Kitle hareketi ve ‘sol’un hali! -II
Fransa, İspanya, Portekiz, İtalya, Tunus, Almanya, Belçika, Arnavutluk, Almanya ve Bangladeş’te öncelikleri değişmek üzere eğitim sorunları, pahalılık, düşük ücretler, bütçe kaynaklarının savaş politikaları doğrultusunda artan kullanımı, sosyal kısıntılar, yoksulluk ve devlet ve hükümetlerin siyasal baskı politikalarına karşı başlayıp bazısında süren gösteri, direniş ve grevler burjuvazi ve emekçiler cephesinde, doğal olarak farklı ve karşıt politik tutumlarla duyguların açığa vurulmasına yol açtı. Burjuvazinin devlet ve hükümet yöneticileriyle propaganda aygıtlarının halk düşmanı gangsterleri suçlayıcılıklarıyla; mücadeleye uyanmış, örgütlü birliğin gücünün farkında olan ileri emekçilerle sosyalist ve devrimci örgütler ise öncelikleri, beklentileri ve protestolara yükledikleri anlam açısından aralarındaki farklılıklara karşın, savunularıyla öne çıktılar. Kitlesel gösteri ve protestolar, aralarında Macron, Trump, Lecornu, Merz gibi oligarşinin en saldırgan sözcülerinin de bulunduğu burjuva devlet ve hükümet sözcüleri tarafından “aşırı sol marjinal gruplardan tahrikçiler ve onlara katılan çok sayıda suçlu”nun; “aşırı sol gruplarla göçmenler”in yağma eylemleri olarak gösterildi. Trump, Fransa’nın sınırlarını derhal kapatması gerektiğini söyledi. Ama Trump gibi biri bile, mali sermaye ve tekellerin, emperyalist savaş bezirganlarıyla iş birlikçilerinin sömürü ve saldırganlığının uluslararasılaşması gibi sömürülen ve ezilenlerin mücadelesinin de evrensel karakter kazanmasının yeni bir olgu olmadığını -muhtemelen- biliyordur.
Burjuva propaganda makinesi, ileri teknolojinin olanaklarını da kullanarak gerçekleri karartmayı yönetim politikalarının gereklerinden biri olarak sürdürmektedir. Ancak, karartma ile kanıtlama farklıdır. Macron, Lecornu gibileri dahi yüz binlere varan protestocuların (gençler, CGT üyesi işçiler, öğrenci aileleri, işsizler) “marjinal solcu”lardan ibaret ve göçmen kökenli olduğunu kanıtlamayazlar. Savaş, işgal, baskı ve saldırılar sonucu ülkelerini terk ederek başka topraklarda yaşayan (240 milyon civarında) göçmenler, gittikleri ülkelerde de ayrımcı politikalara, şoven-faşist partilerin aşağılayıcı propagandası ve fiili saldırılarına hedef olmakta ve ucuz iş gücü olarak kullanılmakta, onların bir kısmı bu saldırı politikalarına karşı mücadeleye de katılmaktadır. Bu ama tüm göçmen kökenlilerin mücadeleci, yerli emekçilerin edilgin olduklarını göstermediği gibi, yerli-yabancı ayrımı yapmaksızın sermayenin saldırılarına direnenlerin büyük çoğunluğunun göçmenlerden oluştuğu iddiasını da doğrulamaz. Genel greve giden İtalyan işçilerinin, 22 ülkede 133 limanda savaş ve silahlanma politikalarını protesto için iş durduran liman işçilerinin, Fransız ve Alman direnişçi gençler ve işçilerin tümüyle göçmen kökenlilerden oluştuğunu hiç kimse kanıtlayamaz!
