07 Temmuz 2015 04:36

Başaran Ağabey

Paylaş

Köy enstitülerinden yetişen kuşağın başta gelen önemli bir işlevi, yurdumuzun yoksul köylülük gerçeğini bütün yönleriyle başarılı biçimde sergileyerek edebiyatımıza armağan etmesidir. Onlar, “aydınlanmış köylü”nün ne denli üstün bir yaratıcılıkla düşünce ve sanatı temsil edebileceğini hem tanıtladılar hem de köylülük gerçeğinin anlatımında kimsenin kestiremeyeceği ölçüde başarı kazandılar. Yüzlerce yazardan oluşuyorlardı; etkili bir sanat akımı gibiydiler.   
Bu yüzlerce yazarın içinde üst düzey yazarlar olduğu gibi, doğallıkla ikinci sınıf yazarlar da vardı. Ama onların her biri, o yılların nitelemesiyle “kavga yazıları” denen toplum eleştirisi yazılarıyla kitleleri uyarma görevini başarıyla yerine getirmiştir. Şunu da belirteyim: “Enstitülüler” içinde birinci sınıf edebiyatçıların en inceliklisi, şairlerdi. Şairlerin en tanınmışı ise Mehmet Başaran’dı.
Onu ben, elli beş yıl öncesinin Bostancı’sından tanırım. Çünkü ben de Kadıköy’den sekiz kilometre uzakta olan ve Bostancı tramvayıyla ulaşılan bu mahallede oturuyordum. Şairimizin evi, Bostancı’nın iyice arkalarındaki sapa bir yerde, “Değirmenyolu” adında tozlu bir sokaktaydı.
Başaran’ı, dönemin önde gelen edebiyat dergilerindeki şiir ve yazılarından tanıyordum. Onun şiirde ve düzyazı eserlerindeki hem duyarlı hem yalın anlatımına hayrandım. Adresini, “Şerif amca” dediğim, Akçadağ Köy Enstitüsü’nün müdürlüğünü yapmış olan, emekliliğinde Bostancı’da oturan Şerif Tekben’den almıştım. Başaran, ailesiyle tek katlı, önünde genişçe balkonu bulunan bir evde oturuyor, o yıllarda Kadıköy’deki bir ortaokulda öğretmenlik yapıyordu.
Onu ilk ziyaret ettiğimde, konukseverlik gösterdi, yakın davrandı. Yüzüne dikkatle bakmaktan kendimi alamamıştım; çünkü alnındaki çizgiler, herkeste olduğu gibi yatay değil, dikeydi! Gözleri hüzünlüydü, ama dirençli bir kişi olduğu belliydi. Böyle olgun, oturaklı bir insan, ancak bu denli alçakgönüllü olabilirdi. Benden dokuz yaş büyük olmasına karşın, bana hep arkadaşça davrandı. Bu demekti ki, onu sıkça ziyaret edebilirdim; ve ona ne zaman gitsem, konukları vardı. Başta Bedri Rahmi Eyüboğlu olmak üzere, daha birçok sanatçıyı onun evinde tanıdım. Bedri Rahmi, bana da “Reis” demeye başladığı gün, sevinçten uçar gibi olmuştum.
Müthiş bir özgüveni vardı Başaran Ağabey’imin. Öyle ki, ona kimse dokunamaz, onu yerinden kimse kaldıramaz duygusunu uyandırıyordu bende. Ağırbaşlı olması da herhalde bu özgüvenden geliyordu. Kitap gibi konuşurdu, bunu da ekleyeyim. Öte yandan, yumuşak, içtenlikli bir insandı.     
Bütün bunları birleştirirsek Başaran’ın mükemmelliğine, şair kişiliğine düşman olan gerici, kaz kafalı kimi görevlilerin, fırsatına getirip onu neden horlamaya giriştiğini anlayabiliriz.
Yazımı burada bitireceğim, çünkü Mehmet Başaran gibi bir insanı derinden üzmüş olan çevrelere öfkelenip birkaç söz giydirmek tenezzülünde bulunmak istemiyorum.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...