İnsansız gazetecilik araçları


22 Eylül 2017 05:00

Gazetecinin iyisi, yaşamı ve insan hakkını savunur.

Gazetecinin kötüsü, ölümü ve insana zulmedeni savunur. 

31 Ağustos günü Hakkari kent merkezine az uzaklıktaki bir piknik alanında SİHA (silahlı insansız hava aracı) ile vurulan dört kişinin ardından, AKPgil medyada yapılan haberlere bakıyorum. Kötü gazeteciliği ve insanlıktan çıkmış olmanın çirkinliğini tüm boyutlarıyla görebiliyorum.  

Muhalefet Partisi Milletvekili Sezgin Tanrıkulu endişeli. “Hakkari’de SİHA’larla siviller hedef alındı, vuruldu” diyor. Ortaya kanıt ve tanıklar koyuyor. Normal şartlar altında, işini hakkıyla yapan bir gazeteci, “Acaba gerçekten sivillerin hakkı ihlal edildi mi?”, “Bu SİHA’lar gerçek hedef yerine sivilleri vurmuş olabilir mi?” diye soruşturur. Bizdeki gazetecilik müsveddeleri böyle yapmıyor. Onlar, “Milli savunma sanayimizi hedef alıyorlar. SİHA’lar sivilleri vuruyor algısını yaratmak için içeriden ve dışarıdan yoğun propaganda faaliyeti var” diye yazıyorlar. Neymiş efendim? “Savunma sanayimizin parıltılı gelişmesine” destek vermek gerekirmiş. Sanki gazeteci değil, silah fabrikasının hakla ilişkilercisi. Bir diğeri, “Bölgede sivil terörist ayrımı yok. Bunlar gündüz işinde gücünde, gece silahlı asker. Vurulmaları normaldir,” diyor. Hiçbir araştırma yapmadan. Bölgeye gitmeden. İstihbarat bilgisine sahip olmadan. SİHA’yla vurulan insanları tanıyanlarla konuşmadan… Yargısız infazlarda bu kötü gazetecilerin payı büyük. 

Bugün kendisine gazeteci diyen kişi, ister Pakistan’da olsun, ister Yemen’de, isterse Somali’de, SİHA’ların kullanıldığı her ülkede, her gün istisnasız en az bir masum sivilin bu silahlarla öldürüldüğünü bilmez mi? Kendi ülkesinde, Roboskî’de, gencecik canların nasıl katledildiğini hatırlamaz mı? Rakamlar ve araştırma raporları apaçık ortadayken… SİHA’lar dünyanın pek çok yerinde basbayağı sivil hedefleri yok ediyorken… Ordular bu cinayetleri adeta bir PlayStation oyunu oynarmışçasına fütursuzca işleyebiliyorken… Gazeteci, aklın ve vicdanın yanında durmaz mı? Bizdekiler durmuyor. 

SİHA’lar sivilleri hep vuruyor 

ABD’nin 2015’te SİHA’larla Afganistan’a yaptığı saldırıların sadece yüzde 90’ında gerçek hedeflerin vurulduğu biliniyor. 2013 yılında Yemen’de el Kaide konvoyu diye vurulan sivil düğün konvoyunu hatırlayın. Çoluk çocuk, kadın erkek, genç yaşlı 17 kişinin nasıl katledildiğini. Pentagon utanmadan “Kusura bakmayın, yanılmışız” açıklamasıyla yetinmişti. 2015’te yine Yemen’de bir düğüne yapılan SİHA saldırısında en az 23 sivil ölmüştü. Yine yanlış alarmmış. Kimilerine göre dünyanın belli bölgelerinde insan hayatı çok ucuz. SİHA’lar nedeniyle en çok sivil can kaybı yaşanan bir diğer ülke olan Pakistan’da son yıllarda insanlar çocuklarını okula göndermemeye başladı. ABD’deki Araştırmacı Gazetecilik Bürosunun verilerine göre, Pakistan’da 2004’ten beri 4 bin 339 SİHA saldırısı olmuş. Bu saldırılarda 1400’den fazla sivil “yanlışlıkla” öldürülmüş. Bunların 300’den fazlası çocuk. İnsan düşündükçe delirir. SİHA’lar sayesinde masum siviller bilgisayar oyunundaki piyonlara dönüşmüş durumda. 

Başka uluslararası gözlemciler de, mesela İngiltere’den Hava Savaşları Örgütü de SİHA’larla öldürülen sivillerin çetelesini tutuyor. Onlar da Orta Doğu’da IŞİD’le savaş bahanesiyle 1660 sivilin öldürüldüğünü söylüyorlar. Yani her 10 SİHA saldırısında terörle, savaşla, silahla hiç ilgisi olmayan 1 sivil öldürülüyor. Birleşmiş Milletler ve İnsan Hakları İzleme Örgütü de SİHA’larla ilgili ayrı ayrı düzenledikleri raporlarda, sözde terör operasyonlarında çok sayıda sivilin öldürüldüğünü ve ciddi hak ihlalleri olduğunu belgeliyor. Bu hak ihlalleri, kaçınılmaz olarak bölgedeki radikalleşmeyi körüklüyor deniyor. Modern asimetrik savaş, eski savaşlardan çok daha barbar. 

