28 Eylül 2026 00:15

Çevresel yıkımı yeşil etiketle örtme çabası

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Resmî Gazete'de 24 Eylül tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren Türkiye Yeşil Taksonomisi Yönetmeliği, “sürdürülebilir yatırımlara finansman akışını yönlendirmeyi ve piyasadaki yeşil yıkama uygulamalarının önüne geçmeyi” hedefliyor. Düzenleme kapsamındaki esaslar, bir ekonomik faaliyetin çevresel açıdan sürdürülebilir kabul edilebilmesi için hangi teknik şartları taşıması gerektiğini belirliyor. Ancak düzenlemenin yayımlanmasıyla birlikte, metnin yeşil yıkamayı engelleme kapasitesi, kapsadığı sektörler ve öngörülen kontrol mekanizmalarının yeterliliği konusunda bilim insanları ve hukukçular tarafından kapsamlı eleştiriler dile getiriliyor. Kamuoyuna sunulan bu çerçevenin sahadaki gerçeklikle ne derece örtüşeceği ve çevresel tahribatı durdurup durduramayacağı tartışılmaya devam ediyor.

Yönetmelik ile ilgili uzmanların görüşlerine geçmeden önce “Yeşil Taksonomi” ve “Yeşil yıkama” kavramlarına kısaca değinelim. Yeşil taksonomi, hangi ekonomik faaliyetlerin çevresel açıdan sürdürülebilir kabul edileceğini bilimsel ve teknik kriterlerle belirleyen ulusal bir sınıflandırma sistemini ifade ediyor. Yeşil yıkama ise işletmelerin ve kurumların ürün ya da hizmetlerini gerçekte olduğundan daha “çevreci” ve doğa dostu göstermek amacıyla aldatıcı reklam, pazarlama ve finansman yöntemlerini kullanması anlamına geliyor.

Ekoloji mücadelesinin kavramları reklam malzemesi yapılıyor

Yönetmeliğin hukuki ve politik boyutunu değerlendiren Avukat Mehmet Horuş, Türkiye Yeşil Taksonomisi Yönetmeliği'nin özünde ticari amaçlı bir düzenleme niteliği taşıdığına dikkat çekiyor. TBMM'de kabul edilen İklim Kanunu'nun bir iklim yasasından ziyade ticaret kanunu mantığıyla kurgulandığını belirten Horuş, taksonomi yönetmeliğinin de İklim Değişikliği Başkanlığı'nın finansal araçlarından biri olarak hayata geçirildiğini ifade ediyor. Biyoloji biliminin canlıları sınıflandırmak için kullandığı taksonomi kavramının ticari amaçlarla araçsallaştırıldığını savunan Horuş, ekoloji mücadelesine ait kavramların içinin boşaltılarak reklam malzemesi haline getirildiğini aktarıyor. Yönetmelikte yer alan yeşil boyama tanımını dikkat çekici bulan Horuş, çevreci görünmek amacıyla aldatıcı halkla ilişkiler, finansman, reklamcılık veya pazarlama yöntemlerinin kullanılmasının yeşil boyama şeklinde tanımlanmasını manidar bir adım olarak nitelendiriyor.

Teknik tarama kriterleri ve bağımsız denetim zorunluluğu

Sistemin işleyişine ilişkin teknik detayları paylaşan İstanbul Cerrahpaşa Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Cihan Erdönmez, yeşil taksonominin bir ekonomik faaliyetin gerçekten sürdürülebilir sayılabilmesi için üç temel şart aradığını açıklıyor. Bunların en az bir çevresel hedefe önemli katkı sağlama, diğer hedeflere zarar vermeme ve asgari sosyal koruma ilkelerine uyma şartları olduğunu belirten Erdönmez, Türkiye'deki çerçevenin Avrupa Birliği taksonomisiyle büyük benzerlik taşıdığını aktarıyor. Ancak bu düzenlemenin tek başına yeşil aklamayı engellemeye yetmeyeceğini vurgulayan Erdönmez, Avrupa Birliği tecrübesinin de gösterdiği üzere taksonominin ötesinde ilave pazarlama ve finansman kurallarının getirilmesinin şart olduğunu ifade ediyor. Erdönmez, uygulamanın başarısının teknik tarama kriterlerinin ne kadar güçlü belirleneceğine, raporların bağımsız denetimine ve yaptırımların kararlılıkla uygulanmasına bağlı kalacağını belirtiyor.

