Bundan sonrası anlatım bozukluğu


08 Ekim 2016 08:40

Halkın önemli bir bölümünün haberlerini televizyondan aldığı bir ülkede yaşıyoruz. Ve televizyon hiç bu kadar faydasız hatta yıkıcı bir ev eşyası olmamıştı... Geçen hafta Redhack’in ifşa ettiği yazışmalar üzerine Aydın Doğan “Kırk yıldır devletimiz ve milletimizin çıkarlarını savunduk. Bağımsız yayınımızı sürdüreceğiz”diyerek anlatım bozukluğu dediğimiz şeyin kategorik tanımını yapan cümleler sarf etti. Tam o sıralarda aralarında imc TV ve Hayatın Sesi’nin de olduğu on iki televizyon ve on radyo kanalının yayınları birer birer kesiliyordu. Birkaç gün içinde bu kanalların kapılarına mühür vuruldu, yayın malzemeleri TRT’ye devredildi. Yetkililer mühürlemek için imc TV binasına geldiğinde canlı yayın sürüyordu. Kanal çalışanları, canlı yayında tek yumruk direndiler, binayı kolay kolay terk etmediler. Aynı akşam kapatılan TV kanalları o kanalları temsil edenlerin yokluğunda güya CNNTürk’te konuşuldu. Yayından hemen önce Galatasaray Meydanı’ndaki protestoda CNNTürk’ün ne oradakilere mikrofon uzatan bir muhabiri ne de görüntü alan bir kameramanı vardı. OHAL fırsatında, hukuksuz biçimde kapatılan yayın organları CNNTürk ekranında doğru düzgün bir haber olmak bir yana, sadece kerhen gündeme geldi.
İşte sorunumuz tam da bu. Haber alma hakkımız, “güya” yapılan haberciliğe, sahte demokrasi ve sahte bağımsız yayıncılığa, Aydın Doğan’ın yukarıdaki lafında vücut bulan topyekün bir anlatım bozukluğuna mahkum edilmiş durumda. Sorulurmuş gibi yapılan sorulara mahkum edilmek isteniyoruz. Kapatılan kanalların varlık sebebi de burada yatıyor. Sesi duyulmayanın sesi olmak, öteki hakkında değil, ötekiyle birlikte haber yapmak, sahte gündemi değil hakikati ekrana taşımak, imc’nin, Hayatın Sesi’nin, TV10’un yola çıkış noktası, yol haritasıydı. Şimdi hakikatle temasımız kesilmiş durumda. O hakikate en çok ihtiyacı olanların umursamazlığına karşı ise öfke ile vazgeçmişlik arasında gidip gelen bir duygu hali hakim. Bu hal, Saha Notları’nda daha önce yazdığım “Türkiye medyasında daha kötü ne görebiliriz” temalı yazıları boşa çıkartan karanlık bir hal.
Bu hafta Saha Notları’nın bir parça kişisel olması kaçınılmaz. Bu yazıyı yazmak o yüzden de çok zor. imc TV benim için bir sürü şeyin yanında hayatımın son beş yılını kaplayan, zenginleştiren, anlamlandıran medya pratiğinin adı. İmc ekranında ilk kez 2011 Eylül’ünde sabah kuşağında çalışmaya başladım.Yayın teklifini severek kabul ettiğimde, doktora tezimi yazarken hem de bir etnograf olarak, her sabah eleştirel medya okuması yapmak zihnimi diri tutar diye düşünmüştüm. Azımsamışım. Hafta içi her sabah saatlerce süren canlı yayın için sabaha karşı 3’te yataktan coşkuyla kalkmak sadece zihni diri tutacak bir iş için yapılacak şey değil. Sabah kuşağı sunduğum üç yıl boyunca her gün sabırsızlıkla kanala vardım. Canlı yayınlarımızda Roboskî Katliamı’na, açlık grevlerine, ataması yapılmayan öğretmenlere, Suriye’de savaşın ilerleyişine, kadın cinayetlerine, işçi cinayetlerine, kısaca sesi duyulmayanın gözünden hakikate tanık olduk. Beş yıl süren Öteki Sinema’yı her seferinde ilk günkü heyecanla hazırladım. Medya Atlası’nda  çok güzel insanları ağırladım, Türkiye’de medya ve gazetecilik kültürüne dair çok önemli anlatılar dinledim. El yazısıyla yazılmış izleyici mektupları bütün diplomalarımdan daha değerli. Şimdi geriye Türkiye medyasında kocaman bir boşluk kaldı belki. Ama yüzlerce insanın imc TV, Hayatın Sesi ve diğerleri için verdiği onca emek boşa gitmez. Su akar yolunu bulur.

www.evrensel.net