21 Ekim 2026 00:10

Avrupa’da bir prens dolaşıyor…

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Avrupa’ya geldiğinde ilk uğradığı yer, adını tanıdığı bir okuldu. Kapısı kapalıydı. Önünde bekleyen çocuklara neden içeri girmediklerini sordu.

“İçeride okuyabilmek için dışarıdayız,” dediler.

Prens bir süre kapıya baktı. Yetişkinlerin dünyasında bazı kapıların açılması için önce kapatılması gerektiğini henüz bilmiyordu.

Okul, Saint-Exupery’nin adını taşıyordu.[i] Bu tanışıklık hoşuna gitmişti ama adını bildiği birinin okulunda neden bu kadar çok eksik olduğunu anlayamadı. Öğrenciler öğretmenlerden, sınıflardan, sıralardan söz ettiler. Daha doğrusu bulunmayan öğretmenlerden, yetmeyen sınıflardan, eksik sıralardan… Sonra hepsinin üzerinde uzlaştığı o sözcük geldi: gelecek.

Yetişkinler onlara sık sık ülkelerinin geleceği olduklarını söylüyordu.

“Peki,” diye sordu şaşkınca Prens, “ülkenin bugünü olmadan geleceği nasıl olacaksınız?”

Çocuklar bu soruyu daha önce de sormuşlardı. Kendilerine bütçenin durumundan, zorunlu tasarruflardan, biraz daha sabretmeleri gerektiğinden söz edilmişti. Anlaşılan gelecek çok değerliydi ama ya bugün? O çok önemli geleceği bugün inşa etmiyor muydu?

Prens, Fransa gezegenindeki ilk dersini böyle öğrendi: Yetişkinler geleceği çok seviyordu, belki de henüz gelmediği için… bugünü ise pek sevmiyorlardı, belki de henüz gitmediği için…

Eylül günlerinde bir okulun önünde başlayan bekleyiş, başka okulların önünde de görülmeye başladı. Öğrenciler birbirlerinin görüntülerine baktılar. Uzaktaki bir sınıfta kendi sınıflarını, başka bir çocuğun sözlerinde kendi sustuklarını buldular. Sonra öğretmenler, anneler, babalar geldiler. Okulun kapısında konuşulanlar eve, işyerine, meydanlara taşındı.

Prens önce bunun nasıl olduğunu anlayamadı. Bir öğretmenin eksikliğiyle bir ailenin geçim sıkıntısı nasıl aynı meydanda buluşabiliyordu?

Bir anne, okulun karşılayamadığını kendilerinin karşılamaya çalıştığını anlattı. Bir öğretmen, çocukların öğrenme koşullarıyla kendi çalışma koşullarının aynı sınıfın içinde bulunduğunu söyledi. Prens, kapının iki tarafında duranların aslında birbirlerinden o kadar da uzakta olmadığını düşündü bu gezegenden ayrılırken.

*

Göçmen kuşlar onu biraz daha kuzeye götürdü. Belçika gezegenine vardığında benzer bir kalabalık gördü meydanlarda.

Öğrenciler, bir yıl önce daha düşük olan okul ücretlerinin şimdi nasıl arttığını anlattılar ona. Prens dikkatle dinledi. Yetişkinler gördü ellerinde hesap cetvelleri… yetişkinler rakamları severdi, bunu biliyordu Prens. Sonra öğrencilerin taşıdığı bir pankartı gördü: “Hak için mücadele ediyoruz, ayrıcalık için değil.” 

“Peki,” diye sordu Prens yetişkinlere “okuyamamanın bedelini hangi sütuna yazıyorsunuz?”

Hesabı tutanlar bir süre kâğıtlara baktılar, sanki orada bulabilirlermiş gibi.

Prens bir hakkın fiyatını ilk kez burada düşündü. Bir şey herkesin hakkıysa, kapısında neden herkesin geçemediği bir hesap bekliyordu?

Belçikalı gençler ona Fransa’daki çocuklardan söz ettiler. Onlarla konuştuklarını, görüntülerini izlediklerini, benzer şeylere kızdıklarını anlattılar.

Prens, gezegenlerin birbirinden sandığı kadar uzak olmadığını düşündü. Birinde yükselen ses diğerine ulaşıyordu. Sonra güneye doğru indirdi göçmen kuşlar onu…

*

İtalya gezegeninde iki ayrı gelecek hesabıyla karşılaştı.

Birinde okulların, hastanelerin, ücretlerin hesabı tutuluyordu. Bu hesabın başında oturanlar kaynakların sınırlı olduğunu söylüyordu. Diğerinde silahlar ve askeri hazırlıklar vardı. Onun başındakiler ise zaman kaybetmenin tehlikelerinden söz ediyordu.

İki masa da geleceği korumak için çalıştığını anlatıyordu.

Prens, okuldan çıkan gençlerin taşıdığı dövizlere baktı. Okullara daha fazla, savaşa daha az para istiyorlardı. Yaşı daha ileri olanlar da ücretlerden, aylıklardan, hayat pahalılığından söz ediyordu. Bir hastaneye ulaşabilmek, bir faturayı ödeyebilmek, yarın da işinin olacağını bilmek istediklerini söylüyorlardı.

“Bunlar da güvenlikle ilgili değil mi?” diye sordu Prens.

