Kan borsasından fon borsasına
Rant ve yoksulluk bireysel değil, toplumsal bir çıktıdır. Yoksulluğun dün verem gibi bulaşıcı hastalıklarla ilişkisini hatırlamazsak, bugünün yumurtalarını satan kadınlarını da fon piyasalarındaki çürümeyi de anlamakta zorlanırız.
Seksenli yıllara kadar İzmir’de Basmane Meydanı, kentin kan borsasıydı. Bir yakınına kan gerektiğinde çaresiz kalanlar oraya koşardı. Kanlarını satanlar soluk benizli, zayıf, kentin en yoksul ve evsiz insanlarıydı. Kan, onların geçim kaynağıydı; verem ise kışın soğuğundan korunmanın çaresiz bir yoluna dönüşmüştü.
Bazıları, hastanede kalabilmek için verem tedavisini gizlice reddediyor, hastalıklarını kronikleştirerek Tepecik Göğüs Hastalıkları Hastanesinin koğuşlarında aylarca barınmaya çalışıyordu. Yazın Basmane’nin banklarında uyuyan bu insanlar, kışın hastane koğuşlarını sığınak yapıyordu. İyileşmek, onlar için bazen yeniden sokakta kalmak demekti.
Kamu kan bankacılığının gelişmesiyle kanın alınıp satıldığı bu döngü değişti. Ama yoksulluk ortadan kalkmadı. Hayat, bedenlerini geçim kaynağına dönüştürmek zorunda kalan insanları başka biçimlerde sınamayı sürdürdü.
Geçen hafta iki haber manşetlerde yan yana duruyordu: Fon işlemleriyle büyüyen servetler ve ekonomik çaresizlik içinde yumurtalarını satmaya yönelen kadınlar.
İlk bakışta birbirinden uzak görünen bu iki dünya, aynı eşitsizliğin farklı yüzleri değil mi? Bir tarafta parayı parayla çoğaltanlar, diğer tarafta hayatını sürdürebilmek için bedeninden vazgeçmek zorunda kalanlar var. Birinin sermayesi ayrıcalıklar ve finansal imkanlar; diğerinin elindeki son varlık ise kendi bedeni.
Dünün Basmane’sinde yoksul, kanını satarak karnını doyuruyor; kışın donmamak için hastalığıyla yaşamaya mahkum oluyordu. Bugün ise bazı kadınlar, geleceksizlik ve geçim sıkıntısı içinde üreme hücrelerini ekonomik bir değere dönüştürmeye yöneliyor. Burada mesele kadınların tercihini yargılamak değil, o tercihin hangi toplumsal koşullarda yapıldığını sorgulamak olmalı.
Bedenin son menkul kıymete dönüştüğü yerde yoksulluk, artık yalnızca cüzdanın boşluğu değildir. İnsan, hayatta kalabilmek için kendi varlığından eksiltmeye başlar.
Aradan geçen yıllarda değişen, yoksulluğun biçimleridir. Dün kanını satanların sığınağı hastane koğuşlarıydı; bugün fonların ve ihalelerin çevresinde biriken servet, ayrıcalıklı kesimlerin güvencesine dönüşebiliyor. Birileri yaşamını sürdürebilmek için bedeninden eksilirken, diğerleri kamu kaynakları ve finansal ilişkiler üzerinden servetini büyütebiliyor.
Bu iki dünya arasındaki mesafe yalnızca gelir farkıyla ölçülemez. Bir tarafta yaşamını koruyabilmek için hastalığına tutunanlar, diğer tarafta gücünü ve ayrıcalıklarını korumak için kamusal kaynakları kendi çıkarına dönüştürenler var.
Yoksulluğu bireysel başarısızlıkla açıklamak, bu düzenin sorumluluğunu görünmez kılar. Hiçbir insan, yaşayabilmek için kanını, bedenini ya da geleceğini satmak zorunda kalmamalı. Yoksulluğun kader, kamusal kaynakların ayrıcalık sayılmadığı; sağlığın, barınmanın ve insanca yaşamın güvence altına alındığı bir düzen mümkün. Bunun yolu, hayatı piyasanın insafına bırakmamak; kamusal sorumluluğu, eşitliği ve dayanışmayı büyütmekten geçiyor. Çünkü hayat, ancak kimsenin hayatta kalmak için kendinden eksiltmek zorunda kalmadığı bir yerde onarılabilir.
Kan borsasından fon borsasına uzanan çizgide değişmeyen şudur: Birileri servetini büyütürken, birileri yalnızca hayatta kalabilmek için kendinden eksiltir.
Sağlıcakla kalın.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et