27 Ekim 2026 15:40

Galatasaray oynadı, Fenerbahçe yetişemedi

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Bir maçın son dakikasında yaşananlar, geride kalan seksen dokuz dakikayı yeniden yazabiliyor. Škriniar’ın kafa vuruşunda Lemina topu çizgiden çıkarmasa, Galatasaray-Fenerbahçe derbisinin ardından konuşulanların çoğu değişecekti. Okan Buruk’un tercihleri sorgulanacak, İsmail Kartal’ın geç hamleleri karşılık bulmuş sayılacak, iki takımın performansı aynı sonuca ulaşan farklı yollar gibi anlatılacaktı. 

Oysa sonucun değişme ihtimâli, sahada yaşananların niteliğini değiştirmiyor. Galatasaray’ın 2-1 kazandığı derbi, tabelanın gösterdiğinden çok daha belirgin bir üstünlük içeriyordu.

Sahada önce alışkanlıklar konuştu

Galatasaray’ın ilk yarıdaki rahatlığı, oyuncuların topu ne kadar iyi kullandığından önce nerede duracaklarını bilmelerinden kaynaklandı. Galatasaraylı bir oyuncu pası aldığında arkadaşını aramak zorunda kalmıyordu. Yanında bir seçenek, önünde bir koşu, arkasında güvenli bir çıkış mutlaka bulunuyordu. Futbolun en gösterişsiz avantajlarından biri budur: Top ayağınıza gelmeden bir sonraki hareketin koşulları hazırlanmışsa rakibin yapacağı müdahale de gecikir. Fenerbahçe’nin yaşadığı güçlük, bu küçük gecikmelerin birbirine eklenmesiydi.

İki takım arasındaki bu fark, maçın başından itibaren çok net göründü: Galatasaray’ın pasları ritim oluştururken, Fenerbahçe’nin pasları tehlikeden kurtulma çabasına dönüştü. Sonuç olarak ikisi de topa sahip olmanın istatistiğine yazıldı, evet. Fakat ilki rakibi düşünmeye zorlarken; ikincisinde düşünmek için kendine zaman satın almaya çalışmak söz konusuydu.

Bu açıdan Batrakov’a ayrı bir paragraf açmak gerek. Rus oyuncunun oyuna kattığı şeyin değeri, pas kalitesiyle ya da boş alanı görme becerisiyle sınırlı değil. Top başka bir arkadaşının ayağındayken de hücumun yönünü etkileyebiliyor. Bir adım geri çekiliyor, ardından yeniden ileri çıkıyor, rakibin yerleşme kararını sürekli güncellemesini istiyor. Galatasaray böylece topa sahip olmayı kendi başına bir amaç olmaktan çıkarabiliyor. Pasların sonunda nereye varılacağına ilişkin ortak bir fikri oluyor. Fenerbahçe ise o fikri bozmak için sürekli önce onu anlamak zorunda kaldı.

Bu üstünlüğün en görünür taşıyıcılarından biri Barış Alper Yılmaz’dı. İlk golde Osimhen’e verdiği pas, onun performansını yalnızca hız ve fizik gücüyle açıklayamayacağımızı gösterdi. Barış Alper çoğu maçta rakibini koşarak geride bırakabilen bir futbolcu. Bu kez doğru anda merkeze gelmesi, topu kontrol ettikten sonra acele etmeden doğru tercihi yapması belirleyiciydi. Galatasaray’ın kazancı, oyuncusunun her zamanki kuvvetini korurken daha isabetli kararlar verebilmesiydi. Osimhen’in yakın direğe gönderdiği sert vuruş, bu hazırlığın son hareketiydi.

Nijeryalı yıldızın iki golü, aynı oyuncunun farklı meziyetlerini ortaya koydu. İlkinde alan buldu, yönünü belirledi ve bitirdi. İkincisinde taç atışından sonra ceza sahasında ortaya çıkan karışıklığın içinden doğru ânı yakaladı. Böyle golleri tek başına golcünün sezgisiyle açıklayamayız. Davinson Sánchez’in ceza sahasına dönen topa yeniden müdahale etmesi, takımın pozisyonu bitmiş saymamasının sonucuydu. Galatasaray için hücum, ilk denemenin başarısız olduğu anda sona ermiyordu.

Fenerbahçe neden Galatasaray’a yetişemedi?

