Medya sirki rahatsız


05 Mayıs 2017 04:59

Referandum heyecanı yatışıp, sonuçlar öyle ya da böyle netleştiğinden beri, AKPgil medyada gözle görülür bir söylem değişikliği yaşanıyor. Bu belirgin söylem değişikliği, “endişeli bakış” ile “yazıklar olsun” anlatısı arasından gidip geliyor ve AKPgil köşe yazarlarının referandum sonrası yazıp söyledikleri sistematik olarak tarandığında, 2019 kasımına yönelik ciddi korkularının olduğu net bir şekilde okunabiliyor. 

“Halkın oyu çantada keklik değilmiş.”
“Pazara kadar bizimle gelenler, mezara gitmeden yarı yolda trenden inebiliyormuş.”
“Bugün yapacaklarımız yarını hazırlayacak.” 
“2019’da ne olacağını Erdoğan’ın dili ve ilişki biçimleri belirleyecek.” 
“AK Parti önemli gelişmelere gebe.” 
“AK Parti eriyor mu?”

Bu sözler yıllardır AKP ve Erdoğan borazanlığı yapmakta ustalaşmış kimi yazarlar tarafından son günlerde sarf ediliyor ve geleceğe dönük korku ve endişeyle, referandum pişmanlıklarına örnek teşkil ediyor.

Başkanlık referandumunda Erdoğan’a en büyük darbenin AKP tabanından geleceğini ve özellikle küstürülmüş, düşmanlaştırılmış mütedeyyin kesimlerin bu sefer güçlü bir “hayır” diyeceğini daha önceki yazılarımızda öngörmüştük. Bu öngörümüz haklı çıktı ve AKP hem büyük şehirlerde hem de eğitim oranı yüksek olan bölgelerde milliyetçi, İslamcı kesimin desteğini alamadı. Milli Görüş çizgisi, özellikle Saadet Partisi tabanı Erdoğan’dan uzaklaştı, MHP’nin okumuş etmiş seçmeni de başkanlık sistemini reddetti. Liderlerine adeta bir köpek gibi bağlı olan bazı gazeteciler hâlâ “Yok aslında Ankara’yı kaybetmedik, yine kazandık” şeklinde saçmalaya dursunlar, bariz kaybın acısıyla AKPgil medyada ciddi bir çalkalanma ve fikir tepişmesi başladı bile. Kısacası, bu referandum sonrasında aritmetik ölçekte atı alan Üsküdar’ı geçmiş olabilir, ama atın nalları çın çın ediyor, mıh düşmüş, at binenin omuz, baş, kalça, topuk dengesi kaymış durumda. 

Evet, at binenin, kılıç kuşananın derler. At binmek konusundaki geçmişi türlü çeşitli mizaha konu olmakla birlikte, bizim binici daha attan inip eşeğe binmeden (Yani henüz yeniden başbakan olmadan) kendi cenahından tekinsiz eleştiriler almaya başladı bile. “Söylemini değiştirmesi lazım”, “Ahde vefa lazım”, “Küstürdüğümüz insanlar var”, “Yüzde 51.4’ün yüzde 60 olması lazımdı. Neden olamadı? Bundan sonra nasıl olur?”, “FETÖ operasyonlarında çok hata yapıldı, kuruyla yaş birbirine karıştı”, “2019’da kendi kazdığımız kuyuya düşmeyelim”… Tayyip Erdoğan’ın çok acilen 2002-2007 arasındaki devlet adamlığı söylemine geri dönmesi, AB ile dondurulan ilişkileri düzeltmesi, Kürt meselesinde işgalci değil, barışçı ve kalıcı bir çözüm için adımlar atması gerektiği ve hepsinden önemlisi, toplumun her kesimini kucaklayan eski “çekici” söylemine geri dönmesi gerektiği yandaş medya kalemleri tarafından açıkça dile getiriliyor artık. Bunu dile getirenler hem yıllardır Erdoğan’a destek veren neoliberaller, hem de piyasacı, İslamcı, muhafazakar AKP medyasının son 15 yılda öne çıkmış yazarı-çizeri. 

