6 Kasım 2026 09:30

Beşiktaş, Italiano’nun futboluna yetişmeye çalışıyor

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Beşiktaş, Glasgow’da oyunun kontrolünü kaybetmeye başladığı anda kontrolü artırmayı denedi. Celtic’in baskısı sertleşmiş, savunmadan çıkışlar tehlikeli hâle gelmişti. Sahadaki işaretler daha temkinli davranmayı öneriyordu. Vincenzo Italiano ise aynı işaretlerden bambaşka bir sonuç çıkardı: Daha iyi pas yapmalı, topu daha temiz kullanmalı, rakibin baskısını yine futbol oynayarak kırmalıydı. Beşiktaş’ın Celtic karşısında uğradığı 3-2’lik yenilgiyi anlamak için önce bu inada bakmak gerekiyor.

Italiano’nun futbolunda geriye çekilmek, sadece birkaç metre kaybetmek değil. Takımın kurduğu ilişkileri, oyuncuların birbirine olan uzaklığını ve hücuma çıkış biçimini de değiştirmek anlamına geliyor. O yüzden sıkıştığında ilk işi güvenli bir bölgeye sığınmak olmuyor. Sıkışmanın nedenini daha hızlı ve daha doğru paslarla ortadan kaldırabileceğine inanıyor. Dışarıdan bakıldığında kendi fikrine âşık olmak olarak sayılabilecek bu tavrın kendine özgü, anlaşılır bir mantığı var. Fakat bir kararın mantıklı olması, o kararın doğru zamanda verildiği anlamına gelmiyor.

Krizi daha fazla futbol oynayarak çözmek

Celtic’in önde baskıya başladığı bölümde Beşiktaş’ın ihtiyacı, topa biraz daha fazla sahip olmaktan ibaret değildi. Önce kaybettiği topların ardından ne yapacağını bilmesi gerekiyordu. Rakip ilk pası kestiğinde ikinci topu kim karşılayacaktı? Savunma çizgisinin önündeki alanı kim koruyacaktı? Beşiktaş bu sorulara cevap veremeden rakibin hızına yakalandı. Sahada bir anda geniş koridorlar açıldı. Celtic’in iki pasla kaleye yaklaşabilmesi, rakibin olağanüstü hücumlar geliştirmesinden çok Beşiktaş’ın savunmasız yakalanmasının sonucuydu.

İşte Italiano bu sırada Orkun Kökçü, Tiago Djalo ve Rıdvan Yılmaz’ı devreye soktu. Üçünün de ortak özelliği, baskı altında top kullanma imkânını artırabilecek oyuncular olmalarıydı. Italiano, krizi savunmaya ilave bir koruma getirerek değil, geriden çıkış kalitesini yükselterek çözmeye çalıştı. Üstelik orta sahadaki tek tutucu karakterdeki Salih Özcan’ı da oyundan alarak. Tercihi eleştirmeden önce bunu kabul etmek gerekiyor. Italiano’nun değişiklikleri rastgele alınmış bir risk değildi. Ne yapmak istediği belliydi. Sorun, yapmak istediği şeyin o andaki Beşiktaş için ne kadar mümkün olduğuydu.

Orkun’un attığı gol, değişikliklerin yarattığı bu ikilemi daha da görünür kıldı. Bir oyuncu hücumda belirleyici bir katkı verebilir ve yine de onun sahaya girişi takımın başka bir ihtiyacını karşılıksız bırakabilir. Golün kendisiyle değişikliğin bütün sonuçlarını birbirine karıştırırsak oyunu doğru okuyamayız. Orkun’un yeteneğinden kuşku duymak anlamsız. Asıl mesele, o yeteneğin hangi görev içinde kullanılacağı. Orta sahanın direncini kaybettiği dakikalarda iyi bir pasörün varlığı tek başına denge kurmuyor.

Bunun bir de gözden kaçırılmaması gereken oyuncu tarafı var. Teknik kapasite, bir futbolcunun her şartta güvenli seçenek olduğu anlamına gelmez. Önündeki arkadaşları hareket etmiyorsa, kendisine yakın bir pas açısı oluşturulmuyorsa, topu aldıktan sonra karar vermek için yeterli zamanı bulamıyorsa en iyi oyuncu bile hata yapar. Beşiktaş’ın Glasgow’da maçın son yarım saatinde yaşadığı sıkıntı, bu yüzden yalnızca kimin oynadığıyla açıklanamaz. Sahadaki oyuncuların birlikte ne yapabildikleri daha önemliydi. Italiano daha yetenekli ayaklarla çözüm ararken takımın ortak hareket etme imkânı giderek azaldı. Sahadaki isimleri değiştirmek, aralarındaki uyumu ve alışkanlıkları aynı anda değiştirmiyor; o uyum çoğu kez haftalar boyunca birlikte oynayarak kuruluyor.

