Faşizmin beyin ölümü


28 Temmuz 2017 04:15

Dünyanın tüm güzelliklerini sıvayla kapatıp, doğanın renklerinin üzerine beton kuleler dikmeyi biliyorlar. Akılcı ve entelektüel olanı şeytanlaştırıp, batıl ve cahilce olan şeyleri kutsamayı da… Boğucu bir grilikleri var ruhlarımıza saldıkları. Kötülüğü o derece bilge kılıyorlar ki hayatlarımızda, güzel olan, ahlaki olan, doğal olan, insani olan, akılcı olan her şeye karşı inancımızı ve umudumuzu sınıyorlar sanki. Bu karanlıktan çıkış yolu hiç olmayacak mı? Her şey giderek daha mı kötü olacak? 

Çocukların öldürüldüğü, kadınların kadın olmaktan dolayı cezalandırıldıkları, doğruyu söyleyen herkesin sırayla hapse tıkıldığı, muhaliflerin her kurumdan birer birer tasfiye edildiği, bilimsel bakışın yerini hurafelerin aldığı, güvenlik adı altında halk düşmanı orduların kurulduğu, sivillerin her an her türlü kötü muameleye maruz kalabildiği, düşünmenin suç sayıldığı, manyakça bir demokrasi tiyatrosu sahnesinde önceden programlanmış, sahte seçimlerin yapıldığı bir ülke.  Tam bir distopya. Peki, insanlar bu kötülüğe bile isteye destek vermeye nereye kadar devam edecek? 

Ruhum bu sıkıntılı sorularla boğuşurken, Cumhuriyet gazetesinin tutuklu gazetecilerinin duruşması gerçekleşti. Tutuklu Cumhuriyet çalışanı gazeteci arkadaşlarımızın savunmalarını okumak, içimdeki kara bulutların dağılmasına, umudun yeniden az çok yeşermesine neden oldu. Cumhuriyet yazar ve çizerlerinin mahkemede hakim ve savcılara verdikleri ders, adeta faşizmin beyin ölümünü gerçekleştirdi. Kötülüğü ve adaletsizliği gündelik hayatlarının bir parçası haline getirip, korkuyla ve ellerinde tuttukları silahlı güçle insanların özgürlüklerini çalabilirler; ama içerdekilerin yaşadıkları tüm haksızlıklara rağmen korkmadan, yılmadan gerçekleri o kirli yüzlerine vurmalarını engelleyemezler. 

Cumhuriyet gazetesi duruşması ve bu duruşmada konuşan gazeteciler herkesin açıkça gördüğü gibi savunma yapmadılar, kendilerini haksız yere aylardır içeride tutan savcı ve hakimleri yargıladılar. Kendi çürümüş ve kirli ilişkilerinin hesabını veremediği için, masum insanları yok yere cezalandıran bir sistemin eleştirisi yaptılar. Ve zekalarıyla, gerçeğe adanmışlıklarıyla, cesaretleriyle, utanmadan, sıkılmadan, kendilerine en absürt, en saçma sapan soruları sorabilen faşizmin beyin ölümünü gerçekleştirdiler. 

Musa Kart’ın, Ahmet Şık’ın, Akın Atalay’ın, Murat Sabuncu’nun ve tüm diğer haksız yere tutuklanmış gazetecilerin savunmalarını okudukça, içeridekilerin aslında biz dışarıdakilerden çok daha özgür olduklarını fark ettik. Devletin işlediği suçları, hükümet edenlerin kirli ilişkilerini, endazesinden çıkmış hukuk sisteminin şizofrenik, bazen de mizahi hallerini gördük. Ama eninde sonunda her türlü pisliğin çetelesinin tutulduğunu, tüm yolsuzlukların belgelerinin olduğunu ve gazetecilerin eninde sonunda hepimize yaşatılan kötülüklerin hesabını soracak olduklarını hissettik.  

Bu hafta İstanbul Çağlayan Adliyesi tarihi günlere tanıklık etti. Cumhuriyet gazetesi duruşması, hem bu ülkede adalet sisteminin geldiği acıklı durumun anlaşılması, hem de gazetecilik mesleğinin aslında ne olduğunun hatırlanması açılarından önemliydi. Korkmadan, yılmadan, hâlâ doğru, anlamlı ve etik gazetecilik yapma gayretindeki meslektaşların dayanışması açısından da bir mihenk taşıydı. 

Haksız yere özgürlükleri çalınan, doğruları yazmaları engellenen o gazeteciler bir gün çıkacak, yine yazacak. Bu hafta Çağlayan Adliyesinde faşizmin beyin ölümü gerçekleşti. Aklı olan gerekli dersleri çıkartır. Gerçi akıldan, vicdandan, yaratıcı zekadan ölümden korkar gibi korkuyorlar. Aklı, zekayı, vicdanı, doğayı, güzelliği, insanlığı temsil eden tutukluları neden aylarca, yıllarca mahkemeye çıkartıp, savunmalarını dinlemek istemedikleri de bu vesileyle anlaşılmış oldu. 

Kötülüğü akıl, vicdan, adanmışlık ve cesaret yenecek. Umut var.

www.evrensel.net