliyor. Ne acı. 

Aslında o suçların tanığı değil, iş birlikçisiyiz

Sosyal medyadan üzerimize boca edilen şiddet, hiddet, insan hakkı ihlali ve çatışma görüntülerine maruz kalmak bizleri sadece bu olayların tanığı yapmakla kalmıyor; ama bu suçlar cezasız kaldıkça, aynı zamanda bizi o suçlara ortak ediyor. Yalancılık, sahte tanıklık, karşıtınla el sıkışmayı değil, çatışmayı matah bir şeymiş gibi pazarlamak, kendin gibi olmayana yapılan insanlık dışı muameleyi normal görmek, suçsuz insanların yok yere hapse atılmasına göz yummak, tanık olduğumuz işkencelerin görüntülerine bakıp geçmek… Bütün bu fenalıklar yaşanmaya devam ettikçe ve biz de olan biteni medyadan tepkisiz, sessiz tanıklar gibi izledikçe, insani ayıplar hanemize yazılan hesaplar kabarıyor.

www.evrensel.net