Fenerbahçe’nin sorunuysa tek tek futbolcuların kötü oynamasıyla açıklanamayacak kadar genişti. Sahaya çıkan kadroda farklı özelliklere sahip, üst düzey deneyim edinmiş isimler vardı. Ancak deneyim, birlikte oynama becerisinin yerine geçmiyor. Lukaku’nun bağlantı kurmak için geriye geldiği bir anda onu tamamlayacak koşu gecikiyor; orta sahadan çıkan bir pasın ardından ileri uç aynı hareketi paylaşamıyordu. Bu kopukluklar yüzünden topu kazanmak, hücumun başladığı anlamına gelmedi. Fenerbahçe her yeni pozisyonda oyunu yeniden tarif etmek zorunda kaldı.

İsmail Kartal açısından asıl mesele de burada başlıyor. Bir antrenörün ilk on biri seçerken cevaplaması gereken konu, oyuncularının bireysel meziyetlerinin toplamı kadar birbirlerinin eksiklerini nasıl giderecekleridir. Rakibiniz sürekli yön değiştirirken savunmacılarınızın öne çıkmaya cesaret edememesi, orta sahanızın mesafeleri kapatmak için gereğinden fazla koşması ve hücumcularınızın birbirinden uzak kalması aynı sorunun farklı belirtileridir. Fenerbahçe’nin ilk yarıdaki görüntüsü, iyi futbolcularla kurulmuş bir kadronun iyi bir takım hâline gelemediğini düşündürdü.

Daha önemlisi, sarı-lacivertliler maçın akışı aleyhlerine döndüğünde bunu değiştirecek ortak bir tepki üretemedi. Bir takımın sahada sorun yaşaması olağandır; derbilerin çoğu zaten bu sorunlara verilen cevaplarla şekillenir. Fenerbahçe topu daha erken ileri taşıyabilir, daha cesur koşularla Galatasaray’ın geride bıraktığı alanları araştırabilir, oyunun ritmini kesip yeniden kurabilirdi. Bunların hiçbiri sürekli uygulanmadı. İsmail Kartal’ın kulübeden vereceği kararlar kadar, futbolcuların sahada birbirine sunacağı çözümler de eksik kaldı.

İrfan Can Kahveci’nin 62. dakikadaki golü bu yüzden ilginçti. Attığı spektaküler gol, Fenerbahçe’nin oyuna geri dönme umudunu da canlandırdı. Fakat golün ardından skorun değişmesiyle oyunun değişmesi arasında beklenen ilişki kurulamadı. Galatasaray bir süre daha rakip yarı sahada kalabildi. Fenerbahçe’nin eşitlik arayışı ancak son bölümde ciddi bir telaşa dönüştü. 

Galatasaray için her şey toz pembe değil

Yine de Galatasaray’ın galibiyeti, Okan Buruk’un önündeki bütün meseleleri ortadan kaldırmıyor. Barış Alper ve Yunus Akgün sahadayken takımın birlikte hareket etme becerisi başka bir düzeye çıkıyor. Leão ve Sané gibi büyük isimlerin oyuna girmesi ise aynı sürekliliği kendiliğinden olarak sağlamıyor. Buradaki mesele yıldız futbolcuların değerini tartmakla çözülemez. Okan Buruk’un farklı özellikleri aynı oyun içinde birbirine bağlayabilmesi gerekiyor. Oyuncu değişiklikleri kadroya tazelik katarken takımın ortak davranışlarını zayıflatıyorsa ortada düşünülmesi gereken bir denge vardır.

Son bölümde Galatasaray’ın geriye çekilmesi de aynı açıdan ele alınmalı. Sahadaki üstünlük uzun süre korunmuş olsa bile, skoru tutmanın getirdiği tedirginlik pas tercihlerini etkiledi. Oyuncular daha güvenli gördükleri kararlarla topun inisiyatifini rakibe kaptırdı; Fenerbahçe de ceza sahasına yaklaşma fırsatları buldu. Lemina’nın kale çizgisindeki müdahalesi bu galibiyetin unutulmayacak görüntüsü olabilir. Fakat Okan Buruk için daha değerli görüntü, takımının o müdahaleye ihtiyaç duymadan maçı bitirebildiği bir gelecek olacaktır.

Okan Buruk için bu galibiyet, ona kendi oyununu geliştirmek için zaman kazandırırken, İsmail Kartal için ise bu mağlubiyet hareket alanını iyice daralttı. Şimdi iki takım da önündeki maçlara hazırlanacak. Fakat Galatasaray geleceğini düşünme rahatlığına sahipken Fenerbahçe'nin önce geçmişiyle hesaplaşması gerekiyor. Üstelik futbol, geride bıraktığınız maçları yeniden oynama fırsatı da tanımıyor.

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et