Osteoporotik kentler ve bedenler: Sessiz kırılganlık
Kemik yalnızca mineral değildir; mimari bir dokudur. Kent de yalnızca betonarme yapılardan oluşmaz; o da bir yaşam dokusudur. Kemik yalnızca kalsiyumla, kent yalnızca betonla ayakta durmaz.
Halk arasında kemik erimesi olarak anılan osteoporozda kırık, hastalığın başladığı an değildir. Uzun süredir biriken kırılganlığın görünür olduğu andır. Kentlerde de deprem, sel ya da altyapı çöküşü çoğu zaman felaketin başlangıcı değil; yıllardır biriken kırılganlığın görünür hale geldiği andır. Çünkü hem beden hem kent, yalnızca güçlü oldukları için değil, yükü birlikte taşıyabildikleri için ayakta kalır. Ve kentsel osteoporoz…
Kentsel osteoporoz derken yalnızca binaların taşıma kapasitesindeki azalmayı kastetmiyorum. Daha geniş bir şeyden söz ediyorum: Bir kentin krize karşı direnme, değişime uyum sağlama ve kendini onarma kapasitesinin zaman içinde aşınması…
Bir parkın kaldırılması tek başına bir kenti çökertmez. Bir derenin beton kanala alınması da. Bir mahallenin yüksek katlı yapılara dönüşmesi de. Bir okul bahçesinin küçülmesi, bir ağacın kesilmesi, bir semt pazarının ortadan kalkması, toplu taşımanın zayıflaması, komşuluk ilişkilerinin çözülmesi...
Bunların hiçbiri tek başına “felaket” değildir. Ama hepsi birlikte kentin trabeküler yapısını seyreltebilir. Çünkü kentleri yalnızca binalar taşımaz. Kentleri insanlar, ilişkiler, kamusal alanlar, yeşil alanlar, ulaşım ağları, su sistemleri, mahalleler ve ortak hafıza da taşır.
Kemik dokumuzda osteoporoz geliştiğinde remodelling (yeniden yapılanma) mümkündür: Kemik sürekli yıkılır ve yeniden yapılır. Sorun, yıkımın yapımdan fazla olmasıdır. Her kent de sürekli yeniden yapılır. Mesele değişimin olup olmaması değil; kentin neyi yıktığı, yerine ne koyduğu ve bu değişim esnasındaki dengedir.
Osteoporoz kemiğin yok olması değil, kemiğin dayanma kapasitesini kaybetmesidir. Kentin osteoporozu da binaların azalması değil, yaşamı taşıyan ve mekanı bir arada tutan dokuların seyrelmesidir.
Osteoporozda kemik dışarıdan bakıldığında hala kemiktir. Hatta çoğu zaman kişi kırık oluşana kadar hastalığın farkında değildir. Ama içeride trabeküler yapı seyrelmiş, dayanıklılık azalmıştır. Kentte de benzer bir durum kurulabilir: Bir parkı kaldırıp AVM yapmak da görünürde bir ‘yenileme’dir; ancak kentin yaşam kapasitesini, ekolojik bağlarını ve kamusal dokusunu aşındıran örtük bir zayıflamadır.
Osteoporoz dünya genelinde 500 milyondan fazla insanı etkilemektedir. 50 yaş ve üzerindeki kadınların her 3’ünden 1’i, erkeklerin ise her 5’inden 1’i yaşamlarının geri kalanında osteoporoza bağlı kırık geçirmektedir. (*) Yaşlanan ülkemiz için de risk artıyor.
Osteoporoz sessiz ilerler; kırık geldiğinde hastalık yeni başlamış değildir. Deprem ise osteoporotik bir kentin ilk kez alenen ağrımasıdır. Yıkıntılar ise kentin kadavra salonunda açılmış anatomisidir.
Tarihçi Herodot yaklaşık 2500 yıl önce, Pelusium Savaşı sonrasında, Pers ve Mısır askerlerinin kafataslarının kırılganlığı arasındaki farkı anlatır. Bu anlatı osteoporozun tarihsel bir tanısı olmasa da; kemik dayanıklılığı ile kırılganlık arasındaki ilişkinin insan gözlemindeki çok eski örneklerinden biridir.
Biz de büyük depremlerde kentlerin "kadavra salonuna" girmiş olduk. Yıllarca güvenli, lüks, modern ve taze boyalı sanılan binalar çöktüğünde; etiketlerin ve dış kabuğun bir illüzyon olduğunu, betonun içindeki nervürsüz demirleri, deniz kumunu, çalınmış çimentoyu yani kentin osteoporotik kemik yapısını enkaz başında gözlerimizle inceledik.
Sonuç olarak; hem fiziksel hem de biyolojik anlamda "osteoporotik" bir geleceğe sürüklenmemek için, ne kentleri ne de bedenleri sadece dış kabuğundan ibaret görmek yeterlidir. Kentleri dirençli kılmanın yolu, hacmi veya betonu artırmak değil; kentin trabeküler yapısı olan kamusal alanları, komşuluk bağlarını, doğayla olan ilişkisini ve yaşamı taşıyan dokularını koruyup güçlendirmektir.
Çünkü osteoporozda yalnızca kemik kaybolmaz; denge, hareket, bağımsızlık ve yaşam kalitesi de etkilenir. Kentte de kamusal alanların, komşuluk ilişkilerinin, yeşil alanların, ulaşım ağlarının ve sosyal bağların aşınması yalnızca “mekansal kalite” problemi değildir. İnsanların birbirleriyle ve kentle kurduğu ilişkiyi taşıyan yapı zayıflar.
Sağlıklı bir beden ile sağlıklı bir kent arasında en önemli ortaklık şudur: İkisi de yalnızca güçlü olmakla değil, yükü birlikte taşıyabilmekle ayakta kalır.
Sağlıcakla kalın.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et