30 Mayıs 2017 05:00

Obradovic

Paylaş

Fenerbahçe basketbol takımının Avrupa şampiyonu olmasında en büyük payın, takımı yöneten Obradovic’de olduğunu herkes biliyor. Çünkü, final maçı dahil, Fenerbahçe takımı, gözle görünür şekilde Obradovic’in yönlendirmesiyle oynuyordu. Herhangi bir oyuncunun, onun verdiği talimatlar dışında davranması olanaksızdı. Oyunun akışına göre, basketbol sahasının yan çizgisinde ileri geri gidiyor, kritik her anı izleyerek talimat veriyordu. Bu talimatların biraz olsun dışına çıkan bir oyuncuyu Obradovic affetmiyor, hemen üstüne yürüyordu. Hem de nasıl bir yürüme? Yüzündeki ifadeye bakarsanız, bu oyuncuyu parçalayıp yiyecekmiş gibi yürüyordu üstüne! Maçları benim gibi televizyondan seyredenler, korku veren bu yüz ifadesini sıkça görmüşlerdir.

Tuttuğunu illaki koparmak isteyen böyle bir karakter yapısını Obradovic örneğinde ilk kez görmüş değiliz. Başka alanlardan birçok örneği okurlarım sayıp dökebilirler. Ayrıca, rakiplerini silip geçen bu gibiler yüzünden hayatta yaşananlar öyle geniş bir alanı kapsar ki, bu değişik alanlar basketbol maçına hiç benzemez!

Neyse.. siyasete falan yaklaşmayalım ve biz yine Mösyö Obradovic’e dönelim:

Sırp asıllı olan Obradovic, gençliğinde Yugoslavya’nın Partizan takımında basketbol oynamış, bu yıllarda ülkesinin en iyi “oyun kurucu”su olarak tanınmıştı. 1991 yılında takım çalıştırmaya başlayan bu değerli basketçi, kazandığı başarılarla dikkati çekince İspanya’nın Badalona takımının başına geçmiş, 1994’te ise ünlü Real Madrid’i çalıştırmaya başlamıştır. Avrupa’nın batısındaki İspanya’dan, kıtanın ortasındaki Yugoslavya’ya, güneyindeki İtalya’dan doğusundaki Yunanistan’a kadar, çalıştırdığı takımlarla kariyerinde dokuz Avrupa Şampiyonluğu bulunan Obradovic, 1998 yılında Yugoslavya Milli Takımı’nın FİBA Dünya Şampiyonası’nda birincilik almasını sağlamış, 2007 ve 2011’de ise Avrupa’da “yılın koçu” seçilmişti.

Bizde bu tür karakterlere “Tuttuğunu koparan” denir. Unutmayalım ki, tuttuğunu koparma kararlılığında olan insanlar, yalnızca basketbolda değildir. Söz konusu karakteri, futbolda örneğin Fatih Terim’in taşıdığını görüyoruz. İnsan bilimlerinde, başka deyişle “sosyal bilimler”de, hiç düşünmeden İlber Ortaylı dostumuzu örnek gösterebiliriz. Sanat alanında ise yakından izlediğim bu cins bir yeteneği unutmam olanaksız: Girdiği uluslararası yarışmalarda Avrupa birinciliğini kazanmak yetmiyormuş gibi, Amerika’da yapılan “Kıtalararası Yarışma”da yine birinciliği almıştı.

Şu da var ki, söz konusu genel karakterin siyasete yakıştığını söyleyemeyiz. Çünkü siyaset, sadece tek görüşün egemenliğini değil, değişik görüşlerin yarışmasını içerir. Öyle değil miydi?

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...