Ne Kadıköy Fenerbahçe’den ne de Fenerbahçe Kadıköy’den ayrılabilir
Fenerbahçe’ye 75 bin kişilik yeni bir stat öneriliyor. Karşılığında kulüpten istenen şey ise Kadıköy’den ayrılıp Maltepe’ye taşınması. Üstelik ortada kamuoyuna açıklanmış kapsamlı bir proje, üzerinde uzlaşılmış bir finansman modeli veya taraftarların görüşüne başvurulmuş bir karar süreci de bulunmuyor. Buna rağmen yeni stadın görüntüleri dolaşıma sokuluyor, kapasitesi konuşuluyor, yaratacağı ticarî fırsatlar sıralanıyor. Fenerbahçe’nin kendi semtinden ayrılmasının nasıl bir kayba yol açacağı ise yöneticilerin öncelikleri arasına girmiş görünmüyor.
24 Ekim’deki Yüksek Divan Kurulu toplantısında Aziz Yıldırım’ın anlattıkları, meselenin ciddiyetini ortaya koydu. Devlet, 2032 Avrupa Futbol Şampiyonası finalini Türkiye’de oynatmak istiyormuş. Bu amaçla yapılması düşünülen büyük stadın Fenerbahçe’ye tahsis edilmesi gündemdeymiş. Yıldırım, kulübün çıkarlarına uygun bir teklif gelirse kararı kongreye götüreceğini söylüyor. Peki Fenerbahçe’nin çıkarlarını kim, hangi ölçütlere göre belirleyecek? Bir yönetimin önüne konulan mâlî tablo, kulübün gelecek elli yılını belirlemek için yeterli olabilir mi?
Bir final maçının faturası
Öncelikle şu tuhaflığı açıklığa kavuşturmak gerekiyor. Türkiye ile İtalya’nın ortaklaşa düzenleyeceği EURO 2032’nin finalinin hangi ülkede oynanacağı henüz kesinleşmiş değil. Devletin bu organizasyon için büyük bir stadyuma ihtiyaç duyması anlaşılabilir. Fakat uluslararası bir turnuvaya ev sahipliği yapma hedefinin Fenerbahçe’nin yerinden edilmesiyle ilişkilendirilmesi kabul edilemez. Altı yıl sonra oynanması umulan bir karşılaşma uğruna, kulübün tarihi boyunca kurduğu hayatı değiştirmekten söz ediyoruz. Böyle bir öneriyi ciddi bir spor politikası olarak sunabilmek için epey büyük bir özgüven gerekiyor.
Türkiye’de büyük spor organizasyonlarına hazırlanmak denildiğinde akla hemen yeni inşaatlar geliyor. Mevcut tesislerin iyileştirilmesi, ulaşım altyapısının geliştirilmesi, amatör sporun desteklenmesi veya halkın spor alanlarına erişimiyse nedense aynı heyecanı yaratmıyor. Çünkü yeni binalar açılış törenlerine, gösterişli projelere ve siyasî başarı hikâyelerine çok daha uygun. Sporun ihtiyaçları ise temel bir değerlendirme ölçütü olmaktan uzaklaşıyor. Fenerbahçe üzerinden yürütülen tartışmada da tanıdık bir anlayış kendisini gösteriyor: Önce büyük bir yapı tasarlanıyor, ardından o yapıya uygun bir gelecek aranmaya başlanıyor.
Üstelik devletin önerdiği her yatırımın kulüpler için avantajlı olacağına dair tuhaf bir kabul var. Yeni bir stadyumun kim tarafından yapılacağı, mülkiyetinin kime ait olacağı, işletme haklarının nasıl düzenleneceği ve ticarî gelirlerin hangi koşullarla paylaşılacağı açıklığa kavuşmadan ekonomik kazançtan söz etmek mümkün mü? Fenerbahçe’nin mevcut stadının ve arazisinin geleceği de bu hesabın merkezinde. Kulüp, kendisine sunulacak yeni imkânların karşılığında hangi haklarından vazgeçecek? Böyle bir anlaşmanın bütün ayrıntılarını öğrenmeden taraftarlardan heyecanlanmalarını beklemek, insanları fazlasıyla hafife almak olur.
Modernleşmek, büyümek demek mi?
Futbol yöneticilerinin büyük bir kısmı, kulüplerin gelişimini stadyumların kapasite artışıyla ölçmeyi seviyor. Daha fazla koltuk, daha fazla loca, daha fazla ticarî alan... Bunların hepsi gelir yaratabilir. Fakat bir stadyumun büyüklüğüyle kulübün ekonomik başarısı arasında kendiliğinden işleyen bir ilişki bulunmuyor. Geliri belirleyen birçok unsur var: Takımın sportif performansı, taraftarın satın alma gücü, bilet politikası, ulaşım kolaylığı, işletme giderleri ve organizasyon kalitesi. Bunları hesaba katmadan çizilen büyüme tablolarının ekonomiyle ilişkisi hayli zayıf.
Dahası, Türkiye’de futbol seyretmenin mâliyeti giderek yükseliyor. Ailesiyle maça gitmek isteyen bir taraftar için bilet, ulaşım ve maç günü harcamaları ciddi bir bütçe oluşturuyor. Böyle bir ortamda 75 bin kişilik stat yapmakla övünmeden önce, mevcut tribünlerin kimlere hitap ettiğine bakmak gerekiyor. Fenerbahçe yönetiminin görevi, her koltuğu mümkün olan en yüksek bedelle satmak olamaz. Kulübün geleceğinde öğrencilerin, emeklilerin, dar gelirli ailelerin de yeri olmalı. Yeni stat projelerindeyse bu insanların varlığı hiç önemsenmiyor.
