Böyle bir şey oldu, sayenizde


16 Haziran 2017 04:15

CHP milletvekili ve Hürriyet Gazetesinin Eski Yayın Yönetmeni Enis Berberoğlu terörle mücadele yasası kapsamında 25 yıl hapis cezası alınca, Kılıçdaroğlu patlamış: “Böyle bir şey olabilir mi?” 

İnsan bazen hayret ediyor. 

Kılıçdaroğlu acaba Patagonya’da mı yaşıyor? 

Kendisi, HDP’li milletvekillerini ve parti genel başkanlarını hapse atmak için oylanan ve milletvekili dokunulmazlığını kaldıran yasanın Meclisten geçmesinde kilit rol oynayan CHP’nin genel başkanı… HDP’li vekiller anayasaya aykırı bir şekilde tutuklanıp, parti üyelikleri düşürülürken, acaba Kemal Kılıçdaroğlu neyle meşguldü? Arşivlere bakılırsa, “Anayasaya aykırı ama dokunulmazlıkların kalkmasına evet diyeceğiz. Biz de bedel ödemeye hazırız” diyordu. 

Enis Berberoğlu’nun tutuklanması da aldığı ceza da absürt. Ama bu ülkede son 10 senede yaşanan ne absürt değil ki? CHP’lilerin kendilerini de yakması çok muhtemel olan bu yangını görememeleri hatta yangına körükle gitmiş olmaları da absürtlüğün bir diğer yanı. Ülkedeki tüm muhalif kesimleri tutuklamaya, yaşarken ölüme mahkum etmeye, işsiz, aç, çaresiz bırakmaya ant içmiş bir iktidarın kirli oyunlarına destek vermek ne kadar akılcıysa, Enis Berberoğlu’nun başına gelen hukuksuzluk da o kadar akılcı. En azından dönemin ruhu açısından öyle. Ama anlaşılan Kılıçdaroğlu “Biz de bedel ödemeye hazırız” derken, bir gün hakikaten o Anayasa’ya aykırılığın kendilerini de vuracağına hiç inanmamış. 

Halk için değil, parti için politika

CHP, katılımcı demokrasiyi hedef alan çok fazla hata yapmış bir parti. Ama CHP’liler maalesef hatalarından ders almıyor; halk için değil, partinin çıkarları için girdikleri kirli iş birliklerinden utanmıyorlar. Olan bitende kendi sorumluluklarını görmezden gelip, suçu hep başkalarına atmakta da üstlerine yok. Çünkü AKP’liler ne derece kendilerini ülkenin “sahibi”, “halkın patronu” olarak görüyorsa, CHP’liler de kendilerini ülkenin “kurucusu” olarak görüyorlar. O nedenle “Bize bir şey olmaz” mantığıyla hareket ediyorlar. Kendisini ülkenin yeni patronu ve daimi kurucusu olarak gören bu iki partinin yöneticileri, halk için iyi işler yapacaklarına, halkın ekonomik, siyasi ve kültürel hassasiyetlerini sömürerek kendi partileri ve çevreleri için çıkar peşinde koşuyorlar. Nasıl olsa onlara bir şey olmaz. Nasıl olsa onlar hep Mecliste olacaklar, iyi bir şey yapsalar da yapmasalar da sabit seçmenin oyu cepte. Bu çıkar çatışmasının iki aktörü, iş ülkede halkın yüzde 10’undan fazlasının desteğini almış legal bir siyasi partinin seçilmiş vekillerini ve partiye oy vermiş sıradan insanları yasa dışı yollarla tasfiye etmeye geldiğinde gözlerini kırpmadan “evet” oyu verebiliyorlar. “Anayasa’ya aykırı ama evet” diyebiliyorlar. Halkın iradesiyle ve demokrasiyle dalga geçebiliyorlar. Özellikle müzmin ana muhalefet CHP açısından durum enteresan. CHP’nin bu çarpık kafa yapısıyla Meclise girip siyaset yapabilmesinin tek nedeni ülkedeki laik, milliyetçi, Kemalist kesimin değişmez oy verme eğilimi. Şimdi bu aptal politika dönüp kendilerini cezalandırıyor. Destek verdikleri Anayasa’ya aykırı işlerin, bir gün gelip kendilerine karşı kullanılmayacağını düşünecek kadar saf olmaları ve sadece kendi milletvekilleri hapis cezası alınca olan bitene hayret etmeleri gerçekten dumur ötesi bir durum. 