Dünyada insansız hava araçlarıyla savaş, Başkan Bush döneminde yükseldi, ama Obama döneminde Bush’unkinden 10 kat fazla SİHA saldırısı oldu. CIA ve Pentagon tarafından yönetilen SİHA saldırılarında, Yemen’de, Somali’de, Pakistan’da ve Afganistan’da binlerce sivil bilgisayar başındaki bir operatör pilota verilen talimatla katledildi. SİHA saldırıları, savaş etiği açısından bir tartışma konusu. Sivil/asker ayrımını ortadan kaldırması, derisinin rengi veya ırkı nedeniyle belli bir ülkede yaşayan kadın, erkek, çocuk, herkesi terörist olarak (hedef) görmesi, savaşın eşit güce sahip olmayan kişiler arasında yürütülüyor olması ve eski savaşlardan çok daha insanlık dışı olması açılarından modern savaşlar eleştiriliyor. Dünyada SİHA’ların savaş suçları o derece ayyuka çıktı ki, Hollywood’da bile SİHA’ların öldürdüğü sivilleri ve asimetrik savaşların etik boyutunu konu alan bir sürü film yapıldı. Bu filmlerin çoğu Pentagon tarafından sipariş edilmiş, ABD’nin savaş suçlarını meşrulaştıran filmler olsa da, aralarında terörle mücadele adı altında işlenen cinayetleri tarihe geçen doğru düzgün anlatılar da var. 

Barbar silah, barbar gazetecilik

Bizim “yerli ve milli” SİHA’mız Bayraktar’a gelince. Hakkâri’deki bir piknik alanında dolaşan, silahsız, kimseye karşı tehdit oluşturmayan dört kişi “terörist” oldukları iddiasıyla, bir bilgisayarın ucundaki operatör tarafından vuruluyor. Hayatını insan hakları mücadelesine adamış ve daima ezilenin yanında yer almış bir insan olan CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da bu SİHA saldırısına dikkat çekerek, “Saldırıda siviller öldürülmüş olabilir, araştırılmalı, suç tespit edilmeli, mağduriyet var,” diyor. 

Milli SİHA Bayraktar tarafından vurulan Hakkarili vatandaşlardan birisi devlet kurumlarıyla iş yapan bir kalorifer ustası. Diğeri, devletten emekli bir memur. Dört kişiden hiçbirinin sabıkası yok. Haklarında arama emri yok. Şikayet yok. İhbar yok. Arama emri olsa, devlet zaten bu insanları SİHA’yla vurmaya gerek olmadan evlerinin kapısından alabilecek durumda. Hepsi işinde gücünde, sıradan insanlar. Peki, bu insanlar neden vuruldu? Ortada yanıtlanması gereken çok soru işareti var. 

Ama İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, vazifesini yaparak insan hakkını savunan vekilin iddialarını ciddiye almıyor ve ilk elden onu yalanlıyor: “SİHA’yla kendi vatandaşını vuran yok.” Hakkari hangi ülkede? Hakkarililer kimin vatandaşı? 

İddiayı ortaya atan Sezgin Tanrıkulu hakkında devletin manevi şahsiyetini rencide etmekten soruşturma açılıyor. Ülkemizde hak arayana eza ve ceza sıradanlaştı. 

Bu arada, SİHA saldırısıyla vurulmalarından sonra, hayatını kaybeden bir kişinin cenazesi engelleniyor. Devlet ölüyü yıkamak için imam bile yollamıyor. Ailesi cenazeyi kendi olanaklarıyla yıkayıp, defnetmek zorunda kalıyor. Ama bu sefer de yaşadıkları mahallenin suyu kesiliyor. Saldırıda hayatta kalan yaralılar hakkında da soruşturma başlatılıyor. İnsanları önce vur, sonra haklarında soruşturma başlat dönemindeyiz. 

Şimdi bu insanlık dışı koşullarda, kendisine gazeteciyim diyen kişi ne yapar? Gerçek gazeteci insan hayatını savunur, savaş suçlarını sorgular, mağdurların hakkını arar. Gerçek gazeteci, sırf ulu devlet büyüklerinin damadının fabrikasında üretiliyor diye, sivilleri öldürmüş olma ihtimali olan bir silaha güzelleme düzmez. İnsan hakkını arayan vekili şeytanlaştırıp, “Parıltılı savunma sanayimiz yıpratılıyor,” demez. Gerçek gazeteci, “Acaba bu SİHA’lar siviller üzerinde deneniyor mu? Burada bir insan hakkı ihlali var mı?” diye sorar. Ama bizim milli ve yerli savunma sanayiimiz gibi, milli ve yerli gazetecilerimiz de var. Onlar aslında gazeteci değil; yerli ve milli oldukları kadar çürümüş, bir o kadar da insanlıktan nasiplerini almamış gazetecilik araçları. 

www.evrensel.net