İklim tiyatrosu Antalya’da perde açıyor
Antalya’nın ev sahipliği yapacağı COP31 İklim Zirvesi’ne (BM İklim Değişikliği Konferansı) günler kaldı. 9-20 Kasım’da yapılacak zirve, Türkiye’nin ekoloji gündemine aylar öncesinden girdi. En güncel tartışma, zirveye sponsor olan büyük şirketler üzerine. Doğa tahribatı, ormansızlaşma ve madencilik projeleriyle anılan Cengiz Holding, Sinpaş, Limak ve IC Holding gibi sermaye gruplarının iklim destekçisi ya da uygulama ortağı ilan edilmesi bir çelişki gibi görünse de aslında şaşırtıcı değil. Önceki COP’larda da enerji, petrol ve maden şirketlerinin doğrudan ya da dolaylı etkisi yıllardır tartışılıyor.
Fosil yakıtın ev sahipliğinde iklim zirvesi
COP28'e başkanlık eden Sultan Ahmed Al Jaber, aynı zamanda Abu Dabi Ulusal Petrol Şirketi’nin (ADNOC) CEO’suydu. Bakü’deki COP29'da ise zirvenin CEO’su ve Azerbaycan Enerji Bakan Yardımcısı Elnur Soltanov’un, kendisini yatırımcı olarak tanıtan Global Witness muhabirine sponsorluk karşılığında yeni fosil yakıt anlaşmalarını kolaylaştırma sözü verdiği gizli kamera görüntüleriyle ortaya çıktı. Fosil yakıtlardan çıkışın konuşulması beklenen bir zirvede Soltanov, “Petrol ve gazımız sonsuza kadar üretilebilir” diyecek kadar açık sözlüydü!
Lobiciler de sponsorlar kadar belirleyici. COP26'dan COP29'a kadar zirvelerde petrol ve gaz lobicilerinin sayısı, iklim değişikliğinden en çok etkilenen ada ülkelerinin toplam delegasyonunu katbekat aştı. COP29'a 1.700'den fazla fosil yakıt lobicisi akredite edildi. Bir yandan emisyon azaltım çağrıları yapılırken şirket CEO’larının, siyasetçilerin ve milyarderlerin yüzlerce özel jetle zirvelere gelmesi de ikiyüzlülüğün açık göstergesi sayıldı. Karbon ayak izini silmeden sponsor olan şirketler, bu zirveleri kendilerini aklamak için birer “yeşil badanalama” (greenwashing) merkezine dönüştürdü.
Otuz zirvenin karnesi
1995'ten bu yana Berlin’den Bakü’ye uzanan süreçte alınan kararlar ya kâğıt üstünde kaldı ya da piyasa mekanizmalarıyla işlevsiz hale getirildi. Kyoto Protokolü küresel emisyon artışını durduramadı, Kopenhag’da gelişmekte olan ülkelere vaat edilen yıllık 100 milyar dolar kâğıt üzerinde kaldı, Paris Anlaşması’nın 1,5 derecelik sıcaklık sınırı da çoktan aşıldı. Bakü’de gelişmiş ülkelerin önerdiği 300 milyar dolarlık finansman hedefi, gelişmekte olan ülkelerin talep ettiği 1,3 trilyon doların çok gerisinde kaldı; Hindistan, Nijerya ve küçük ada devletleri söz bile alamadan oturum kapatıldı. Hindistan Başmüzakerecisi Chandni Raina metni “tam bir illüzyon” olarak niteledi, Nijerya heyeti “tiyatro ve hakaret” dedi, ada devletlerinin temsilcileri ise zirvenin gelişmiş ülkelerin çıkarlarına hizmet eden bir tiyatro sahnesi gibi kurgulandığını belirterek genel kurulu terk etti.
