28 Şubat 2017 05:01

Yaşar Kemal ölmedi

Paylaş

Bugün 28 Şubat 2017: Yaşar Ağabey’imin göçüp gitmesinin ikinci yılı! 

Onun ölmeyeceği üzerine yazmak görevini, bir kez daha yerine getirmek istiyorum. 

O güne değin, Azrail’le kim bilir kaç kez tutuşmuştu Yaşar Ağabey? Ölümü “bu sefer de erteler” umudundaydım ve şöyle düşünüp avunuyordum:

“Yaşar Kemal’in yanında kim oluyor lan bu Azrail?” 

Birincisi, bu yurdun Kürt asıllı büyük yeteneğiydi o! Ezeni ve ezileniyle yalnızca bizim toplumun değil, bütün insanların, insanlığın yazarıydı… İnsanoğlunun doğayla ve birbiriyle ilişkilerini görüp anlamış ve yazmıştı. Eserleri 39 dile çevrilmiş, 72,5 millet tarafından okunmuştu. Azrail de kim? “Herhalde onun için adı Yaşar’dır!” İkincisi, “destancı” olmakla kalmaz, müthiş bir halkbilimcidir o! Sanki halkın sanatını deşip karnını bağırsağını yemiş bitirmişti. Hanyayı Konya’yı anlamakla yetinmemiş, kavgadan kaçmamış bir yazardı. Öyle olduğu içindir ki önceleri, yani ilk gençlik yıllarında, Adana’nın Kozan Cezaevi’nde biraz hapis de yatmıştı. 

Bu yıllarda “Kemal Sadık Göğçeli” imzasını kullanırdı, şiirler yazardı. Mapustan çıkınca (ki tam 67 yıl önceydi) İstanbul’a gelip Cumhuriyet gazetesine girdi, “Yurt haberleri servisi”nde çalıştı. Önce Çukurova bölgesinden, sonra Doğu’dan yaptığı röportajlarla tekmil okurları şaşırttı: “Vay anasına! Neler de varmış? İnsanlar ne acılar çekermiş yurdumuzda? Yuf olsun! Yuf yuf!” dedirten işte oydu. 

Sonrasını söyleyeyim: O inanılmaz gözlem gücünü uyguladığı hikâyeler yazmaya geldi sıra: Bu hikâyeler, önce “Sarı Sıcak”, sonra “Bütün Hikâyeler” adı altında yayımlandı. İlk romanı “İnce Memet”, İstanbul’un kimi yazarlarını fena halde sarstı. Ardından, “Teneke” geldi ve sonra “Ortadirek”, “Yer Demir Gök Bakır”, “Ölmez Otu” üçlüsünde topraksız ve çaresiz köylüleri anlattı. Bana imzalayarak verdiği, trende okuyup bitirip trende unuttuğum “Binboğalar Efsanesi”nde, tarih sahnesinden çözülüş aşamasındaki Türkmenler’i işledi. “Demirciler Çarşısı Cinayeti”nde ise kan davasını ve öç alma saplantısını, okurları ürküte korkuta anlattı. (Biz o sırada Ankara’da Kazıkiçi Bostanları’ndaki Yıldırım Bölge Askerî Hapishanesi’ndeydik, “Yaşar Ağabey neden böyle işkenceler yazıyor?” diye bozulmuştuk. Oysa insanın hep sürüp giden bir tarafıydı işkencecilik, yazmasın mı?)

12 Mart 1971 darbesinin ikinci günü, Davutpaşa Kışlası’na götürülen aydınlardandı. Aylar sonra, bu kışlanın Haliç’e bakan bir koğuşundan o çıktı, biz girdik oraya, unutur muyum o günü? 12 Eylül 1980 darbesinde ise yemedi ona dokunmak. Dünyanın tanıdığı büyük bir yazara hangi köpek yanaşabilirdi ki ısırsın?

BİR NOT: Fazıl’ın uluslararası başarıları karşısında hep sustum, gururumu kendime sakladım. Ama genç piyanistimiz Dengin Ceyhan’ın hapse atılması olayı önünde gösterdiği dayanışma için, onu şimdi burada açıkça övmek istiyorum: Çeyrek yüzyıldan bu yana, her yıl 365 günün 345’inde yurtdışında ülkesi adına sanatını dinletmek için çırpınan Fazıl’ın, yurdumuzda her olan biteni izlemesinin ve hemen müdahil olmasının adı bellidir: Yurtseverlik.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...