Referandum sonuçlarının meşruiyeti hâlâ sorgulanırken ve anlaşılan o ki, resmi sonuçların gerçekliğine AKPgil medyanın neferleri bile itibar etmezken, Tayyip Erdoğan’ın 2019’a doğru uzanacak olan yeni politik serüveninde çokça eleştiri alacağı ve kendisini hizaya getirmek için sık sık uyarılacağı seziliyor. Bu durum, medya sirki için yeni bir şey. Çünkü İslamcı kesimde referanduma kadar, özellikle de 15 Temmuz sonrasında Erdoğan’ın herhangi bir eylemini, kararını, sözünü eleştirebilen tek bir gazeteci bile çıkamamıştı. Oysa referandum sonrasında ağızlar açıldı, gözler yumuldu. Bunu çok izlenen televizyon kanallarının tartışma programlarında net bir şekilde görmek mümkün. Demek ki artık korkulan şey lider değil; çünkü lider güç kaybetti. Artık asıl mesele bundan sonra sahip olunan güç ve iktidarı kaybetmemek. Erdoğan’lı veya Erdoğan’sız. 

Nitekim 17 Nisan tarihli gazetelerin manşetlerine baktığımızda, yağız atıyla şaha kalkarak Üsküdar’ı geçen muhteşem bir Reis destanı görmüyoruz. 16 Nisan referandumunu “Erdoğan’ın başarısı” olarak nitelendiren tek gazete olan Habertürk haricinde, tüm AKPgil basın,manşetlerinde “Halk kazandı” anlatısını işliyor. “Halk ihtilali”, “Türkiye kazandı”, “Türkiye’nin zaferi”, “Milletin zaferi”, “Millet yönetime el koydu”, “Yeni Türkiye” gibi başlıklar, AKPgil basının 17 Nisan manşetlerinden bazıları. “Erdoğan kaybetti belki, ama en azından halk kazandı” demek istiyorlar açıkça. Züğürt tesellisi. Yandaş basın ortada bireysel bir zafer olmadığını biliyor, görüyor ve normalde yenilgi olan bir şeye zafer de diyemeyeceği için, bu sefer sandıkta sözünü net bir şekilde söyleyen halka sırnaşmayı seçiyor. Televizyon kanallarındaki temkinli sükunet bile manalı. 15 Temmuz sonrası üzerimize boca edilen Erdoğan güzellemeleriyle dolu içli şiir ve marşlardan eser yok artık. 

AKPgil medyanın temkinli duruşundan ve söylemlerinden benim anladığım şu: Atı alan Üsküdar’ı geçti, ama bunu yaparken çaldığı minareyi de kılıfına bir şekilde uydurdu. Minare bir süre atın arkasından düşmeden idare edilebilir. Ama hem süvarinin arkasından gelen askerler olarak biz bu çalınan minarenin farkındayız, hem de süvarinin nalı düşmüş, dengesi kaymış, daha ne kadar at üstünde durabilir belli değil. Biz iyisi mi ayağımızı denk alalım; sırtımızı sağlam kazığa bağlayalım… Son günlerde AKPgil medyada sıkça rastladığımız endişeli bakış kısaca böyle. 

AKPgil medyada referandum sonrası panik ve çatışmalar yer yer parçalı bulutlu, yer yer sağanak yağış şeklinde belirgin bir gerginlikle kendisini belli ediyor. Bu ortamda, bir yandan Erdoğan’a uzun yıllardır hizmet etmiş olan bazı medya neferleri saf tutmada hata ettikleri için harcanırken, bazıları da artık hedefe kilitlenip düşündüklerini sakınmadan, korkmadan söylemeye cesaret ediyor. Sonuçta, bu referandum yenilmez lider korkusunu da yok etmiş gibi görünüyor. Her diktatörün bir son kullanma tarihi var; kanımca AKPgil medya da referandum sonucundan çıkan gerçek tabloya bakıp, her ihtimale karşı içten içe yeniden yapılanıyor. 

www.evrensel.net