5 Ekim 2026 00:09

Bireye nasihat, kalbe hasar: Ritmi bozuk sistem!

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Sağlık tek kişilik bir öykü değildir.

Kalp sağlığı yalnızca sabah kaçta uyandığımız, ne kadar yürüdüğümüz ya da salatamıza kaç gram tuz attığımızla ilgili değildir.

Kalp sağlığı; adil bir gelir dağılımının, nitelikli gıdaya erişimin, yaşanabilir kentlerin, insanca çalışma koşullarının ve kamusal, ücretsiz, ulaşılabilir bir sağlık sisteminin ortak öyküsüdür.

Sağlık Bakanlığı, 29 Eylül Dünya Kalp Günü vesilesiyle bir basın bildirisi yayımladı. “Kalp Ritmini Kaçırma”, “Sağlıklı Bir Gelecek İçin Bugün Harekete Geç”

Parlak sloganlarla örülü metin, ilk bakışta masum bir farkındalık çağrısı gibi duruyor. Ancak biraz yakından bakıldığında, son yıllarda sağlık politikalarına egemen olan sorunlu bir zihniyet ortaya çıkıyor: Sistemik koşulların yarattığı sağlık sorunlarını görünmez kılmak ve sorumluluğu bireyin omuzlarına bırakmak…

Bunun en çarpıcı ifadesi ise “Kalbinizi Korumak Sizin Elinizde” cümlesinde kristalleşiyor. Oysa halk sağlığının temel gerçeği basit: Sağlık, bireysel ve tek kişilik bir öykü değildir.

Bakanlık yurttaşı kalp Sağlığı için sağlıklı ve dengeli beslenmeye, ideal vücut ağırlığını korumaya, stresten uzak durmaya çağırıyor. Peki bütün bunlar hangi toplumsal gerçekliğe karşılık geliyor?

Türkiye’de ekonomik kriz, yüksek gıda enflasyonu ve eriyen alım gücü milyonlarca insanın yaşamını belirlerken, nitelikli gıdaya erişim artık basit bir “yaşam tarzı tercihi” değil, bir sınıf meselesidir.

En ucuz ve erişilebilir gıdaların çoğu işlenmiş karbonhidrat, yüksek tuz, şeker ve kalitesiz yağ içeren ürünlerken; işçiye, emekliye ya da asgari ücretliye “dengeli beslen” demek ne kadar gerçekçidir? Fırından ekmek alamayan insana pasta tarifi vermek gibi bir şeydir bu.

İnsanı ucuz kaloriye mahkum eden ekonomik düzeni değiştirmeden, onu kötü beslendiği için uyarmanın adı farkındalık yaratmak değil; mağduru suçlamaktır.

Sağlık Bakanlığının bireye nasihat, kamuya muafiyet yaklaşımı ne zaman sona erecek!

Bildiride bireylere uzun bir ödev listesi verilirken, devletin ve karar vericilerin kamusal sorumluluklarına ilişkin somut bir politika önerisi göremiyoruz.

Oysa koruyucu sağlık hizmeti, vatandaşa broşür dağıtmak ya da sosyal medyada hashtag açmak değildir.

Gerçek bir koruyucu sağlık politikası; gıda endüstrisindeki tuz ve trans yağ oranlarını etkin biçimde denetlemeyi, kentleri rant uğruna betona boğmak yerine herkesin ücretsiz kullanabileceği yeşil alanlar yaratmayı, insan onuruna uygun çalışma koşulları oluşturmayı ve tütün endüstrisinin toplumsal zararlarını sınırlayacak güçlü kamu politikaları geliştirmeyi gerektirir.

Bunları yapmadan “Kalbinizi korumak sizin elinizde” demek, kamusal sorumluluğu bireysel iradeye havale etmektir.

Bildirinin bir başka sorunu da “erken tanı” ve “düzenli kontrol” çağrısında ortaya çıkıyor. Vatandaşa aile hekimine ve uzman doktora zamanında başvurması söyleniyor. Peki o vatandaş çağrıya uyup kardiyoloji randevusu almaya çalıştığında neyle karşılaşıyor? MHRS’nin kilitlenmiş duvarıyla…

Aile hekimlerinin yoğunluğu, uzman randevularındaki gecikmeler, tetkiklere erişimde yaşanan sorunlar ve giderek artan cepten sağlık harcamaları ve palazlandırılmış özel sağlık kurumlarının kar hırsı ortadayken, bireyden kendi sağlığını sürekli ve kusursuz biçimde yönetmesini beklemek, sağlık sisteminin gerçeklerinden kopuk bir yaklaşım değil midir?

Bir yandan “erken gel” denilirken öte yandan erken gelmenin yolları daraltılıyorsa, sorun yalnızca bireyin sağlık bilinciyle açıklanabilir mi?

Kalbin sağlığı toplumun sağlığıdır diyor bakanlık.

Sağlık Bakanlığı’nın Dünya Kalp Günü mesajı, tıp biliminin doğrularını bireysel sorumluluk merkezli bir söylemin içine yerleştiriyor. Oysa insanı ekonomik koşullarından, yaşadığı kentten, çalışma hayatından ve sağlık sisteminden soyutlayarak sağlığını açıklayamayız.

Elbette insanın beslenmesi, hareket etmesi, sigara kullanmaması ve kontrollerini yaptırması önemlidir. Ancak insanın sağlıklı seçimler yapabilme olanağı da toplumsal bir meseledir. Kalp sağlığı kişisel bir irade sınavı değil, kamusal bir adalet ödevidir.

Eğer gerçekten kalplerimizin ritmini kaçırmak istemiyorsak, yalnızca kalbin ritmini değil, sağlık politikalarının ritmini de sorgulamalıyız.

Unutmayalım; sağlık kişisel bir tercih değil, kamusal bir haktır.

Mesele kalbimize tek başımıza bakmak değil; sağlığı piyasanın değil, kamunun ve halkın sorumluluğu yapacak politik bir iradeyi zorlamaktır.

Sonuç almak için bireysel öğütlere sığınmayı bırakıp; gıdayı denetleyen, kentleri insana açan ve sağlığı parasız sunan bir kamusal sistem için örgütlü mücadeleyi büyütmeliyiz.

Sağlıcakla kalın.

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et