11 Ekim 2026 00:10

Pakistan’ın tehlikeli yolculuğu

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

ABD Başkanı Donald Trump’ı Nobel Barış Ödülü’ne aday gösteren ve sonuna kadar bu girişimin arkasında duran Pakistan’ın Orta Doğu sahnesinde bu kadar öne çıkarılması pek manidar. Trump’ın isteği üzerine İran ile ABD arasında ara bulucu olarak öne çıktı. Bilahare Mekke İttifakı’yla Suudi Arabistan’ın ‘koruyucu meleği’ olarak Yemen misyonuna soyundu. Bunu anlamlandırmada ABD’de Temsilciler Meclisi Üyesi Joe Wilson’dan daha açık sözlü olan çıkmadı. “Mekke İttifakı, Orta Doğu’nun NATO’su olma potansiyeline sahip. Husilerin İran destekli saldırganlığı karşısında ittifakı harekete geçiren müttefiklerimiz Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’a minnettarım” dedi. Silahlı Hizmetler Komitesi Üyesi, İsrail’in kararlı destekçi Wilson.

Bu minnettarlık, sadece ABD ve İsrail’in düşmanına karşı alınan pozisyona değil aynı zamanda operasyonel yükü müttefiklere paylaştırma yönündeki Amerikan politikasına uygun yanıt verilmesinedir. Trump’ın da tam olarak bir müttefikte görmek istediği bu. En iyi müttefik akşam yatağa girerken “Bugün ABD için ne yaptın” diye iç muhasebe yapan müttefiktir.

Geçmişi Türkiye kadar olmasa da Pakistan’ın hizmetleri derken aklımıza 1970’lerden itibaren CIA’nın rehberliğinde Afganistan’a İslamcı kadrolarla müdahaleler geliyor. O sahneden ne aktörler çıktı!

Yine de şaşırtıcı olan Pakistan’ın kendi kırmızı çizgilerini aşındıran eğilimidir. Geçen yıl ikili ortak savunma anlaşması, bu yıl da Mekke İttifakıyla Suudilerin savaşlarına ortak olmaları belli ki derin minnet borcundan kaynaklanıyor. Kredi kanalları, yardımlar, hesaplı ve ödemesi ertelenmiş petrol ithalatı ve 2.5 milyonun üzerinde Pakistanlıya istihdam sağlanması Suudilerin karşısında Pakistan’ın boynunu kıldan ince yapıyor. İslamabad onlarca yıldır bunun karşılığını askeri olarak veriyor.

Bununla birlikte Suud’un Yemen savaşına ortak olmanın tehlikeleri de az değil. Pakistan Parlamentosu 2015’te Yemen savaşı başlarken hükümete fren yaptırmıştı. Biraz Türkiye’deki Irak tezkeresini andıran bir durumdu. Bir taraftan Suudiler bastırıyordu; beklenti büyüktü: 17 üyeli koalisyonda Pakistan’ın dahli Riyad’a istediği zaferi getirebilirdi. Fakat parlamento talebi reddetmişti. Vekiller Mekke ve Medine saldırıya uğramadıkça, Suudi Arabistan’ın toprak bütünlüğüne zarar gelmedikçe savaşa girmeye ‘hayır’ demişti. Devamında İmran Han döneminin dış politikası da Suudileri gücendirecek, Amerikalıları kızdıracak şekildeydi. Han, ABD’ye bağımlı politikayı reddediyor; Çin ve Rusya ile safları sıklaştırıyordu. Sonunda ordunun işaret vermesiyle mecliste alaşağı edilip yolsuzluk suçundan hapse atıldı. Han’a göre bu izlediği dış politikanın bedeliydi, arkasında da ABD ve Pakistan ordusu vardı.

Han’ın halefi Şahbaz Şerif, ABD ve Suudi Arabistan’la ilişkileri toparlamaya çalışırken 2015’te çizilen çizgileri aştı. Yine de bugün Yemen savaşında Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ı nasıl memnun etmeye çalışırken kıvranıp duruyorlar. Suudilerin savunma ve vuruş kapasitesini artırırken ‘Doğrudan savaşta değiliz’ görüntüsünü vermeye çalışıyorlar.