Diğer yandan kitlesel eylemlerin polis provokasyonlarıyla lekelenmeye çalışıldığının yüzlerce örneği var. Aralarında çocuk yaşta göstericilerinde olduğu Fransa-Almanya protestolarında görülen yakma-yıkma-yağmalama görüntülerini “göçmen”, özellikle de “müslüman göçmen” öznesiyle reklam eden polis-basın-yayın organları ve hükümet sözcüleri, gösterilere yol açan koşullarla protestocuların istemlerini karartıp görünmez ve duyulmaz kılma çabasındadır. Çatışmaların kaçınılmazlıklarıyla provokatif girişimlerin ayırt edilmesinin zorlaştığı ve özellikle de disiplinli merkezi devrimci örgütlerin yönlendiriciliğinin olmadığı koşullarda, baskı ve saldırıların nedenlediği öfkenin asıl hedefleri gölgeleyebilecek eylem biçimleriyle dışa vurması kolaylaşmaktadır. Amacı mali sermaye ve tekellerin dayatmalarıyla devlet iktidarlarının saldırı ve kuşatmalarını püskürtmek ve sosyal-politik ve ekonomik istemlerin -hiç değilse bir kısmını- elde etmek olan direniş ve protestoların burjuva propaganda makinesince karalanmasını önlemenin yolu da bu bakımdan fabrika, iş yeri, okul, semt vd. yaşam, çalışma, eğitim alanlarında örgütlü birliklerin kurulmasından ve ‘meydan mücadeleleri’nin bu güce dayalı gerçekleştirilmesinden geçmektedir.
Gerçekleştirilen protestolar, mücadelenin farklı biçimleriyle ve birçok ülkede devam etmekte olduğunun göstergesiydi. Burjuvazinin renkli görseller eşliğinde sürdürdüğü vandalizm propagandasının nedenlediği tereddütler bir yana bırakılırsa, genel olarak mücadelenin daha da yaygınlaşmasının mümkün ve ‘gelmekte olduğu’ duygusu güç kazandı. Öyle ki, uzun süredir birbirini etkileyerek uluslararası özellik kazanma potansiyeli gösteren kitle eylemlerinin eksikliği nedeniyle bu yeni gelişme(ler) karşısında duyulan heyecanın etkisiyle‚ kitle mücadelesine ilişkin kimi geçmiş dönem nitelemeleri, günümüz koşulları göz önüne getirilmeksizin yeniden gündeme getirildi. Eylemleri “yeryüzü hareketi” olarak niteleyenler; “Komün günleri” ile kıyaslayanlar, “yeni bir ‘68’in göstergesi” olarak gösterenler oldu.
Oysa, toplumsal yaşama dair her gelişme ve değişimin kendi koşullarında değerlendirilmesi gerekir. Kitle hareket(ler)i, güdüleyici etkenleri, amaç ve hedefleri, bileşimi-bağlaşıklarıyla farklılık gösterirler. Henüz ne denli istikrar göstereceği, ne tür örgütlenmelere dayanak oluşturacağı, kapsayıcılığı ve yaygınlığıyla uluslararası bir hareket özelliğini göstererek sürüp sürmeyeceği üzerine kesinlemeler yapmanın doğru olmayacağı zamanlardayız. SSCB’nin dağılmadığı, Arnavutluk, Çin ve Küba devrimlerinin etkisinin devam ettiği, Latin Amerika, Asya ve Afrika’nın kimi ülkelerinde ulusal kurtuluş mücadelelerinin verildiği koşullarda ortaya çıkıp dünya ölçekli etki gösteren ‘68’ dönemi kıyaslaması doğru olmadığı gibi, Komün’ü, Sovyetler'i ortaya çıkaran koşullar da farklıydı. Günümüzde işçi sınıfı ve baskı altındaki emekçilerin çeşitli kesimleriyle gençlik kitlelerinin yeni ve bugünün mücadele-örgüt-araç biçimleri farklılıklarını da içeren grev, gösteri, direnişlerini gerekli kılan koşullar çok daha ağır biçimleriyle varlık gösteriyor. Mücadeleye yönelen emekçilerle gençlerin, geçmiş zamanların mücadele ve örgüt biçimlerinin bilgisine sahip olmaları, olanak ve dayanakları en etkili biçimde kullanmaları açısından öğretici olacaktır. Ancak bunun için, geçmiş dönem mücadele düzeyleri ve örgüt biçimleriyle alel-acel tarihsel paralellikler kurmaya, “Avrupa’da komünizm hayaletinin dolaştığı” iddiasında bulunmaya değil, bulunulan her yerde örgütlü birlikler oluşturmaya, örgütlü hareket etmeye ihtiyaç vardır. Örgütlenme deneyimine sahip sosyalistler ve devrimci demokratlar bunun için bulundukları ya da olmaları gereken yaşam-çalışma-eğitim vb. tüm alanlarda eğitici olmayı da ihmal etmeksizin çalışma sürdürdüklerinde, kitlelerin farklı kesimlerinin eylemine öncülük yapıp disipline edecek yapılar ortaya çıkacak; mücadelede daha ileri ve yeni mevziler edinmek mümkün olacaktır.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et