Savaşçı medya, asker kaçağı mahalle kabadayısı gibi


29 Eylül 2017 04:15

Dünyanın herhangi bir yerinde savaş çıksa, buna en çok savaş tekelleri sevinir. Çünkü savaş olursa onlar daha çok silah satar, kandan, acıdan ve ölümden kâr ederler. Medya da savaştan beslenir. Hem savaşın haberini yaparak, hem de savaş sayesinde kâr edecekleri başka işlerinden dolayı. Bazı medya patronlarının ikinci işi silah üretip satmaktır. ABD’nin çok izlenen kanallarından NBC, dünyanın en büyük silah üreticilerinden biri olan General Electric’e aittir mesela. Nerede bir çatışma varsa, General Electric o çatışmadan beslenir. Bir yandan savaşa yolladığı muhabirleri aracılığıyla türlü çeşitli hikayeler çıkartıp bunları haber olarak satar. Diğer yandan savaşan taraflara silah satar. Medya patronları, savaştan ve ölümden kâr eden diğer kan emiciler üzerinden de para kazanır. Savaşlarda yakılan, yıkılan binaları yeniden yapacak olan müteahhitlerin, beyaz eşya ve mobilya üreticilerinin; savaşta hastalanan, yaralanan insanlara ilaç satan ilaç tekellerinin reklamlarını yayımlayarak zenginliklerine zenginlik katar. Ölümlerden ve yıkımlardan sonra şehirleri, yolları kim yeniden inşa edecek? Yıkılan, darmaduman edilen yuvaları kim yeniden yapıp döşeyecek? Telef olmuş kentlerin “temizliğini” kim yapacak? Savaş sonrası tıbbi yardımı kim sağlayacak? Savaş olmazsa, savaş ekonomisinden beslenenler nasıl para kazanacak? 

Savaş pahalı bir şey. Ama savaşın sadece ekonomik değil, insanî, psikolojik ve toplumsal bir maliyeti de var. Savaş yıkıcı, savaş insanlık dışı, savaş fakirleştirici, savaş onulmaz hasarlar bırakan ve toplumları her anlamda geri götüren bir şey. Bu nedenlerle, haklı bir savaş, ancak bir ulusun kendisine karşı girişilmiş düşmanca ve hunharca bir saldırı karşısında, kendini korumak amacıyla girişebileceği son şey olabilir. Bir savaşın haklı olabilmesi için, önce bir ulusa karşı direkt, gerçek ve yıkıcı bir tehdidin var olması gerekir. Sonra, bu tehdit karşısında çözümü getirecek tüm diplomatik yolların sırayla denenmiş, barışçı çözümler için fırsatlar yaratılmış, ancak çatışmanın çözümünde bir türlü başarılı olunmamış olması gerekir. 

Bir ulusun ya da bir iktidarın, komşu ülkede yapılan bir referandumdan veya bunun yaratacağı siyasi sonuçlardan rahatsız olması, asla bir savaş nedeni olamaz. Bu ancak haddini aşmış bir kabadayılık olur. 

Ama Türkiye medyası hep savaşa hazır. Bizde medya hep kamuflaj kıyafetiyle geziyor. Medya personelinin ayağında hep asker postalı var. Türk gazetecisi askerliğini kısa dönem yapar ya da Sedat Peker gibi sahte raporla hiç yapmaz, ama rüyasında gece koynunda roketatarla uyur. Sanırsınız ki hepsi komando, sanki savaş çıksa cepheye ilk onlar gidecek. Gerçekte, bırakın cepheye gitmeyi, hiçbiri savaş bölgesine gidip haber bile geçmeyecek. Köşelerinden savaş çığlıkları atan gazeteciler evde pijamalarıyla günlük yazılarını yetiştirirken, fakir ailelerin gözleri ve beyinleri milliyetçilikle dağlanmış evlatları cepheye, ölmeye gönderilecek. Ama onlar yine de İstanbul merkezden “Bir gece ansızın gelebiliriz” manşetlerini atarak tatmin olacaklar. Nasıl olsa savaş onlar için hep kârlı. 

Irak Kürdistanı’nda yapılan bağımsızlık referandumunun öncesinde ve sonrasında yapılan haberlere baktığımızda, ırkçılık, düşmanlaştırma, kamuya korku salma ve haksız bir savaşın meşrulaştırılması çabasını çok net görüyoruz. İktidarın günlük söyleminde zaten bir Orta Doğu kabadayısı anlayışı hâkim. Medya da bu söylemin peşine takılmış, “Savaş!”, “Sınır ötesi harekât!”, “Ne duruyoruz?”, “Atı alan Üsküdar’ı geçti”, “Vuralım”, “Asalım”, “Keselim” başlıklarıyla bu kabadayılığa çanak tutuyor. Gören, ülke sınırlarına yönelik direkt silahlı bir tehdit var sanacak. Olay komşu ülkede Kürtlerin kendi kaderlerin tayin için referandum yapmış olmasından ibaret. Durumdan siyasi olarak hoşlanmıyor olabilirsiniz, ama bunun için savaşa girmek gerektiğini savunmak kadar irrasyonel bir şey olabilir mi? Savaşa girmek bu kadar kolay mı? Savaş çocuk oyuncağı mı? 

Bir de savaş ve barbarlık söz konusu olduğunda AKPgil, CHPgil veya MHPgil medya aniden tek tipleşiyor. Hepsi tek bir ağızdan aynı şarkıyı söylüyor: “Girelim!”, “Vuralım!”, “Öldürelim!”, “Savaşalım!” Kürt düşmanlığı ve şiddet söz konusu olduğunda da durum aynı. Kürt düşmanlığı savaşında iktidarı da muhalefeti de aynı safta savaşıyor. CHP’den sekülarizmi, AKP’den imam hatip zihniyetini çıkar, yok aslında birbirlerinden bir farkları. Hepsi ırkçı, hepsi savaşçı, hepsi kendisi gibi olmayanı düşman belliyor, hepsi akıl ve mantıktan son derece uzakta, hepsi antidemokrat, hepsi barış sözcüğünden kaçıyor. Bu partilerin hiçbiri çözüm odaklı değil. Daha kendi ülkesindeki Kürt’le sorununu barışçı yolla çözememişken, komşudaki Kürt’le de savaşı büyütmek için zemin arıyor. Bu partiler hep çatışmadan, savaştan ve şiddetten besleniyor. Ötekine karşı eşitliği, adaleti, hakkı, hukuku değil, şiddeti ve çözümsüzlüğü savunuyor. Medyaları da aynı kendileri gibi. Savaşı savunuyor, savaştan besleniyor, ama savaşın bir ulus için ne kadar büyük maliyetleri olacağını görmüyor ve insanlara taşıyacağı acıları hesaba katmıyor. Yok yere, canı istedi diye adam döven mahalle kabadayısı gibi. Ama işte o kabadayının da çürük raporuyla zorunlu askerlikten kaçmış olanı.

Anlayın işte… 

www.evrensel.net