23 Nisan 2016 05:00

Toz Bezi: Kadınlık, Kürtlük ve yoksulluğun kesiştiği yerde...

Paylaş

Ahu Öztürk İstanbul Film Festivali’nin kapanış töreninde Toz Bezi filmiyle en iyi film ve en iyi senaryo ödülünü alırken ‘Barışı kadınlar kuracak’ dedi. Filmin kendisi kadar gerçek ve bir o kadar içten söylenmiş bu sözler, çocuğunun ölüsünü buzdolabında tutmak zorunda kalan anneden tutuklu akademisyen (Umarız siz bu yazıyı okuduğunuzda artık serbest) Meral Camcı’ya uzanan yolun bir sonrasında kadınlara yaslandığı, gücünü onlardan aldığı için ümit veriyor.

İki yıl kadar önceydi. Toz Bezi filminin provaları arasında ekiple bir röportaj yapmıştık. Karşımızda enerjisi yüksek ve heyecanlı, bir o kadar da naif ve mütevazı bir kadın ekip vardı. Filmin iki haftaya başlayacak çekimleri, telaşı iyice arttırmış, provalar hızlanmıştı; hazırlıklar tamamlanıyordu. İki yıl sonra Toz Bezi’ni izlemek ve seyircideki karşılığını gözlemlemek çok iyi geldi.

Yönetmen Ahu Öztürk, Toz Bezi’nin yazımı üç yıl süren senaryosunun temelini çocukluğunda bulduğunu söylüyordu: ‘Teyzem gündelikçiydi. Gündelikçiliğin ne olduğunu bir sabah onunla gittiğim bir evde öğrendim. Hiç görmediğim nesneler, kitaplıklar, duvardaki tablolar... Acayip bir şeydi. Her an o evin çocuğunun oyuncaklarıyla oynamaya başlayabilirdim ama oynamamam gerektiğini biliyordum.’ Şaşkınlık, oyuncaklara dokunma arzusu ve çocuk isteğin önündeki aşılmaz ket Ahu Öztürk için Toz Bezi’nin temelindeki duygu olmuş. Öztürk bu duyguyu hayatı boyunca derlemiş durmuş: ‘Belki de çok ifşa edilmemesi gereken bir şey olduğunu sandığımdan gündelikçilikten utanıyordum. Seneler sonra bu utancı aştığımda ve asıl bu utançtan utanmam gerektiğini fark ettiğimde Toz Bezi’ni yazmaya karar verdim.’

Benliğine böylesine içkin bir hikayeyi yazarak nesnelleştirmeye çalışmak zor iş. Senaryo yazımı Ahu Öztürk’ün deyimiyle daimi bir soyunma haline dönüşmüş: ‘Senaryonun uzun bir yolculukta, kazıya kazıya çıkması gereken bir şey olduğunu fark ettim. Başlarken politik, etik, kültürel yerlerden kurduğum cümlelerin yazarken, karakterleri kurarken hiçbir işe yaramadığını fark ettim.’ Ahu Öztürk’ün yüzleşe yüzleşe, kendisini kanata kanata yazdığı, tüm hayatına yayılan çok katmanlı senaryosu kadınlığın, Kürtlüğün, yoksulluğun, işçiliğin, anneliğin kesiştiği noktalarda en güçlü sözünü söylüyor.

Senaryonun gücü, filmin başrol oyuncularından Nazan Kesal’ın ekibe katılma kararında etkili olmuş: ‘Filmin sinopsisini Twitter’da gördüm ve hemen Çiğdem Mater’e (yapımcı) yazdım. Çok iyi yazılmış bir senaryo. Hiç tanımıyordum ama Ahu ile sinema ve filmler hakkında konuştukça ne kadar doğru bir iş yaptığımı fark ettim. Tercih edildiğim için de çok mutluyum. Sinema gözü yüksek, ne yapmak istediğini çok iyi bilen bir yönetmen.’ Filmin diğer baş karakteri Nesrin ise Asiye Dinçsoy düşünülerek yazılmış. Dinçsoy, Nesrin’in içine çok işleyen bir karakter olduğunu söylüyor ve ekliyordu: ‘Nesrin’den çok şey öğrendim. Nesrin’in duygusuyla çok haşır neşirdim, her şeye onun gözüyle bakıyordum.’

Bir filmin gücünü, seyirciyle ilişkisini, anlattığı hikayenin samimiyetini aldığı ödüller tek başına belirleyemediği gibi bu işler öyle formüllerle de çözülemez. Ne filmleri ne de filmlerle ilgili yazılan çizileni toplumsal, tarihsel ve politik bağlamlarından bağımsız anlamlandıramayız. Festivallerde hikayesi olan insanların çektiği filmleri izliyoruz ve evet bu ülkede Kürtlerin, kadınların, işçilerin anlatacak hikayesi çok; yeni soluklarla, yeni alanlarda anlatıyorlar. Duymak istemeyen kulağa, görmek istemeyen göze bu filmlerin batması da bu hikayenin belirleyici bir parçası. Toz Bezi gibi filmlerin sınırsız alanlarda, sonsuz hoşgörü ve kayırmayla kollandığı iddialarını, yüz yıllık ezberlerden bağımsız değerlendirmek mümkün değil. Kürtlüğün, kadınlığın, işçiliğin kesişim noktalarından sızan güçlü bir senaryoda temellenen, olgun sinema diline kavuşsun diye her adımda çok çalışılmış ve nakış gibi işlenmiş bir filmin seyircide bulacağı karşılılık, ezberleri bozar geçer. Geçtiğimiz çarşamba akşamı Toz Bezi’nin ekipli gösterimi için salona sığanlar kadar dışarıda seyirci kalması bu ilişkinin göstergesiydi. Biz bu hikayelerden çıkan filmleri izlemeye devam ettiğimiz sürece Türkiye sinemasında ümit var.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa