Yeni nesil finansal infaz: Tıbbi yoksulluk
Tıp ve insanlık tarihinin en dikkat çekici kavşaklarından birisindeyiz.
Gen terapileri, hedefli onkoloji ilaçları, nadir hastalık molekülleri, beyin çipleri vb. nesil tedaviler üzerinden yükselen umut, özünde yeni tip bir kölelik ve mülksüzleşme rejiminin ipuçlarını sunuyor.
Birey ve toplum sağlığının para ile sınandığı bir eşikten aynı başlıkta insanlığın mülksüzleşme ile yüzleştirildiği tarihsel bir kırılma noktasındayız: Bunun adı şimdilik kanserde yeni kuşak ilaçlar, körlükten felce beyne yerleştirilen çipler, metabolizmayı dizayn edici ilaçlar…
Misal, yeni nesil bir ilaç olan Daraxonrasibin pankreas kanseri tedavisi için ABD’de kullanıma sunuldu. Çığır açıcı bir ilaç. Yaşam süresine oldukça uzatmakta. Ama maliyeti ayda yaklaşık 40 bin dolar, bir yıllık maliyeti ise 500 bin dolara yakın. Hayata tercüme edersek; Türkiye’de asgari ücretli birinin 65 yıl tek kuruşuna dokunmadan çalışması gerekiyor. Dün sağ kalmanın adı kürek mahkumluğu idi şimdiki adı tıbbi mahkumluk…
65 yıllık bir ömürlük emeğin tek bir yıllık ilaç maliyetine denk gelmesi, meselenin artık ekonomik bir dengesizlik olmadığını, doğrudan yaşam hakkının fidyeye bağlanması olduğunu gösterir.
Kürek mahkumluğu geçmişte insanın kas gücünün, bedeninin ve zamanının efendi/devlet tarafından bir cezalandırma biçimi olarak hayatta kalma karşılığında sonuna kadar sömürülmesiydi. Beden, gemiyi yürütmek için zincirlenirdi.
Yeni sürecin adı modern tıbbi mahkumluk Bedenlerimiz ve ruhumuz bu tarihsel eşikte adeta doğrudan bir hastalığın ve ilacın patent haklarını elinde tutan küresel şirketlere zincirlenmekte. Birey ve yakınları, sadece hayatta kalabilmek için tüm geleceğini, emeğini ve nesiller boyu birikimini küresel sermayeye ipotek etmek zorunda…
Sağlık para ile sınanmaya başladığında insanlık hasta özelinde en sert varoluşsal sınavlarından biriyle yüzleşir. Hele mesele ciddi ise tıbbi yoksunluk mu yoksa yoksulluk mu ikilemi ile hayat hepimizi eni sonu test eder.
Bu ikilem, sağlığın ve yaşam hakkının ertelenemez sınırlarını çizer:
Tıbbi Yoksunluk: Amansız bir hastalığınızın olduğu, dünyada tedavi umudunun bulunduğu ama çok pahalı olduğu ya da ülkenizde yer almadığı durumdur. İnsanı doğrudan çaresizlik ve imkansızlıkla yüzleştirir.
Tıbbi Yoksulluk: Tedavinin erişilebilir olduğu ancak evinizi, arabanızı, bir ömürlük birikiminizi satmadan maliyetini karşılayamadığınız haldir. İnsanı yaşamak ile mülksüzleşmek arasında yıkıcı bir tercihe zorlar.
Hasılı bu iki eşik; sağlığı basit bir teknik hizmet, hekimliği ise sıradan bir profesyonellik olmaktan çıkarır. Tıbbi yoksunluk ile tıbbi yoksulluk kıskacındaki her vaka, toplumsal adaletin ve insan onurunun en sert sınav alanına dönüşür.
Ve sorular…
Hasta bir insanın "yaşamak" seçeneğini tercih ettiği anda kendisi ile birlikte ailesinin müebbet bir borçluluk ve mülksüzlük rejimine mahkum olması yeni nesil bir finansal infaz değil nedir?
Hayatın değeri ile ilacın fiyatı arasındaki bağ koptuğunda; pazar, insana ‘ya ömrünün tamamını ver ya da yaşam hakkından vazgeç’ diyen bir fidyecilik mekanizmasına bürünmüş olmuyor mu?
Yeni sürecin adı modern tıbbi mahkumluk: Bilimin insanı özgürleştirmesi ve iyileştirmesi gerekirken, piyasalaşan tıp sisteminin insanı yaşatmak için önce mülksüzleştirmesi, sonra modern birer köleye dönüştürmesi…
Ama umut baki…
Tıbbi mahkumluğun ve mülksüzleştirmenin ortasında umut, ilacın fiyatında ya da piyasanın insafında değil; yaşamı savunmanın kamusal ve kolektif kararlılığında saklı.
Şirketlerin fidyeye dönüştürdüğü patent duvarlarına, insanı yaşatmak için geleceğini ipotek ettiren piyasa düzenine rağmen umut var…
Çünkü tıp bilimini var eden asıl güç kar hırsı değil, insanlığı dayanışma ve iyileşme iradesidir.
Çocuk felci aşısını bulduğunda "Güneşi patentleyebilir misiniz?" diyerek patenti reddeden Jonas Salk’ın mirası, bugün de eşit, ücretsiz ve kamusal sağlık hakkını savunan hekimlerin tanıklığında ve toplumların adalet talebinde yaşamaya devam ediyor.
İnsanlık kendi tarihselliğinde, yaşam hakkını pazarlık konusu yapan her sistemi eninde sonunda aşmayı başardı. Tıbbi mahkumluğun panzehiri, bilimin ve sağlığın bir tüccar malı değil, insanlığın ortak mülkü olduğu gerçeğinde ısrar etmek:
Umut ile, dayanışma ile, örgütlü kararlılık ile…
Sağlıcakla kalın.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et