Dünün çekinceleri, bugün daha ciddiyet kazanmış halde geçerliliğini koruyor: Pakistan Yemen savaşına girerek İran’la gerilimi tırmandırabilir. Afganistan ve Hindistan sınırları sıcaklığını korurken bir de İran sınırlarında istikrarsızlık Pakistan’ı büzer. İran’la gerilim Tahran’ın Afganistan politikasını İslamabad aleyhine de değiştirebilir. Dahası Pakistan kendi içinde Sünni-Şii çatışmasına sürüklenebilir. Pakistanlı Şiilerin hem İran’daki Şii havzalarla hem de Yemen’deki Zeydi hareketiyle gönül bağları güçlü. Mezhepçiliği aşan Sünni hareketler de Filistin’e desteğinden dolayı Yemen’e savaşı reddediyor. Yani Şerif, Yemen’deki rolünü büyüterek iki farklı muhalefet cephesiyle yüzleşebilir. Pakistan iç savaşa sürüklenir ya da İran’la bozuşursa Hindistan bu durumu fırsata çevirebilir.

Pakistan, İran savaşı sürerken nisan başında sessiz sedasız Suudi Arabistan’a 19 jet ve 8 bin asker konuşlandırmıştı. Riyad İran’a karşı ABD ile ortaklıkta biraz frene bastığı için Pakistan’ın jetleri İran tarafında sorun edilmedi; İslamabad’ın ara buluculuğuna da halel gelmedi.

Mekke İttifakının Yemen savaşına dahli bugünün en büyük bahsi. Pakistan 5 Ekim’de ittifakın Riyad toplantısında aldığı güç gönderme kararını beklemeden harekete geçti. Reuters’a göre eylülde Aden’deki Suud destekli güçlere hava savunma sistemleri, hafif topçu sistemleri, İHA ve İHA karşıtı sistemlerle dolu dört askeri kargo uçağı gönderdi. Faklı kaynaklara göre Suudi Arabistan’ın hizmetindeki Pakistanlı askerlerin sayısı 8 binden 20’ye hatta 40 bine çıktı.

Le Monde’a göre, Yemen’in Mukalla ve Aden kentlerinde Pakistanlı askeri danışmanlar Suud destekli güçlere yardım ediyor. New York Times’e göre Pakistan savaş uçakları saldırılarda kullanılıyor. Pakistan uçaklarının 5 Ekim’de Suud destekli güçlerin Yemen Şafağı hamlesini desteklemek için havadan saldırılara katıldığı yönünde iddialar da var. “Yemen Şafağı” harekatıyla Mekke İttifakını cesaretlendirecek bir dalga yarattılar. Havadan bombardıman güçlüydü ama o dalgayı köpürten “Bab’ul Mendeb, Dubab ve Muha’yı ele geçirdik” iddiası yalana çıktı.

Pakistan yönetimi misyonu “Suudi Arabistan’ı koruma” diye çerçeveliyor ve saldırılara katıldıkları iddiasını reddediyor. Uzun ve belirsiz bir savaşa katılmak onları da geriyor.

Sonuçta Pakistan ayakta durabilmek için Körfez’in desteğine bakıyor. Yani Pakistan’ın refleksi bağlılıktan ziyade hayatta kalmakla ilgili. Yemen savaşına el atmak ABD’yi de memnun ediyor.

Fakat Pakistan’ın elini açık etmesi ya da alenen savaşa girmesi üzerinde oturduğu risk haritasındaki taşları harekete geçirebilir. Pakistan en büyük darbeyi kendi içinde toplumun bölünmesinden alabilir. Suudi-Amerikan gözünde parlarken kendi periferisinde stratejik çöküş yaşayabilir.

Ayrıca Türkiye ve Pakistan’ın dahlinin Suudilere zafer getireceğinin hiçbir garantisi yok. Havadan bombardımansa ABD, İngiltere ve İsrail bunun en şiddetlisini yaptı ve sonuç alamadı. Savaşın gidişatını tayin eden şeyin Yemen’e daha fazla kayıplar yaşatmak olacağını düşünenler yanılıyor. Sonucu Suudi Arabistan’ın kaybettikleri belirleyecektir.

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et