8 Ekim 2026 00:15

Fon vurgunu, ‘aç tilki’ işi mi?

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Fon vurgunu ve etki sahasındaki olayları konu alan tartışmalar ve etkisiz yaygın yakınmalar devam ediyor. Bu vurgunun borsa ve diğer alanlardaki etkisiyle birlikte yaklaşık 90 milyar dolarlık kayba yol açtığı belirtilirken, Erdoğan başta olmak üzere iktidar sözcüleri hem vurgunun sistem bağının üstünü örtme hem de birkaç “tamahkâr”ın işi olarak gösterip yönetim aygıtını oluşturanların rolü ve sorumluluğunu gizleme siyasetini sürdürüyor. Aralarında AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı’nın, Merkez Bankası Başkan Yardımcısıyla Cumhurbaşkanlığı Akademik İstişare Konseyi üyesinin, OECD nezdindeki Daimi Temsilcinin, Kültür Bakanlığı’nda 2026 Mart’ına kadar Strateji Geliştirme Başkanı olarak çalışan kişiyle Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı’nın damadının; BDDK eski üyesi ve halen BDDK Etik Komisyonu üyesi ile Hayati Yazıcı’nın oğlu Mustafa Yazıcı’nın, AKP kampanya yöneticilerinden Prof. Dr. Ertan Aydın ve BDDK eski Başkan yardımcısı Murat Yönaç gibi isimlerin de yer aldığı, bir kısmı halen görevde olan, bir kısmı görevi değişmiş, devlet-üst bürokrasisine mensup kalabalık sorumlular takımının durumu, karartma çabalarının etkisini belirli oranda kırsa da, iktidarın propaganda makinesi gerçekleri karartmak için durmaksızın çalışıyor.

Bu tutum ve devlet iktidarınca izlenen politika, ‘civcivlerin arasına dalmış aç tilki’ hikayesini andırıyor. Önüne geleni boğarak civcivleri bitirmeye koyulan tilki, yol açtığı yıkımın farkında olmaz ama içgüdüsel olarak doyumdadır. Fon vurguncuları ‘akıllı tilki’ kurnazlığıyla yol alırken, onları “tamahkâr kişi” ilan edip “yola devam” diyenler, yüz binlerin doğrudan, milyonlarca emekçinin de dolaylı etkileneceği vurgunu, ‘nasılsa anlamazlar, yükü sırtlarına aktarır bu vartayı da atlatırız’ anlayışıyla hareket ediyor. Ancak, Tera Holding yöneticisi Emre Tezmen’in, soygunu “milli ve yerli hizmet” olarak nitelemesi ve Saray bürokrasisinin korumasına göndermede bulunarak örtülü tehdit savurmasında olduğu üzere, fon şirketleri yöneticileriyle devlet çarkı üst bürokratlarının iş birliği alenileştikçe, iç hesaplaşma ve bunun dışa etkisi de boyutlanabilecektir.

Fon şirketlerinin vurgunu, sonuçta MASAK, SPK, BDDK, Maliye Bakanlığı gibi Erdoğan yönetimindeki devlet iktidarı ve partisi sorumluluğundaki kurumsal oluşumların yetki alanı ve açığa vurulan ilişkilere bakılırsa gözetiminde gerçekleşmiştir. Tera, Pusula ve Hedef yatırım bankalarına olur veren BDDK’dır. Manipülasyon ve devasa vurgun, SPK’nın yetki-denetim alanında başarılmıştır. Tüm bu kurumların yönetimleri, Erdoğan’ın imzasıyla oluşturulmuştur. Bu vurgun ve borsa kumarcılığının yarattığı sonuçlar salt fiili ‘mağdur’ konumundaki 455 bin ve borsada ‘oynayan’ 3,5 milyon kişiyi darbeleyip daha fazla yoksullaşmasına yol açmakla kalmayacaktır. Böyle olacağı mali spekülasyonlar, kur korumalı mevduat oyunu, işsizlik fonunun sermaye ve devlet bürokrasisi eliyle gaspı vb. gibi önceki farklı örneklere bakılarak da görülebilir.

