İntihar haberlerine dikkat!


08 Eylül 2017 05:57

İntihar bulaşıcı olabilir. 

İntihar haberleri, eğer doğru düzgün yazılmazsa, bu bulaşıcı hastalığın yayılmasına katkı sağlar. Sansasyonel, aşırı duygusal, intiharı ve -her ne nedenle olursa olsun- kendi yaşamına son veren kişiyi kahramanlaştıran haber söylemi, benzer intihar vakalarını tetikler. 

İletişim araştırmacıları bunları yıllardır söylüyor, ama bizim gazeteciler intihar haberlerini hâlâ sansasyonel görseller, hiç anlatılmaması gereken detaylar ve aşırı duygusal anlatılarla yaymaya devam ediyor. 

Geçen ay, Isparta’da yaşamına son veren Hemşire Sevgi Balcı’nın arkasından yapılan haberler ve yazılan yorumlar da bu manada sorun içeriyor. Yazıyı sonuna kadar okursanız, ne demek istediğimi anlayacaksınız. 

İntiharlar, kuşkusuz büyük bir bunalım, eğilim ve girişim sonucu ortaya çıkıyor. Bu girişimin toplumsal, bireysel, ekonomik, psikolojik arka planları var. Aynı koşullar altında yaşayan herkes intihara eğilimli olmuyor. Ama bazen, benzer koşullar altında, benzer sıkıntı ve baskılara maruz kalan, ancak bunlarla başa çıkamayan bireylerde intihar eğilimi görülebiliyor. İşte habercilerin intihar haberlerini yaygınlaştırma biçimi, bu risk altındaki bireyler açısından önem taşıyor. 

Dünya çapında yapılan pek çok araştırma, belli bir söylemle yazılmış intihar haberlerinin zayıf ve kırılgan bünyeler üzerinde intihar eğilimini arttırdığını gösteriyor. Bu artışın büyüklüğü, intihar haberlerinin sayısı, yaygınlığı ve haberde yer alan arka planının diğer intihara eğilimli kişilerin hikayelerine yakınlığına bağlı olarak değişebiliyor. Haberde yer alan dramatik ögelerin ağırlığı, kullanılan görseller ve haberin dili de çok önemli. 

İntihar vakası haber metinlerinde sansasyonel bir dille aktarılırsa… İntihar bir zafer, bir intikam veya topluma, kurumlara karşı bir meydan okuyuş gibi çerçevelenirse... İntihar kurtuluşa giden yol gibi kutsallaştırılırsa… İntihar eden kişinin kendi yaşamına son verme biçimine ilişkin detaylar dramatik bir anlatıyla aktarılırsa… Ve günümüz sosyal medyasında da bu dil tekrar tekrar üretilerek, üzerine yeni ve farklı anlatılar eklenerek yaygınlaşırsa, intiharı halihazırda yaşadıkları benzer sorunlara karşı bir çare gibi gören insanlar üzerinde tetikleyici etki yaratabiliyor. Sadece bu olasılık bile intihar haberlerini yayıma hazırlayan ve paylaşan herkesin üzerinde dikkatlice ve sorumluluk hissederek düşünmeleri gereken bir durum. Özellikle OHAL mağduriyetleri nedeniyle intihar eğiliminin bu derece yüksek olduğu bir ülkede. (Bu tür kahramanlaştırmalara ve detaylı, dramatik anlatıya bir örnek olarak Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun T24 sitesinde yayımlanan 29 Ağustos tarihli yazısını verebiliriz: İntihar eden Sevgi Hemşire’nin eşi: Helallik dileyene mezardaki eşimden isteyin diyorum)

İntihar haberlerini yaparken ve paylaşırken çok dikkatli olmamız gerekiyor. Çünkü özendirici ve intihar edeni kahramanlaştıran haber anlatıları, benzer kırılganlıkta, intihara eğilimli ve risk altında olan kişileri diğerlerinden daha çok etkiliyor. Bu nedenle, medya personelinin ve sosyal medya kullanıcılarının intihar olaylarını yaygınlaştırırken çok düşünceli ve yeni vakaları özendirmeyecek şekilde hareket etmeleri gerekiyor.

