Yeni Troya savaşı çimento tozlarına karşı veriliyor
Sabaha karşı, Gökçeada’nın üzerinden yükselen beyaz bir bulut, yeni doğan güneşin kızıllaştırdığı denizin yanağını okşayarak ana karaya doğru geldi. Bulut, Kumburun sahiline ulaştığında eski liman bölgesinde demir atmış kocaman bir gemiden yükselen tozları da yüklenerek Troya Antik Kenti’nin kazılabilmiş alanlarına, Karamenderes Irmağı’nın sarhoş bir adam gibi yalpalayarak ilerlediği Skamender Vadisi’ne doğru yoluna devam etti.
Gövdesinin üst tarafı lacivert, kaptan köşkü ve diğer idari binaları beyaza boyalı geminin denizle buluştuğu alt yanı ise pas rengine boyanmıştı. Gemi, AkçanSA çimento fabrikasının limanına yanaşmış, rüzgarsız, dalgasız, çarşaf gibi denizde çimento torbalarının yüklenmesini bekliyordu.
50 yılı aşkındır bu limandan her yıl milyonlarca ton çimento bunun gibi gemilere yüklenerek dünyanın dört bir yanına taşınıyor. Bir zamanlar deniz ticaretiyle, balıkçılıkla ve bereketli topraklarıyla anılan bu tarihi liman, bugün sanayinin ağır yükünü omuzluyor. Kumburun Koyu’nun güneyinde küçük bir balıkçı limanında rengarenk kayıklar demirli, kuzeyi ise devasa yük gemilerinin ve çimento silolarının gölgesinde nefes almaya çalışıyor. Çimento fabrikası yıllar içinde bu şirin koyun doğal ve tarihi silüetini yavaş yavaş değiştirerek yöreyi gri bir örtüyle örttü.
Seramik kalıntılarının arasında yükselen çimento siloları
Denizin dibinde bugün bile binlerce çanak çömlek parçası çıkıyor. Koyda, neredeyse adım başı, kimisi yosunlaşmış, kimisi denizin tuzuna, dalgasına yenilerek düzleşmiş, bazıları ise üzerindeki çizgilerin, süslerin bile hâlâ ilk günkü gibi belli olduğu bu kiremit parçalarına rastlıyorsunuz.
Antik Çağ’ın Coğrafyacısı Strabon’un bahsettiği Achaiion kentinden, Prehistorik dönemlerden Roma dönemine kadar tarihlenen kültürel katmanlarından ve Osmanlı zamanının çiftliklerinden kalan bu kiremit/seramik parçaları bugün sahilde ve denizin içinde her tarafa yayılmış durumda. Kumburun ve etrafı bu buluntular nedeniyle günümüzde 1. ve 3. derece arkeolojik sit alanı olarak tescillenerek koruma altında, güya!
Ketos efsanesinin doğduğu kıyılarda yükselen yeni canavar
Kumburun köyünün yaklaşık 3.5 km batısındaki Küçük Beşige (Agammia) Burnu kıyılarında, 1998 yılında yaşanan toprak kayması sonucu 5-4 milyon yıl öncesine ait omurgalı hayvan fosilleri (zürafa, hortumlugiller/fil, gergedan, sırtlan, atgiller vb.) açığa çıkarılmıştı. Antik Çağ’da Agammia olarak bilinen bu bölgedeki kayalardan çıkan fosil kafataslarının, Herakles’in Troia Prensesi Hesione’yi kurtarmak için öldürdüğü Troia Deniz Canavarı (Ketos) mitosuna ilham kaynağı olduğu değerlendiriliyor. Milyon yıllık bu fosiller ve dünya yazınına, siyasetine yön veren bir destandan kalan mitler de yok olma tehdidi altında bugün.
Ölmez ağaçlar çimento tozunun altında can çekişiyor
Çevresel kirliliğin en somut izleri bölgenin can damarı olan ağaçlarda ve maki topluluklarında kendini gösteriyor. Koyun etrafındaki palamut ağaçları, küçük sert meyveleri ile ahlatlar ve daha ilerilerde, Kumburun köyüne ve yazlık sitelere doğru uzanan zeytinliklerin yaprakları incecik gri bir tabaka ile kaplanmış durumda. Bozalan köyünün yanı başındaki çimento fabrikasının üretim tesisleri ve etrafına yayılmış taş ocaklarından çıkan toza, Kumburun’daki silolardan ve fabrikanın diğer ünitelerinden yayılan tozlar karışıyor. Çimento tozu ve her canlı için çok ciddi sağlık sorunlarına yol açan kimyasal partiküller rüzgarla birlikte geniş bir alana yayılarak ağaçların, çatıların, antik yapılarla dolu Troya ve Aleksandr Troia Antik Kenti’nden kalan buluntuların üstünü kaplıyor. Üzeri ince bir toz tabakasıyla örtülen zeytin ağaçları tam anlamıyla nefessiz kalıyorlar. Azalan taneleri küçücük, dalları hastalıklı, hayattan bezmiş bir görüntüye bürünüyor ağaç. Oysa “ölmez ağaç” o. Binlerce yıl bu kadim toprakların gelenini, gidenini, savaşlarını, şenliklerini görmüş, geçirmişler. Bu toprakların gerçek sahipleridir zeytin ağaçları.
Soframızdaki zehir!
Sadece zeytinler değil, bölgede yetişen diğer meyve ağaçları ve doğal bitki örtüsü de bu kirlilikten ağır yara alıyor. Çiftçiler, atalarından kalan toprakları işlemeye çalışırken gökyüzünden yağan kül rengi tozlarla mücadele etmek zorunda kalıyor.
Çimento fabrikası ve ona ham madde sağlayan taş ocakları sadece doğanın dengesini bozarak tarıma zarar vermiyor, hayvancılığı da derinden etkiliyor. Meraların ve otlakların çimento tozuyla kirlenmesi, bu alanlarda otlayan hayvanların sağlığını, sonrasında ise bu hayvanların etinden, sütünden faydalanan herkesin sağlığını riske atıyor. Ezine peyniri diye bize çimento tozu yediriyorlar yani! Geyikli’nin canım zeytin ağaçlarından süzülen zeytinyağları ile biraz da çimento üretimi sırasında çıkan zehirli gazlardaki kimyasalları içiyoruz.
Troya’yı merak ederek dünyanın bir ucundan gelen turistleri cezbeden Kumburun kıyıları, fabrikanın yarattığı görüntü ve hava kirliliği yüzünden artık turizmden de yeteri kadar faydalanamıyor.
Bugünün Troyalıları yeni bir Troya Atı’na karşı direniyor
Yıllardır Troyalıların içine sokulmuş yeni bir Truva Atı gibi çimento fabrikası. Truva Atı doğayı, denizi, tarihi içeriden yok etmek için adım adım ilerliyor. Kazılan her toprak parçası, yüklenen her çimento torbası şimdi tamamı Almanların olan fabrikanın kasasını doldururken, bugünün Troyalıları bir savaşı daha kaybediyorlar. Kapasitesini 25 kat arttıran fabrika doğayla, zeytinle, tarihle, denizle, ineklerle, keçilerle, insanlarla, ahlat ağaçları ve meşe palamutları ile verdiği savaşı 25 kat daha büyütmüş durumda. Birkaç çevre örgütü ve duyarlı yurttaşın açtığı dava dışında bir ses çıkmıyor bu savaş alanından. Yaşam adım adım geri çekilirken, çimento fabrikası 25 adım birden ilerliyor.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et