Harun Kolçak’ın ardından magazin gazeteciliği


04 Ağustos 2017 04:06

Gazetecilik, çoğunlukla sıradan insanlarla olağanüstü zamanlarda ilişki kurma mesleğidir. Ama bazı gazeteciler olağanüstü insanlarla, sıradan zamanlarda ilişki kurma şansını yakalayabilir. Eğer bu şanslı kişi, roman, tiyatro veya sinema yazarı olacakken hasbelkader gazeteci olmuşsa, o olağanüstü insanların hayatlarından okumaya doyulmaz hikayeler çıkartabilir. Ülkemizde magazin gazeteciliği alanında maalesef pek tanık olmadığımız kalitedeki insanlardır bunlar. 

Geçen ay kaybettiğimiz müzisyen Harun Kolçak, olağanüstü insanlar tanımlamasına uyar. Yeşilçam’da şöhret olmuş bir babanın oğlu. Fransız okullarında okutulmuş, bas gitar tutkusu nedeniyle eğitim hayatını yarım bırakmış, Erkin Koray’la rock yaparak profesyonel hayata atılmış, bir dönem Aydın Esen’le caz müziğine yönelmiş, sonra uzun yıllar Türk pop müziğine vokalist, besteci, söz yazarı ve çok iyi bir bas gitarcı olarak emek vermiş. Kendi albümleri var. Uluslararası festivallerde aldığı en iyi şarkıcı ödülleri var. Ama tüm yaratıcı insanlar gibi, onun da çıkmazları, tatminsizlikleri var. Tüm yaratıcı insanlar gibi, o da çıkmazlarından kurtulma yolları arıyor. Kimbilir, belki unutmak için fazla içiyor; belki de unutulduğu için. Belki kendi öz babasının bile “komşu kızıyla evlen” baskısı yaptığı bir ortamda, cinsel yönelimleri nedeniyle yargılanıyor olmanın sıkıntılarını yaşıyor. Ölmeden evvel neler yaşadığını, nasıl duygularla öte tarafa gittiğini bilemiyoruz. Çünkü hiçbir gazeteciye gerçek hikayesini anlatamadan gitti. Belki gazeteciler zahmet edip hasta yatağında onun yanına gitmediler. Belki de olacakları bildiğinden, o kimseyle konuşmadı. Muamma. 

Bu türden sıra dışı insanlarla gazetecilerin (daha çok da magazincilerin) ilişkisi iki şekilde olabilir. 1- Normal insanların diğer insanlarla kurdukları kahve sohbeti ilişkisinden farklı olmayan gazeteci-haber kaynağı ilişkisi. 2- Olağanüstü bir haber kaynağıyla kurulmuş derin ve farklı bir yakınlık. 

Birinci klasmandaki gazeteciler için Harun Kolçak’ın ölümü ardından yazılacak yazı, “İyiydi, hoştu, ama şu tarihte, su sokakta, yanlış yere park etme cezası yemişti, onu da unutmadık!” seviyesinde olabilir. Ancak ikinci klasmandaki bir gazetecinin onun ardından yazacağı anma yazısı kuşkusuz çok daha düzeyli ve güçlü bir gazetecilik diline dayanacaktır. Harun Kolçak’ın hayatında böylesine yakın ilişki kurabildiği bir gazeteci var mıydı, bilmiyoruz. Ölümümün ardından yayınlanan portre yazılarına baktığımızda, stajyer bir muhabirin bile eline verilen temel bilgilerle kotarabileceği basitlikte yazılmış, “Şurada doğdu, şurada öldü”den fazlasını göremiyoruz. Bir de “müteveffayı nasıl bilirdiniz?” türünden, son dakikada yakınlarıyla buluşulup konuşulmuş söyleşiler okuyoruz. Bize bu olağanüstü insanı, Harun Kolçak’ın gerçek hikayesini, ölümünün ardından dört dörtlük anlatabilen bir gazeteci çıkmadı henüz. 

