Kitle hareketi ve ‘sol’un hali! -I
Fransa başta olmak üzere, önceki yıllarda ve güncelde yaşandığı üzere çeşitli Avrupa ülkelerinde, Latin Amerika’da ya da Hindistan ve Banglades gibi Asya ülkelerinde veya bir dönem Tunus’tan Mısır’a çatışmalara varan yığınsal ‘isyan’ların genel ortak özelliği, düşük ücret, uzun çalışma süresi, esnek çalışma dayatması, özelleştirme, daha önceki süreçlerde mücadeleyle kazanılmış sosyal hakların kısıtlanması ya da tümüyle gasbedilmesi, kadın ve çocuk emeğinin barbarca yöntemlerle sömürülmesi, siyasal demokratik hakların ortadan kaldırılması vb. idi. Ortaya çıkan protestolar polis gücü ve patron baskısıyla önlenmeye çalışıldı.
Bu engelleme-bastırma politikasının sonuçlarının ne ve nasıl olacağı da tüm bu zamanlarda işçi sınıfı ve sınıf örgütleriyle diğer emekçilerin ve kent küçük burjuvazisinin gösterdiği direncin boyutları ve düzeyi ile bağlı olageldi. İşçilerin, kent-kır yoksullarının, küçük üreticilerin, gençlik ve kadın kitlelerinin sosyal-iktisadi ve politik talepler için mücadelede güçlü birlikler oluşturdukları durumlarda, sosyalizmin somut alternatif olduğu dönemlerde, Almanya, Fransa, İtalya gibi Avrupa ülkeleri başta olmak üzere kapitalist gelişmenin belirli bir düzeye vardığı ülkelerde kitle desteğine sahip güçlü devrimci ve komünist partilerinin hareketin önüne düşme cesaret ve yeteneği gösterdiği zamanlarda, burjuvazi ve iktidar organları saldırıyı ihmal etmemekle birlikte, yeni devrimleri önlemek için belirli tavizleri de kabullendiler. Sosyalizmin ve işçi komünist partilerinin tasfiye olduğu; yeni devrimci partilerin proleter sınıf kitleleriyle ve emekçilerin diğer kesimleriyle güçlü bağlar kuramadıkları -ya da onların irili-ufaklı isyanlarına öncülük ederek daha geriden gelenlerin güven duyacakları mevziler oluşturamadıkları zamanlarda ise, taviz değil “ezip geçme” politikası öne çıktı. Son yarım asırlık süreçte bu politika daha baskın biçimleriyle uygulandı. Daha fazla kâr için üretim ve çalışma koşullarını değiştirme programı olan ‘neoliberal’ barbarlık, özelleştirme, esnek çalışma, işsizlik, eğitim ve sağlık alanı başta olmak üzere ‘kamusal hizmet’lerin kısıtlanması, konutsuzluk, temel gereksinim maddelerinin alınmasını giderek artan şekilde kısma-kısıtlama nedeni olan pahalılık, iş ve iş dışı zamandaki yaşamın denetimine yönelik kuşatma vb. gibi türevsel çeşitliliklerle yürürlükte oldu.
Buna karşı çeşitli biçimleriyle ve kitle bileşimi değişmek üzere onlarca ülkede protesto, grev ve direnişler de gerçekleştirildi. 1995-96’da Türkiye dahil çok sayıdaki ülkede kitlesel grevler yapıldı. Irak’ın işgal edilmesini protesto için İngiltere ve ABD dahil milyonlarca insan sokağa çıktı. 2008 krizinin sosyal-ekonomik sonuçları emekçilerin tepkisine yol açtı. Fransa, Belçika, Almanya, İtalya ve İspanya ve Şili’de sonraki süreçte de farklı zamanlarda grev ve direnişler yaşandı. Daha yakın yıllarda Hindistan’da yüz milyonlara varan protesto ve grevler görüldü. Yunanistan halkı emperyalist haydut şefleri ülkeye sokmadı vb.
Ancak burjuva devlet ve hükümetleri kimi geri adımlar atıp bazısında ufak-tefek tavizler vermekle birlikte politikalarından geriye püskürtülemediler. Etki-tepki ilişkisinin toplumsal hayattaki geçerliliğini baskı ve sömürü “katsayısı”yla ölçeğe vurup “ne kadar baskı o kadar direniş” bağlamı kuran sol çocuksu anlayışlar bir yana bırakılarak söylenirse, kapitalist toplum koşullarının sürmesi için sahip olduğu her ne araç, güç ve olanak varsa, gelişmelerle bağlantılı olarak harekete geçiren burjuva devlet ve hükümetleri, şimdi Fransa, İtalya başta olmak üzere son kitlesel eylemlerin ortaya çıktığı ülkelerde görüldüğü üzere hem silahlı müfrezelerini direnenlerin üzerine sürmekte hem de direnişlere yönelten nedenlerin burjuva kapitalist ‘düzen’le bağını karartmaya çalışmaktadır. Vandalizm, terör, göçmen eylemciler söylemi bu amaçlı olarak öne çıkarıldı. Gençlik kitlelerinin kaotik yaşam koşullarına itilmesi, işsizlikteki artış, sosyal kısıtlamaların genişletilmesi, kaynakların silahlanmaya ve militarist aygıtın güçlendirilmesine akıtılması, sokaklara-alanlara yansıyan barınaksızlık, sağlık ve eğitim olanaklarından yoksunluğun daha geniş kesimleri kapsayacak hale gelmesi, ileri teknolojinin sömürü için ve burjuva hegemonyasını koruma silahına dönüştürülmesi vb. saldırılara karşı biriken tepki, yığınsal gösteri ve çatışmalarla dışa vurmuştur. Mali sermaye ve tekellerin bürokrat burjuva temsilcileri ve savunucuları, sermaye kârından, oligarkların rant kütlesinden, egemen sınıf çıkarı demek olan hakim düşüncelerden taviz vermeme tutumuyla şiddeti yoğunlaştırma ve yaymanın zorunluluğundan sözediyorlar. Sömürücü azınlığın mülkiyeti ve hakim konumunun korunması başlıca hedefleridir. Kararlılıkları bunun içindir!
Püskürtmek, mevzi edinmek ve daha ileri mevzilere sahip olabilmek için üretim -çalışma ve yaşam alanlarında örgütlenme ihtiyacı, kendini, denebilecekse eğer kendiliğinden ve yığınsal kuvvet gösterileri aracıyla yeniden ve daha güçlü şekilde göstererek dayatmıştır. ‘Sol’ olarak genel bir başlık altına alınarak sözü edilen parti ve örgütlerin kitle hareketinden güç alarak karşı karşıya oldukları sorun ve zorlukları aşma yolunda adım atabilmeleri buna bağlıdır. Üzerine ‘sol’da çok söz edilmiş olan ‘güç ve eylem birliği’, gereksinim olarak söz edilmeyi değil, gerçekleştirilmeyi ‘beklemektedir’! Dayak yenilen yere geri dönmeye değil dayak yememek ya da hadi öyle diyelim yıkılmayacak düzeyde darbe almamak için alınacak önlemlere ihtiyaç vardır!
Fransa ve diğer ülkelerdeki aktüel gelişmeler ciddi uyaranlardır!
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et