Tarımda kuraklık riski ve uyum listesindeki büyük boşluk

Yönetmeliğin tarım sektörüne bakışındaki çelişkilere odaklanan Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Levent Kurnaz, Türkiye'nin Avrupa Birliği'nden farklı olarak tarımı taksonomi listesine eklemesini önemli bulsa da düzenlemedeki ciddi bir boşluğa işaret ediyor. Tarımın yönetmelikte yalnızca sera gazı emisyonlarının azaltılması başlığı altında yer aldığını belirten Kurnaz, iklime hazırlık ve uyum listesinde tarıma hiç yer verilmediğini vurguluyor. Türkiye'nin özellikle iç ve güney kesimlerinde sıcaklık artışı ve kuraklık riskinin kapıda beklediğini hatırlatan Kurnaz, damlama sulamaya geçiş veya kuraklığa dayanıklı tohum kullanımı gibi yaşamsal yatırımların bu yönetmelikte yeşil sayılmadığını dile getiriyor. Buna karşın çiftçinin riskini üstlenen sigorta poliçelerinin uyum listesinde yeşil kabul edilmesini büyük bir çelişki olarak gören Kurnaz, tarlasını kuraklığa hazırlayan üreticinin değil risk şirketlerinin desteklendiğini aktarıyor. Bankaların 2029 yılından itibaren raporlama yapacağını bildirin Kurnaz, karmaşık bürokratik süreçlerin küçük çiftçiyi yeşil finansmandan uzaklaştırarak büyük tarım şirketlerini avantajlı kılma riski taşıdığını ve tarımın acilen uyum listesine dahil edilmesi gerektiğini belirtiyor.

Saha gerçekleri ve ekolojik krizin perdelenmesi kaygısı

Mevzuat düzenlemelerinin ötesinde sahadaki ekolojik tahribatın boyutlarına değinen Emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Doğan Kantarcı, kâğıt üzerindeki yeşil metinler ile somut uygulamalar arasındaki derin uçuruma dikkat çekiyor. Bir yandan uluslararası iklim zirveleri ve taksonomi yönetmelikleri yayımlanırken, diğer yandan ormanların, zeytinliklerin ve su havzalarının yıkıma uğramaya devam ettiğini ifade ediyor.

Ekolojik krizlerin kapitalist üretim tarzının içsel bir çelişkisi olduğu ve “yeşil kapitalizmin” bu çelişkiyi her fırsatta yeni pazar fırsatlarına dönüştürdüğü bilinen bir olgu. “Sürdürülebilirlik” söylemi, radikal bir sistem dönüşümünü engellemek amacıyla ticarileştirilirken statükoyu koruma işlevi de görüyor. Yeşil yıkama yöntemleri tam da bu noktada üretimi ve tüketimi sınırlandırmak yerine "ekolojik olanı tüketme" anlayışını yaygınlaştırarak yanlış bilinç üretimine katkı sağlıyor. Böylece iklim değişikliğinin gerçek failleri ve sınırsız büyüme odaklı sermaye düzeni görünmez kılınarak çevresel tahribatın üzeri örtülüyor.

Ekolojik krizlerin temel kaynağını üretim tarzı yerine fiyatlandırma veya etiketleme mekanizmalarında arayan yaklaşım, kirliliği kökten azaltmak yerine sürdürülebilirlik söylemi üzerinden piyasayı canlı tutmaya hizmet ediyor. Uzmanlar, sahada gerçek bir koruma sağlamayan ve tarım gibi en kırılgan sektörleri bütüncül biçimde desteklemeyen mevzuat adımlarının, derinleşen çevresel krizlerin üzerini yeşil etiketlerle örtme riski barındırdığını dile getiriyor.

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et