İntihar olaylarının nasıl habere dönüşeceğine yönelik, Dünya Sağlık Teşkilatının çalışmaları da dahil olmak üzere çok sayıda kaynak var. Bunların hemen hepsi daha baştan haberde “İntihar etti” denmesini bile yanlış buluyor. Bunun yerine, “İntihar ederek öldü” denilmesini tavsiye ediyorlar. Çünkü intihar bir kamu sağlığı meselesi, bir suç değil. 

İkinci önemli nokta, intiharın detaylarının haber metinlerinde yer almaması gerektiği. İntihar yöntemi ayrıntılı olarak anlatılırsa, hem benzer eğilimde olan kişilere yol gösteriyor hem de benzer vakalarda yaşamını kaybetmiş olanların yakınlarında travma yaratıyor. 

Dünya Sağlık Teşkilatının intihar haberlerinin nasıl yapılması gerektiğine ilişkin kitapçığında intihar haberlerinin çok gerekmedikçe gazetelerin birinci sayfada yer almaması, haberde asla intihar yöntemine ilişkin detayların yazılmaması, eğer bir intihar notu varsa, bunun asla haberde yer almaması, intiharların bir zafermiş gibi aktarılmaması, intihar nedeninin basit bir şeye (veya ortak toplumsal bir soruna-EA) indirgenmemesi, intihar haberlerinde dini ve kültürel kalıp yargıların kullanılmaması ve gazetecilerin intiharların sorumlusu olarak kendilerince tek bir suçlu yaratmamaları gerektiği özenle vurgulanıyor. Böyle bakıldığında, OHAL sonrası intihar haberlerinin “KHK intiharları”, “KHK’ler can almaya devam ediyor” veya “KHK ile ihraç edilen X intihar etti” gibi başlıklarla, benzer vakaları tetikleyecek şekilde genellemelerle aktarılması son derece sakıncalı. 

15 Temmuz sonrası OHAL ile başlayan hukuksuz soruşturma, gözaltı ve işten çıkarmalar, kamu emekçileri ve toplumsal düzen açısından vahim sonuçlar yaratırken, temel hak ve özgürlükleri anayasaya aykırı biçimde ellerinden alınan bireylerin psikolojilerinde de geri dönülmez hasarlar bırakıyor. Suçlu olduklarına dair en ufak bir delil olmadan, binlerce insanın yargısız şekilde suçlu muamelesi görmesi, yok yere cezalandırılması, işsiz, aşsız, çaresiz bırakılması ve marja itilmesi, bu insanların adeta “sivil ölüme” mahkum edilmesi olarak nitelendiriliyor. Bu toplumumuz için ciddi bir bunalım ve KHK mağduru bireyler şu anda psikolojik olarak çok kırılgan, büyük risk altında. 

Nitekim kamudan ihraç edilmiş polis, akademisyen, sağlık görevlisi gibi KHK mağdurlarının intihar haberleri sıklıkla basında haber oluyor. Sevgi Hemşire’nin intiharı, hepimizi derinden sarsan son olay. Ama gerginlik arttıkça ve bireylerin psikolojileri zayıfladıkça, her gün yeni, benzer bir vaka olabileceğinden endişeleniyoruz. Nitekim OHAL’in başlangıcından beri 30 farklı ilde, 50 intihar vakasından söz ediliyor. KESK tarafından 2017’nin şubat-mart aylarında yapılan bir e-anketin sonuçlarına göre, KHK’lerle işinden atılmış 5 bin kişi arasında tam 314 kişinin intihara eğilimli olduğu görülüyor. Bu gerçekten vahim bir durum ve intihar eğiliminin bu derece yüksek olduğu bir ülkede, intihar haberlerinin çok daha dikkatli ve sorumluca ele alınması gerekiyor. Aynı şey, sosyal medyada intiharı abartan, öven ve öfkeyle, aşırı duygusal şekilde paylaşan bireysel kullanıcılar için de geçerli. Elbette her intihar çok acı ve düşündürücü, ama bu korkunç ortamda, benzer intihar vakalarının artmasını önlemek önceliğimiz olmalı. 

www.evrensel.net