Ülkemizin gazetecilik alanı gerçek hikayeler anlatma konusunda zaten sorunlu. Popüler dünyanın olağanüstü insanlarıyla sıradan zamanlarda yakınlık kurmayı başarabilmiş olan gazeteci sayısı da az. Pop müzik dünyasının ünlüleriyle oturup kalkan, yiyip içen, bedava konserlerin kulislerinde bedava içkiler içerek kendilerine sunulan ayrıcalıkların keyfini süren gazeteci sayısı çok belki. Ancak özenle takip ettiği, gözlemlediği, bir parçası olduğu hayatlardan gerçek gazetecilik hikayeleri bulup çıkartabilecek gazeteci pek yok. Popüler âlem zaten her gün birbirlerine pabucunu ters giydirmeye çalışan kapkaççılarla dolu. Düzeyli magazin yazarlarının sayısı bir elin parmağını geçmiyor. Haliyle, bu dünyada yaşarken üretip zenginleştirmiş, ama artık aramızdan ayrılmış olağanüstü insanların hayatlarına dair anlamlı, kayda değer anlatı üretebilecek yazar yok.  Magazin basınımız “çıktı” habercileri tarafından istila edilmiş. “Ahmet eşcinsel çıktı”, “Ayşe uyuşturucu bağımlısı çıktı”,  “Mehmet evli çıktı”, “Sinem’in sevgilisi fakir çıktı”, “Kerem tuvalete çıktı…” Sıradan insanların, sıradan hayatlarına ilişkin saçma sapan şeyler haber sanılıyor. Bu haberleri yapanlar da gazeteci…

Olağanüstü insanları hem iyi hem kötü zamanlarında bıkmadan takip eden, hastalıkta ve sağlıkta onların yanında olan; bazen mutlu, bazen mutsuz anlarında, fakat onları hep en doğal halleriyle gözlemleme şansına sahip magazin yazarlarımız yok. Bunu anladık. Çünkü Harun Kolçak’ın ardından yazılan çizilenlere baktığımızda, komşu kızı Süheyla’nın da bir kalemde sayıp dökebileceği birkaç sıradan dedikodudan başka bir şey göremedik. Magazincilerimiz, o olağanüstü insanların kendi ağızlarından en mahrem hikayelerini dinlemek için emek vermiş olsalardı, böylesine düzeyli bir yakınlığı kurabilmiş olsalardı, mesela Harun Kolçak’ın ölümünden sonra ardında bıraktığı park cezalarıyla uğraşmazlardı. Bize gerçek Harun Kolçak’ı, bilmediğimiz yönleriyle, unuttuğumuz başarılarıyla, görmezden geldiğimiz güzellikleriyle, ailesinin bile bir türlü kabul etmediği, ama kendisine aşk kadar yakışan özellikleriyle dört dörtlük anlatabilirlerdi. Kolay değil tabii. Önce bu hikayeleri sansürsüz dinleyebilecek bir yakınlığı kurmaları gerekirdi. Ona güven vermeleri gerekecekti. Anlayışlı ve kavrayıcı olacaklardı. Yargılamadan dinlemeye ve anlamaya çalışacaklardı. Olağanüstü bir insanla, bıkmadan, sıradan (bazen de sıra dışı) zamanlar geçireceklerdi. Zamanla, giderek yükselen bir samimiyet ve yakınlık kurulacaktı aralarında. O olağanüstü insan, ölümün yakasında olduğunu bildiği günlerde bile, o güvendiği gazeteciye kendi gerçek hikayesini anlatabilecekti. Hislerini onunla paylaşacaktı. Böylece biz de yarattıkları, yaratamadıkları, sevdikleri, sevmedikleri, duygusal ilişkileri, geriye dönüp baktığında gördükleri, başarıları, zaafları, tutkuları, beklentileri ve hayal kırıklıklarıyla onun gerçek hikayesini öğrenebilecektik. Amerika’da, İngiltere’de, Almanya’da, Fransa’da iyi magazin gazetecileri anma yazılarında böylesi bir deneyimin anlatılarını kuruyor. Çünkü onlar yazar, dedikoducu değil.  

Şu çok açık ki, genç yaşta kaybettiğimiz değerli müzisyen Harun Kolçak’ın kişisel hikayesinin çok azını biliyoruz. Çünkü o hikayenin aslı henüz yazılmadı. Kendilerine magazin gazetecisi diyenler de onun hakkında bizim bildiklerimizden daha fazlasını bilmiyor; ya da bildiklerini anlamlı, etik bir şekilde yazmayı beceremiyorlar. Sıradan hikayeleri, sıradan bir dille yazmayı marifet sayan bu gazeteciler, Harun Kolçak’ın müstesna müzisyenliğinin ve narin kişiliğinin yanında hiç de dikkate almadığımız bazı olumsuz şeyleri onun ölümünden sonra gözümüze sokmayı gazetecilik sanıyorlar. Ülkemiz magazin basını keşke dedikoducu komşu kızı Süheyla seviyesinin üzerine çıkabilseydi.   

www.evrensel.net