Kendisini dinleyen bir kadın, ay sonunu getiremediğinde duyduğu korkuyu anlattı. Başka biri, hastalandığında ne olacağını düşünüyordu. Gençlerden biri ise okulun kendisini nasıl bir hayata hazırladığını merak ediyordu.

Prens, güvenlik sözcüğünün ne kadar büyük olduğunu, fakat bazı hayatların onun içine neden bu kadar güç sığdığını düşündü.

Bir ülkenin korunması için çok şey yapılabiliyordu. O ülkede yaşayanların korunmasına gelince, hesap yeniden açılıyor, kalem yeniden kâğıda dayanıyor, kaynakların ne kadar sınırlı olduğu hatırlanıyordu.

İtalya’dan ayrılırken aklında kalanlar bunlardı. Biraz daha batıya gitmeye karar verdi, deniz havasını sevmişti Prens.  

*

İspanya gezegeninde evler gördü.

Pencereleri, balkonları, kapıları vardı. Bazılarının önünde satılık ya da kiralık yazıyordu. Meydanlarda ise çadırlar kurulmuştu.

Prens, evlere baktı, sonra çadırlara. Bu gezegende ev yapmanın bilinmediği söylenemezdi. Öyleyse insanların neden meydanda kaldığını öğrenmek istedi.

Ona evlerin çok değerlendiği anlatıldı.

“İçlerinde daha iyi yaşandığı için mi?”

Bu kez değer sözcüğünün başka bir anlamı olduğunu öğrendi. Bir ev, içinde hiç yaşanmadan da sahibine kazandırabiliyordu. Hatta değeri arttıkça, içinde yaşamak isteyenlerin ona ulaşması güçleşebiliyordu.

Prens, aynı evin iki ayrı hikâyesi olmasına şaşırdı. Birinin hesabında büyüyen servet, diğerinin hayatında uzaklaşan bir kapıydı.

Gençler, ailelerinin evinden ayrılamamaktan söz ettiler. Çalışıyor, para kazanıyor, yine de kendi hayatlarına yer bulamıyorlardı. Yaşlıların da kapı dışında kalabildiğini öğrendi. Bir ömür geçirmiş olmak, insanın o ömrün kalan kısmını geçireceği yeri güvenceye almıyordu.

Burada sorular giderek zorlaştı. Bir evin değeri yükselirken bir insanın hayatı neden daralıyordu? Barınmak için yapılan bir şey, hangi hesapta barınmanın önüne engel olarak yazılabiliyordu?

Meydandakiler yalnızca evlerden konuşmuyordu artık. Ücretler, çalışma saatleri ve grev de konuşuluyordu. Prens, Fransa’da okul kapısında gördüğü yakınlaşmayı hatırladı. Orada sınıftan işyerine uzanan yol, burada evden işyerine açılıyordu.

İnsanlar farklı kapılardan çıkıp aynı meydana geliyordu.

*

Portekiz gezegeninde sabah erken kalkan insanlarla karşılaştı. Biraz daha batıya gidince…

İşe gidiyor, dönüyor, ertesi sabah yeniden yola çıkıyorlardı. Prens onların çok çalıştığını gördü. Buna rağmen meydanda daha yüksek ücret, ödenebilir kira, geçinebilecekleri bir emekli aylığı istiyorlardı.

“Çalışınca hayatınızı kazanmıyor musunuz?” diye sordu.

Kazanıyorlardı. Fakat kazandıkları, hayatlarına yetişemiyordu.

Prens bu kez zamanın hesabını düşündü. İnsan gününün saatlerini veriyor, karşılığında aldığı parayla o günü sürdürebilmeye çalışıyordu. Kira yükseldiğinde aynı ev için daha fazla saatini vermesi gerekiyordu. Yiyecek pahalandığında, aynı sofrayı kurabilmek için hayatının daha büyük bir bölümünü…

Saatlerin uzunluğu değişmiyordu ama insanın kendisine kalan hayat küçülebiliyordu.

Bir meydanda ücret konuşulurken zamanın da konuşulduğunu ilk kez bu kadar açık gördü. Çocuklarla geçirilecek akşamın, dinlenilecek pazar gününün, okunacak kitabın da o hesabın içinde olduğunu düşündü.

Yetişkinler bunların bazılarına boş zaman diyordu. Prens, insanın kendisine kalan zamana neden boş dendiğini anlayamadı.

*

Sonra meydanların görüntüleri değişti. Ekranlarda duman, kırılan camlar, polis kalkanları daha çok görünmeye başladı. Okulun eksik öğretmeni, evin ödenemeyen kirası, işçinin yetmeyen ücreti görüntünün dışında kalabiliyordu.

Prens, kırılan bir camın hemen fark edilmesine şaşırmadı. Onarılması gerektiği açıktı. Fakat yıllardır eksilen bir hayatın nasıl görünür olacağını merak etti. Onun kırıldığı anı gösterecek tek bir görüntü bulunmuyordu.

Belki de insanlar bu yüzden meydanlara geliyor diye düşündü: Ayrı ayrı yaşadıklarının birlikte görülebilmesi için.


[i] Tarihin ilginç bir cilvesi Fransa’da öğrenci hareketinin başladığı okul adını Küçük Prens’in meşhur yazarından alıyor. Okulun tam adı “Lycee polyvalent Antoine de Saint-Exupery”.

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et