Kadıköy’deki stadın geliştirilmesi için hazırlanan projeler de ortada. Yönetimin kendi açıklamasına göre kapasite artışına yönelik çalışmalar ilgili bakanlıklara sunulmuş durumda. Öyleyse mevcut yapının neden yetersiz bulunduğu somut verilerle açıklanmalı. Güvenlik, erişilebilirlik, deprem dayanıklılığı ve seyir konforu bakımından yapılması gerekenler belirlenmeli. Bunların hangi mâliyetlerle karşılanabileceği kamuoyuna gösterilmeli. Böyle bir inceleme tamamlanmadan taşınmayı gündeme getirmek, çözüm üretmekten çok yeni bir sorun yaratmak anlamına geliyor.
Kentin geleceğine kim karar veriyor?
İşin bir de İstanbul'u ilgilendiren tarafı var. Maltepe'ye yapılacak böylesine büyük bir tesis, bulunduğu bölgenin ulaşım düzenini, kamusal alanlarını ve günlük yaşamını doğrudan etkileyecek. Bu kararın muhatapları Fenerbahçe yöneticileriyle devlet yetkililerinden ibaret olamaz. Maltepe'de yaşayan insanların da söz hakkı var. İstanbul'un şehir planlaması bakımından yıllardır ödediği bedeller ortadayken, yeni bir büyük projenin yeterli kamusal tartışma yürütülmeden hazırlanması başlı başına bir sorumsuzluk. İnsanların yaşadığı şehir üzerinde tasarrufta bulunmayı, kendilerine verilmiş sınırsız bir yetki zanneden siyaset anlayışından artık kurtulmak gerekiyor.
Deprem riski de bu tartışmanın merkezinde bulunmalı. İstanbul'da on binlerce insanı aynı anda ağırlayacak bir yapı tasarlanıyorsa zemin etütlerinden tahliye planlarına kadar bütün teknik belgeler kamuoyunun denetimine açılmalı. Stadın çevresindeki ulaşım ağının olağan maç günlerinde ve acil durumlarda nasıl işleyeceği gösterilmeli. Mimarî tanıtım filmleri mühendislik raporlarının yerini tutamaz. Hele söz konusu olan Marmara kıyısında büyük ölçekli bir yapıysa, insanların can güvenliği konusunda gösterişli vaatlerle yetinilmesini beklemek düpedüz ciddiyetsizliktir.
Fenerbahçe kimsenin şahsi mülkü değil
Aziz Yıldırım son kararı kongreye bırakacağını söylüyor. Ancak bu büyüklükte bir kararın demokratik meşruiyeti, kongre salonunda yapılacak oylamadan ibaret görülemez. Taraftarlar sürecin başından itibaren bilgilendirilmeli, bağımsız uzmanların değerlendirmelerine ulaşabilmeli, bütün seçenekleri karşılaştırabilmeli. Yönetimler belli süreler için göreve gelir. Aldıkları kararların sonuçlarını ise kendilerinden çok sonra yaşayacak insanlar üstlenir. Fenerbahçe'nin geleceği üzerinde söz sahibi olmak isteyen herkesin önce bu sorumluluğun ağırlığını kavraması gerekiyor.
Asıl rahatsız edici olan, bütün bu sürecin kulübün kendi ihtiyaçlarından hareketle başlamamış olması. Devletin uluslararası bir turnuva için hazırladığı projenin içine Fenerbahçe yerleştirilmeye çalışılıyor. Oysa Fenerbahçe'nin ihtiyacını kulüp belirlemeli, kamu otoritesinin görevi de meşru taleplerin karşılanmasına yardımcı olmak olmalı. Bir spor kulübünün tarihini, siyasî iktidarın yatırım tercihleri doğrultusunda yeniden düzenlemeye kalkışmak, Türkiye'de futbolun nasıl yönetildiğine ilişkin ciddi bir zihniyet sorununu gösteriyor.
Fenerbahçe'nin Kadıköy'de kalması gerektiğini savunmak geçmişe saplanıp kalmak anlamına gelmiyor. Kulüp büyüsün, stadı yenilensin, gelirleri artsın, gelecek kuşaklara daha iyi imkânlar sunulsun. Fakat bütün bunlar gerçekleşirken kulübün kendi geleceğini belirleme iradesine de saygı gösterilsin. Yöneticiler bugün önlerine konulan teklifin cazibesini anlatmadan önce, gelecek kuşaklara nasıl bir Fenerbahçe bırakmak istediklerini açıklasınlar.
Fenerbahçe'nin bir gün yeni bir stadyuma ihtiyaç duyması mümkündür. O gün geldiğinde bunun gerekçelerini konuşur, seçenekleri değerlendirir, gerekirse zorlu kararlar da alırız. Fakat bugün karşımızda böyle bir zorunluluk bulunmuyor. Henüz ne olacağı açıklanmamış bir devlet projesi uğruna, kulübün geleceği hakkında geri dönüşü güç bir karar vermesi bekleniyor. Bu teklifin normal karşılanması bile başlı başına düşündürücü.
Fenerbahçe yöneticilerinin önünde bugün çok açık bir sorumluluk var: Kendilerine sunulan her büyük projeyi başarı olarak görme alışkanlığından vazgeçmek. Bir kulübü kendi semtindeki yerinden koparan kararın sahipleri, o kararın sonuçlarıyla hatırlanır. Aziz Yıldırım ve yönetimi bunu akıllarından çıkarmasın. Kadıköy'den ayrılmanın hesabını soracak insanlar, bugün henüz doğmamış Fenerbahçeliler arasında da olacak.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et