Bir oyun fikrinin kadroyla imtihanı

Burada Italiano’nun sorumluluğu başlıyor. Bir antrenörün oyunundan vazgeçmesini istemekle, maçın ihtiyaçlarına cevap vermesini beklemek aynı şey değil. Beşiktaş on dakika boyunca daha sıkı bir orta sahayla oynasa, savunmasını biraz geride kursa futbol kimliğini kaybetmiş olmayacaktı. Belki de sonraki bölümde yeniden baskıya çıkabilecek gücü kendisinde bulacaktı. Italiano ise böyle bir ara vermeyi sevmiyor. Onun için doğru futbol, skorun ve dakikanın baskısı altında da sürdürülmesi gereken bir tercih. Bu kararlılık takımın gelişimini hızlandırıyor; yanlış anlardaysa pahalıya mâl oluyor.

Yine de Celtic yenilgisini sadece kulübedeki kararlara bağlamak kolaycılık olur. Italiano’nun talep ettiği oyun, hatayı en aza indirebilen futbolcular istiyor. Stoperler yalnızca savunmayacak, baskı altında doğru pası seçecek. Orta saha oyuncuları sadece top kazanmayacak, aynı anda birkaç pas seçeneği yaratacak. Kanat oyuncuları hücum etmekle sınırlı kalmayacak, top kaybedildiği an geri dönüşe katılacak. Bunların hepsini yüksek tempoda, üstelik haftada birkaç karşılaşmada yapmak gerekiyor. Beşiktaş’ın bugün elindeki kadroysa bu taleplerin tamamına karşılık verecek durumda değil. Üstelik bir takımın öğrenme sürecinde yaşanan her tökezlemeyi kadro kalitesiyle açıklamak da doğru olmaz; teknik ekipten yeni çözümler beklenebilir.

Asıl güçlük de burada: Kadro yetersiz olduğu için oyun daha basit hâle getirilsin demek, bu sezon başlatılan değişimin bir bölümünden vazgeçmek demek olabilir. Öte yandan eksikleri görmezden gelip her maç aynı fedakârlığı istemek de futbolcuları tüketir. Bu yüzden kulübün önündeki mesele sadece transfer yapmak değil, hangi oyuncunun hangi sorumluluğu taşıyabileceğini dürüstçe belirlemek. Geniş kadro, yedek kulübesinde nitelikli bir kalabalığın bulunmasından ibaret değildir. Oyuncu değiştiğinde takımın aynı düşünceyle oynamaya devam edebilmesidir.

Sabır, eleştiriden vazgeçmeyi gerektirmez

Bir takımın kontrol edebileceği bir maçı kaybetmesi, güçlü bir rakibe baştan sona yenilmekten daha ağır geliyor. Üstelik bu takım artık belirli bölümlerde rakibine ne oynayacağını kabul ettiren de bir takım. Dolayısıyla beklentiler yükseliyor. Fakat yükselen beklenti, henüz tamamlanmamış bir takımın bütün kusurlarının ortadan kalktığını göstermiyor. Beşiktaş’ın bugünkü sorunları, geçirdiği değişimi değersizleştirmiyor; o değişimin ne kadar iş istediğini açığa çıkarıyor.

Sabırdan söz ederken de dikkatli olmak gerek. Sabır, her hatayı hocanın karakterine yazıp geçmek değildir. Italiano’nun kararları tartışılmalı, oyuncu değişiklikleri sorgulanmalı, benzer maçlarda neyi farklı yapabileceği konuşulmalı. Fakat bu tartışma, her puan kaybında takımın geliştirmeye çalıştığı futbolu mahkûm etmeye dönüşmemeli. Bir fikre güvenmek, onu eleştiriye kapatmak anlamına gelmiyor. Tam tersine, aynı yanlışın ikinci kez yaşanmaması için o fikrin ayrıntılarıyla uğraşmayı gerektiriyor.

Önder Özen’in sezon başında işaret ettiği gibi Beşiktaş, acının çevresinden dolaşmak yerine içinden geçmeyi seçti. Ve Glasgow’da bunun ne kadar can yakabileceğini gördü. Şimdi önemli olan, çekilen acıya kendi başına bir değer yüklemek değil, ondan bir şey öğrenmek. 

Bir sonraki kez Celtic gibi baskıya çıkan bir rakip karşısında Beşiktaş topu kaybettiğinde nereye koşacağını, topu kazandığında kime oynayacağını daha iyi biliyorsa bu yenilgi boşa gitmemiş olacak. Italiano’nun inadı işte o gün sadece cesaret değil, sonuç da üretecek.

 

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et