Evet, fon manevralarına kapılmayanlar ve borsa kumar bileşkesine yakalarını fiilen kaptırmamış olanlarla bu çarkın dişlilerine kapılarak döngünün akıbetinden medet umanların durumu birebir aynı değildir. Ancak toplam etkinin en üst düzeyde yönetim konumunu oluşturan mekanizmayı çekip çevirenler tarafından zam-vergi yüküyle çalışan halka pay edildiği bir düzende, sistemsel kumarın ve kurumsal hırsızlığın etkisinden en çok ve en fazla zarar görenler emekçiler olacaktır. Bir devlet sınıfı konumunda bulunmanın tüm avantajlarını kullananlarla onların etrafında ayrıcalıklı bir tabaka oluşturmuş yiyiciler tayfası, bu etki dolayısıyla ortaya çıkabilecek tepkileri —bu tepki mücadele-örgüt kültürüyle de bağlıdır— önlemek için, hem yıkıcı sonuçların tüm emekçilere daha ağır yük getirme özelliğini saklamaya çalışmakta hem de bu soygunları münferit olaylar kapsamında göstermektedir. Onlara bakılırsa fon vurgunu “tamahkâr birkaç kişi”nin “nefsine yenik düşmesi”nden ibarettir.

Oysa bu büyük vurgun hem sistemsel kaynağına dair verileri ‘gün yüzü’ne vurmuştur hem de devlet kurumları yöneticisi konumundaki kişilerin Tera, Pusula ve Hedef gibi adları öne çıkan çete holding örgütlenmeleriyle birlikte gerçekleştirdikleri soygunun, münferit olaylar kapsamına alınamayacağını göstermektedir. Fon-borsa vurgunu, kapitalist sömürü ve soygun sistemi varlık gösterdiği sürece çeşitli biçimleriyle halk kitlelerinin yaşamını etki altına alacak benzeri çökme-zenginleşme olaylarının güncel bir örneğinden ibarettir. Borsa oyunları, hisse senetli şirketler ve devlet tahvili aracıyla küçük sermayeleri toplayıp çoğu kez büyük kısmının iflasına yol açan ve hatta ‘geliri’ asgari yaşam gereklerini karşılamaya bile yetmeyen emekçilerin bir kısmının bu ‘döngü’ye kapılmasını sağlayarak onları açlığın kollarına savuran ‘mekanizma’, tekelci kapitalist gelişmeyle dolaysızca bağlıdır. Sermaye sistemi vurgunların kaynağı; onu “güvenceye alma” işlevine sahip burjuva devlet iktidarı, oyunun değişik biçimleriyle oynanmasına gözetleyici -denetleyici güç konumundadır. Buna rağmen, sermaye sistemi ve burjuva devlet organizasyonunun borsa, fon şirketleri, hisse -tahvil alım satımıyla organik ilişkisini karartma politikası sadece sistemin değil, ondan her bakımdan nemalanan korucu gücün -parti ve devlet aygıtının ‘herkes için gerekli ve yararlı olduğu’ düşüncesini inanılır kılmak bakımından da gerekli sayılmaktadır. Yüzbinleri ve onlar üzerinden milyonlarca insanı yoksullaşmaya daha fazla iten bu vurgun-zenginleşme-servet yığımı oyunlarının yol açtığı veya açma olasılığı bulunan tepkileri önlemek üzere bir yandan burjuva muhalefete yönelik yargı-polis ve Saray operasyonlarına hız verilerek dikkatler başka alanlara yöneltilmeye çalışılıyor, diğer yandan da “sorumlu olanlardan hesap sorulacak-nereye varırsa varsın sonuna dek gidilecek” türü yıllardır benzeri olaylar dolayısıyla sürdürülen nakarat yinelenerek teskin edici söylem sürdürülüyor.. Bu böyleyse ama, siyasal iktisadi teşhirin bu yapısal-sistemsel bağın açıklığa kavuşturulmasıyla birleştirilmesine ihtiyaç daha da artmış demektir.