Gerçekten güçlü olsaydı

Şimdi bir Gandi yürüyüşü tantanası yapılıyor, neymiş efendim, Kılıçdaroğlu direniş yürüyüşü yapacakmış da, Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasını protesto edecekmiş. Partililer de sosyal medyadan esip köpürüyor, “CHP’nin gücünü göreceksiniz!” CHP gerçekten güçlü bir parti olsa, halk için ve demokrasi adına siyaset yapan bir parti olsa, Kılıçdaroğlu önceki gün Hakkari Yüksekova’da gazetecilik yaptığı için yargılanan Nedim Türfent’in duruşmasında olurdu. 13 aydır tutuklu olan DİHA Muhabiri Nedim Türfent, işkence ve kötü muameleyi belgelediği haberleri nedeniyle terör örgütü üyeliğinden yargılanıyor. 1 aya yakın süredir tecritte tutulan Gazeteci Türfent’in son duruşması ülkede basın ve ifade özgürlüğünün korkunç halini gözler önüne seriyor. Gözaltında kendisi de işkence gören ve aylardır suç olmayan bir şeyden dolayı tutuklu yargılanan bu gazetecinin Enis Berberoğlu’dan ne farkı var? Mahkemede, Türfent aleyhine tanıklık yapan 13 kişiden 12’si, ifadelerinin işkenceyle alındığını ve gazetecini haksız yere yargılandığını söylemiş. Ama gazeteci hâlâ serbest kalmıyor, hâlâ terör örgütü üyeliğinden yargılanıyor.

İşte CHP ve Kılıçdaroğlu gerçekten büyük ve güçlü olsalardı, sadece kendi başlarına gelen felaketlere şaşırıp, kendi problemlerini dile getirmek için “büyük yürüyüşler” yapmazdı. Hem hapisteki seçilmiş HDP’li vekillerin, parti üyelerinin, hem hapisteki Türk-Kürt bütün gazetecilerin, kayyum atanmış HDP’li belediyelerin, hem de KHK’yle işlerinden atılan ve bunun için aylardır direnen açlık grevindeki Gülmen ve Özakça’nın haklarını savunmak için yürüyüş yapardı. Halkın her kesiminden, kendisine oy veren veya vermeyen, mağdur olmuş tüm vatandaşların haklarını koruyabilecek, onlar için adalet arayacak bir parti Türkiye partisi olabilir ancak. Rakibini yok etmek için adaletsizliğe göz yuman, ama aynı adaletsizlik kendisini bulduğunda hayret edecek kadar zavallı olabilen bir lider de Türkiye lideri olamaz. 

Bizim Türkiye partilerine ve Türkiye için çalışacak liderlere ihtiyacımız var; parti çıkarları ve kişisel hırslar için politika yapanlara değil. Böyle politikacılar dünyada çıkıyor. İngiltere’de İşçi Partisinin ve Lideri Jeremy Corbyn’in başarısına bakın. “Böyle bir şey olabilir mi?” diyerek kendi yarattığı pisliğe karşı tavana bakanlar olmasa, bu ülkeden de Corbyn gibi asil, hak ve adalet için, demokratik idealler peşinde koşan siyasetçiler çıkabilirdi. Hatta çıktı da. Ama Kılıçdaroğlu gibiler kendi koltukları gidecek diye korkup onları hapse attırdılar. Şimdi de utanmadan Gandi’cilik oynuyorlar. Çoktan istifa etmiş olması gereken insan. Ayıbın dibi. 

www.evrensel.net