09 Mayıs 2017 04:15

CHP’de anlaşılmaz durumlar

Paylaş

Bizde kimi zaman kızışan parti içi çekişmelere artık karnımız tok. İktidar partisini geçelim, onun hakkındaki tanım ve yargılar, bizimle sınırlı kalıyor ve orada noktalanıyor. “Ana muhalefet partisi” CHP’ye gelince… Tek parti dönemini konumuz dışı bırakırsak CHP, siyasal yaşama tarihte yalnızca bir kez yeni bir ses, yeni bir söz getirebildi: Bülent Ecevit’in getirdiği bu yeni söz, halkla da bütünleşebildi:

Ecevit, o döneme kadar Türkiye’deki siyasal terminolojiye girememiş olan SOL terimini dikkatle kullanarak “Ortanın solu” sloganını üretebildiği için tarihe geçmiştir. Ecevit sonrası CHP’nin zikzaklı siyasal karışımını ise tanımlamak zordur. Böyle olunca korkarız ki CHP, kişisel çıkarlarını öne alan sınırlı bir “profesyonel partici çevre”nin yeniden kucağına düşebilir. Bu “profesyonel partici çevre”, makam kapmaktan tutun, belediyelerin olanaklarından yararlanmaya kadar birçok çıkar sağlayan işin içinde olmayı başarmış, günümüzde de iştahla yeni bir saldırıya geçmiştir. Bu keşmekeş içinde Bay Kılıçdaroğlu’nun kadroları da fire vermeye başlamıştır. Oysa şurası bilinmeli ki, CHP içinde gerçek demokrat, sağlam kadrolar da vardır. Onların bu tür kaşarlanmış particilerin oyununa gelmeyeceğini düşünmek istiyorum. Daha ne yapabilirim? 
        
3 Mayıs 2017’de Berlin’de neler oldu?        

       Geçen hafta 2 Mayıs günü, Türkiye’nin “solcu” bilinen birkaç demokrat gazetesinde, tam sayfa Almanca bir ilân çıktı. Bu koskocaman ilân, her biri nal kadar büyük harflerle 3 Mayıs Çarşamba günü, Berlin’deki ünlü Brandenburg Kapısı’nda, saat 17.30’da başlayıp gece 22’ye kadar sürecek olan bir Açıkhava Konseri’ni açıklıyor, altında da Almanca olarak Türkiye ve benzer ülkelerde hapis yatan bütün gazetecilere özgürlük sözcüklerinden oluşan bir slogan yer alıyordu. Onun altında, Jilet Ayşe, Mikail Aslan, Sultan Tunç gibi üç yurttaşımızla birlikte, 15 Alman sanatçının ve müzik grubunun adı sıralanıyordu. 

       Bu tam sayfa Almanca ilânda benim asıl dikkatimi çeken, ilânı Türkiye’deki gazetelere veren (yani ilânın parasını ödeyen) onlarca Alman kurumu ve basın organıydı. Bunlar arasında, “Bulvar basını” olarak tanınan ve milyonlarca satan ünlü BİLD gazetesi; ağırbaşlı, ama tutucu (muhafazakâr,) yönüyle bilinen WELT gazetesi; Sınır Tanımaz Gazeteciler Örgütü, Amnestiy International (Uluslararası Af Örgütü); Kültür Forumu/Türkiye-Almanya da vardı.

       Bu tam sayfa ilân, kuşkusuz ki uluslararası insanlık dayanışmasının taptaze bir örneğiydi.

       Tek başıma ben, bu ilânı verenlere ve konseri düzenleyenlere nasıl teşekkür edebilirim? Geleneklerimize uyarak hiç çekinmeden şöyle demeliyim: Onlardan Allah razı olsun!  

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...