Bu vurgun MASAK, SPK, BDDK, Maliye Bakanlığı gibi Erdoğan yönetimindeki devlet iktidarı ve partisi sorumluluğundaki kurumsal oluşumların yetki alanı ve açığa vurulan ilişkilere bakılırsa gözetiminde gerçekleşmiştir. Tera, Pusula ve Hedef yatırım bankalarına olur veren BDDK’dır. Manipülasyon ve devasa vurgun, SPK’nın yetki-denetim alanında başarılmıştır. Tüm bu kurumların yönetimleri, Erdoğan’ın imzasıyla oluşturulmuştur. Çeyrek asırdır ülke yönetiminde olup tekelci kesimi başta olmak üzere kapitalist egemen sınıf iktidarını kendi çıkarlarını önceleyerek ve ‘dünya görüşleri’ doğrultusunda yeniden ve yeniden şekillendirenler, ‘kaybetmektense ülkeyi ateşe vermekten kaçınmama’ tutumuyla hareket etmekte ve burjuva muhalefeti dahil kendi yönetimlerine karşıt gelişmeleri etkisizleştirmek için, en çıplak haliyle ortaya çıkan ve halk kitlelerinin tepkisine yol açması muhtemel olay ve gelişmeleri şu ya da bu “tamahkâr kişi”nin, “davayı değil kendini düşünen sapkınlar”ın işi göstermektedirler. Gerçekler ise bu süre boyunca defalarca ve defalarca, izlenen siyasetin, işleyen ekonomik ilişkilerin siyaseti olduğunu; onu izleyenlerin bu işleyişten nemalanmasının “hizmet hakkı” babında doğallaştığını, yatırımların, özelleştirmelerin, teşviklerin; dış bağlantıların bu zemin üzerinden ve bu ilişkiler çerçevesinde gerçekleştirildiğini; yedi değil yetmiş yedi kuşak sonrası akraba-ı taallukat için varlık biriktirildiğini gösteriyor. Bir hesap olacak ve sorulacaksa eğer, bütün bunlar bilinerek, gözetilerek sorulmak durumundadır.

Sol liberaller ve iktidar politikalarına muhalif kapitalist sömürü sisteminin savunucuları, sorunun “arınma” ile ve para kaçıranlardan paranın geri alınmasıyla çözülmesini isterken, vurgunların kapitalist kaynağını örtmede iktidar güçleriyle birleşmektedirler. “Çürüklerden arınma ve suçluların cezasız kalmaması” koşuluyla siyasal iktidarın devamına yandaş çok sayıdaki muhalif, işçi sınıfı ve tüm emekçilere sosyal-iktisadi ve politik baskı ve saldırıları yoğunlaştırarak yol almaya çalışan ve izlediği politikaları intiharlara sürükleyecek denli bunaltıcı özellik gösteren iktidar gücü-partisi ve kurumlarının sorumluluğunu böylece hafifleterek egemen propagandaya güç verme konumuna düşmektedir. Oysa, Erdoğan yönetiminin siyasal sorumluluğu, yaşanan vurgunların kapitalist zeminini koruma sorumluluğu olarak da şekillenmiştir. Tarihi ve kendi tarihlerini parlak renklerle boyayan burjuva iktidarı sadece çürüğüyle değil sosyal-iktisadi ‘doku’da ve kültürel birikimde yarattığı tahribatıyla da göz bağcı-zehirleyici etkiye sahiptir. Bu durum ve ilişkinin işçi sınıfı ve özellikle de emekçilerin ileri kesimleri tarafından görülmesi, sömürü sistemine, sömürüyü olanaklı kılan ilişkilere son verme gerekliliğinin hissedilmesi ve bunun bilinçli bir karşıtlık halinde siyasi tutuma dönüştürülmesi bakımından önem gösteriyor.

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et