Trump’ın açıklığı, diğerlerinin maskesi
ABD Başkanı Trump’ın iklim değişikliğini “aldatmaca” olarak nitelendirip Paris Anlaşması’ndan çekilme kararı almasının, anlaşmaya bel bağlayanlarda şok etkisi yarattığı söylenebilir. Oysa bu adım, kapitalist ülkelerin meseleye bakışını açıkça ortaya koyması bakımından dikkat çekiciydi. Trump, diplomasi ve “mış gibi yapma” yerine “biz bu işte yokuz, hiç de olmadık” diyerek pozisyonunu açıkladı. Diğer ülkeler ise aynı tutumu daha örtük biçimde sürdürüyor. COP’ları, “iklim değişikliği bizim yüzümüzden oluyor ama çaresini de biz bulacağız” diyen kapitalist ülkelerin her yıl tekrarladığı bir gösteri olarak okumak mümkün.
Kararların uygulanamamasını yalnızca fosil yakıt devlerinin, maden şirketlerinin ve finans gruplarının lobiciliğine bağlamak da doğru değil. Sorunun kaynağı olan kapitalist ülkelerin bu krizi çözecek bir ‘vizyonları’ yok; bu yüzden görevi kâğıt üzerinde ve her yıl yinelenen zirve tiyatrolarında bir performansla yerine getirmekle yetiniyorlar.
Sponsor listesi mi, sahne mi?
COP31'in diğerlerinden farklı geçeceğini düşündürecek bir neden yok. Türkiye’nin dört bir yanını talan eden dev maden ve enerji şirketleri bu kez de sponsor yapıldı. COP31'in küresel iş ortağı Koç Holding’in en büyük gelir kaynağı TÜPRAŞ, petrol rafinajını azami kapasitede sürdürüyor. Akbelen Ormanı’nda kömür madeni için orman kıyımı yapan Limak ve IC Holding’in, Artvin Murgul, Cerattepe ve Kazdağı’nda siyanürlü altın projeleriyle tepki çeken Cengiz Holding’in ya da Kızılbük’te deniz ekosistemine zarar veren Sinpaş’ın zirvede destekçi yapılması, BM iklim zirvelerinin imaj tazeleme ve yeşil aklama alanına dönüştüğünün somut örnekleri.
Çevre örgütlerinin bu şirketlerin sponsorluktan çıkarılması yönündeki başvuru ve talepleri ilk bakışta haklı görünse de tartışmayı yalnızca şirket isimleri üzerinden yürütmek tehlikeli. Bu yaklaşım, şirketler olmasa COP’ların iklim krizine gerçek çözümler üretebileceği algısını yaratmaz mı? Sahnelenen tiyatroyu ortadan kaldırmak yerine meşrulaştırma riski taşımaz mı? Bazı kesimler tam da bu yüzden tepkinin sponsor şirketlere değil COP toplantılarına yönelmesini ve anti-kapitalist mücadelenin yerellerden örülmesini savunuyor.
Fonculuk ve mücadelenin yöntemi
Tartışmanın bir diğer ekseni, mücadelenin yöntemi ve kurumsal fonlarla ilişkisi. Karşı zirveler ve alternatif etkinlikler, sistemin çizdiği sınırlar içinde kalma ve gündemi yine COP merkezli okuma riski taşıyor. Daha önemlisi, sermaye gruplarının ve uluslararası fonların finansmanına bağımlı hale gelen bir iklim hareketi, krizin asıl kaynağı olan kapitalist mülkiyet ilişkilerini ve üretim tarzını radikal biçimde sorgulama yeteneğini yitiriyor. Bu nedenle Türkiye’deki ekoloji hareketinin ana damarları arasında, anti-kapitalist perspektifle fonculuk pratiğinin yan yana yürüyemeyeceğini savunan güçlü bir itiraz var.
Hareketin bu kesimi, mücadelenin egemen güçlerin ve kapitalist devletlerin belirlediği sınırları reddederek doğrudan emekçilerin ve halkların örgütlü gücüne dayanması gerektiğini vurguluyor. COP’ların da iklim mücadelesinin miladı ya da çözüm adresi değil, iklim değişikliğini üreten sömürü mekanizmalarının üzerini örten yapılar olarak teşhir edilmesini istiyor.
Tam da bu nedenlerle, iklim mücadelesini büyütmek için Antalya’ya gitmek ya da BM pavyonlarında yer aramak şart değil. Gerçek çözümün yolu, her yaşam ve üretim alanında doğanın ve emeğin ticarileştirilmesine karşı durarak açılabilir.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et