"100 il, 1000 ilçe"
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, il ve ilçe sayısının artırılmasını içeren “100 il 1000 ilçe” projesini Türkiye’nin artan nüfusu ve değişen ihtiyaçlarıyla gerekçelendirdi. Türkiye’nin yönetsel yapısının yeniden düzenlenmesi gerektiğini belirten Bahçeli yeni 19 il ve 78 ilçe kurulmasını önerdi.
Bahçeli açıklamasını kentleşme düzeyinde ve sosyoekonomik yapıda meydana gelen değişikliklere ve yurttaşların kamu hizmetine erişim ihtiyaçlarına dayandırdı. “Yeni belediyelerin kurulması ve illerin milletvekili dağılımının değişmesi siyaset alanını genişletecek. Düzenleme, ‘Türk ve Türkiye yüzyılı’nın idarede stratejik büyüme hamlesi olarak öne çıkacak, toplumsal motivasyonu artıracak” sözleri sonrasında Bahçeli, tasarının nesnel ölçütlere göre hazırlandığını, yönetsel yapıda hantallığın giderilmesine, yerel ihtiyaçların daha doğru tespit edilmesine, kalkınma çabalarının güçlendirilmesine, temel kamu hizmetlerinde kalite ve verimliliğin artırılmasına katkı sağlayacağını ifade etti.
Oysa Bahçeli’nin sözleri, açıklamasındaki teknik detayların ötesine geçen siyasal amaçlara işaret etmekteydi. Hele bunların ‘Türkiye yüzyılı’ çerçevesi içinde sunulması, Bahçeli’nin ekim 2026’da yaptığı “Yürütmede Erdoğan, yasamada MHP” çıkışını ete kemiğe büründürmüş oldu.
“Türk devletinin kudretli geleceğine dönük büyüme stratejisi doğrultusunda” hazırlandığı ifade edilen, Türkiye’nin yedi bölgesinden 19 ilçenin il olması önerisinin, “Terörsüz Türkiye süreciyle beraber huzur, istikrar ve refah istikametinde yeniden oluşturulmaya çalışılan iklimin kalıcı olması açısından” vurgusuyla açıklanması, projeye destek arayışının Cumhur İttifakı sınırlarını aştığını gösterdi.
Açıklamanın zamanlaması ve ideolojik kıvamı, konunun kamu hizmetlerinin yurttaşlara coğrafi olarak daha yakın noktalardan sunulması vitrininin gerisine bakılarak değerlendirilmesini gerektiriyor.
İl ve ilçe yapma vaadinin ardındaki gerçekler
Türkiye’de yeni kurulacak il ve ilçelerin neye göre saptanacağı konusunda yasal ölçütler bulunmuyor. Türkiye’deki yönetim sisteminin temel yapısını belirleyen 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nda il veya ilçe kurulması için dikkate alınması gereken faktörler arasında coğrafi konum, ekonomik gelişme düzeyi ve kamu hizmetlerinin yeterince sağlanması öne çıkmış olsa da net ölçütler mevcut değil.
TÜİK tarafından 2024 yılında hazırlanan bir raporda il olmak için, ilçenin nüfusunun en az 100 bin, il merkezine en az 30 kilometre uzaklıkta, altyapı ve konutlaşma düzeyinin gelişmiş, ana ulaşım ağlarına yakın, çevresindeki ilçelerle güçlü ekonomik ve coğrafi bağa sahip, farklı ekonomik alanlarda gelişmiş, güçlü bir eğitim altyapısı ve yeterli yönetsel kapasiteye sahip olması gerekiyor. Ancak kağıt üzerinde şık dursa da bu sekiz ölçüte göre yapılan listeler ikna edici olmuyor.
Üzerinde uzlaşılmış ölçütlerin yokluğunda, Türkiye’de yönetsel sınır ve hiyerarşinin belirlenmesinde en temel etkenin güncel siyaset olduğu görülüyor. Konu özellikle seçim dönemlerinde siyasal iktidarların elinde bir koza dönüşüyor. Aslında coğrafi koşullara ve sosyoekonomik yapıya uygun olarak verilmesi gereken il/ilçe kurma kararlarının seçim propaganda malzemesine dönüştürülmesine sıkça rastlanıyor. Nesnel ölçütlere dayanması gereken kararlar, siyasal güç sahiplerince keyfi bir biçimde veriliyor, yerleşim yerleri seçim yatırımı olarak il ya da ilçe yapılıyor.
Osmaniye’nin il yapılması bunun en somut örneklerinden biri. 3 Kasım 1996 tarihinde yapılan yerel ara seçimlerden hemen önceki ekim ayında bu konuda verilen kanun teklifi, il yapma kararlarıyla siyasal çıkarlar arasındaki yakın ilişkiyi açıkça ortaya koyuyor.
MHP lideri tarafından “Yeni il ve ilçe kurulması ile istihdam imkanları gelişecek, yerel kalkınma harekete geçecek, sosyoekonomik hayat canlanacak, nitelikli kamu hizmetlerine erişim imkanı artacak, maliyetler azalacak, birlik ve beraberlik güçlenecek, Türkiye’nin stratejik büyüme hedeflerine altyapı hazırlanacaktır” şeklinde gerekçelendirilen listenin, adı belirtilen 19 ilçede heyecanla karşılandığına şüphe yok. Yaşanan ekonomik kriz ortamında bu listedekilere benzer özelliklere sahip yerlerde de dalgalanma ve umutlanmaya neden olduğunu tahmin etmek zor değil. İl sayısının 67’den 81’e yükseltilmesi sırasında verilen siyasal çıkar eksenli kararlar, birçok yerleşim biriminde bir üst yönetsel basamağa çıkıp kamu kaynaklarından daha yüksek düzeyde yararlanma arzusunu harlıyor.
Yeni il ve ilçeler kurulmasına yönelik politik gerekçeler oy yatırımıyla da sınırlı değil. Bahçeli’nin “Mülki idarede hantallığın giderilmesine ve bölgesel kalkınma odaklarının güçlendirilmesine, kamu hizmetlerinin planlanması ve uygulanmasında yerel ihtiyaçların daha doğru tespit edilmesine katkı sağlayacağı” sözleri, vali ve belediye başkanı arasında bugünkünden çok daha keskin bir hiyerarşiyi işaret ediyor. Tüm hoş sözlere rağmen plana egemen aşırı merkeziyetçi yönelim gizlenemiyor.
Bu mesaj dolaylı bir biçimde yerel seçimlerde oy kullanacak seçmene; “Vali ve onun temsil ettiği merkez zaten ezici bir güce sahip, oyunu muhalif partilere verip boşa harcama” uyarısını da içeriyor.
Şu ya da bu ilçenin adını anarak aceleci destek cümlelerine başlamadan önce, cumhuriyet dönemindeki benzeri bütün düzenlemelerin ‘ihtiyaç’ gerekçesiyle değil, siyasal hesaplarla gerçekleştirildiğinin unutulmaması, merkezileştirmeyi zirveye çıkaracak bu sürecin, iktidar tarafından yönetileceğinin, seçim bölgesi sınırlarının Erdoğan rejimi tarafından kendi çıkar hesapları doğrultusunda belirleneceğinin akıldan çıkarılmaması gerekiyor.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et