Beyaz önlüğün cebinde barış
Üç santime dört santimlik bir deftere barış için reçete yazıyor hekimler... Hekimler nöbet tutar; o beyaz önlüğün cebine neler sığmaz ki: Barış mı sığmayacak?
Bir avucun içine, en mahrem hatıraların saklandığı bir köşeye sığabilecek bu küçücük defter, içine yazılanlar nedeniyle bir avuç kağıt olmaktan çıkıyor; bir coğrafyanın vicdan defterine dönüşüyor.
Yaklaşık bir yıl önce, Türk Tabipleri Birliği (TTB) Demokrasi ve Barış Çalışma Grubunun ilk basın toplantısında başlamıştı bu yolculuk. Sağlık hakkı, demokrasi ve barış mücadelesinin simge isimlerinden, TTB’nin geçmiş dönem başkanlarından, genel sekreterlerinden, aktivistlerinden tek bir ricada bulunmuştum: Barışa dair ilk aklınıza gelen cümleyi bu minik sayfaya yazın. Amacım, tarihin bu dönemeçli günlerinde bir hafıza külliyatı örmek, inatla ‘barış’ diyenlerin sesini yan yana getirmekti.
Defterin sayfaları dolarken dün akşam İzmir’de bu hafızaya özel bir halka daha eklendi. TTB çatısı altında yaklaşık otuz yıldır sağlık hakkı, demokrasi ve barış için omuz omuza mücadele ettiğim dostum Dr. Selçuk Mızraklı’yla, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı sonrası sekiz yıllık mahpusluğun ardından İzmirli hekimlerle aynı masada buluştuk. Yılların hasretiyle kucaklaşmak, göz göze gelmek, kelimelerin kifayetsiz kaldığı bir duyguydu. Sonra o küçük defteri onunla da paylaştım ve aynı ricada bulundum.
Defterde biriken cümleler, barışın birbirinden farklı ama birbirine değen anlamlarını gösteriyordu:
Kimi hekim barışı “ekmek ve su gibi” (Gencay Gürsoy) gördü, kimi “insan olma hali, empati” (Ömer Melik) olarak tanımladı. Kimi “torunları için” (Taner Gören) hemen şimdi isterken, kimi “Asla ucuz olmadığını” (Taner Özbenli) hatırlattı.
TTB’nin geçmiş dönem başkanlarından Selim Ölçer, “Barış olsun iyilik artsın” derken, TİHV Başkanı Metin Bakkalcı pusulamızı gösteriyordu: “Aslolan yaşamdır. Aslolan barıştır.”
Barış akademisyenlerinin sesleri o minik sayfada yankılanıyordu: Şükrü Boylu’nun “Tüm halkların ezeli ve ebedi barış içinde yaşadığı günlerin umuduna inancım tamdır” inancıyla, Ümit Biçer’in “Barış tüm dillerde duyduğum en sıcak, en yakıcı sözcük” vurgusu yan yana duruyordu. Şiirlerle dizelerle büyüdü sesler: “Yağmur yağacak, bulutlara bakın... Her kim ki barış derken ölmüş, selam gönderin” (Cem Terzi).
Ve dün akşam, İzmir’deki o buluşmada, Selçuk Mızraklı’nın kaleminden o deftere damlayan cümle, tüm bu mücadelenin özeti gibi düştü sayfaya: “Barışa damla olun, birlikte barış okyanusu olalım.”
Üç santime dört santimlik bir defter... Gencay Hoca’dan Selçuk Mızraklı’ya uzanan, beyaz önlüklerin cebinde taşınan bir insanlık hafızası. Her biri başka bir ses, başka bir hayat; ama hepsi aynı hayati talebin etrafında buluşuyor.
Hekimler, savaşların ve yıkımların ortasında barış reçetesi yazmayı, bu coğrafyanın yaralarını sarmak için nöbet tutmayı sürdürüyor.
Çünkü aslolan yaşamdır. Aslolan barıştır.
Sağlıcakla kalın.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et