27 Eylül 2026 00:20

BM sirkindeki patırtı, Siyavuş’un kanı ve sahada toz duman

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Veto kartıyla Güvenlik Konseyi’ne çökenler başka olmak üzere belli başlı ülkelerin elinde paçavraya dönmüş küresel düzenin çatısı Birleşmiş Milletler (BM), söz düellosuna sahne olmanın ötesinde krizlere, çatışmalara ya da felaketlere çözüm üretemiyor. BM Genel Kurulu’nu politik sirke çevirenlerin şovları bitti; aldatıcı toz dumandan yine sahalardaki gerçek tozuna dönüyoruz.

Amerikan çıkarlarına hizmet etmeyen BM kurumlarını açıkça yok etmekten söz eden ABD Başkanı Donald Trump, dünya kürsüsünden soykırımcı tiratlarını tekrarladı, bir kez daha İran’ı yok etme tehdidi savurdu.

Soykırım suçundan Lahey’de olması gereken İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu da küstahlığın en tiksindirici performansını sergiledi. Kendisini protesto eden 77 ülkeye hakaret etti. İran’a karşı hibrit savaşın bir uzantısı olan Starlink aygıtını ve Lübnan’da terörist saldırı aygıtına dönüştürdükleri çağrı cihazını bir övünç nişanesi olarak kürsüye getirdi. Uluslararası Ceza Mahkemesinde dosyaya girmesi gereken suç delilini BM’de sergileme cüretini neye borçlu olduğu belli. Amerikan koruması, mağduriyet sermayesi ve her türlü haltı işlemeyi kendinde hak gören seçilmiş halk psikozunun kazandırdığı dokunulmazlık ve şımarıklık.

Savaşları durdurmanın yanı sıra yapay zekânın insanlığın kontrolünden çıkabileceğine dair uyarılar ana gündem maddesi olmayı başaramadı. Bu mesele Çin-ABD zirvesinin konusuydu. Trump teamülün aksine, konuğu Şi Cinping’i taşıyan uçağın kapısına kadar giderek gösterişli bir karşılamayla bükemediği bileği öptü. Sınırlamanın ABD’yi Çin’in gerisinde bırakacağı endişesiyle yapay zekanın gelişim seyrini kendi haline bırakmayı tercih etti. Tüm insanlığın geleceğini ilgilendiren bir tehlike kapitalist palazlanma için geçiştirildi.

New York’taki temasların hiçbiri Orta Doğu’daki savaşlara çözüm üretecek bir açılım sunmadı.

Hazirandan bu yana İran ile ABD temsilcileri arasında ilk dolaylı görüşme, tarafları masaya döndürecek bir kırılma getirmedi. İran’ın İslamabad Mutabakatı zemininde müzakerelere dönmek için 7 koşula bağlı teklifi karşılık bulmadı. Savaşın tüm cephelerde durdurulması, deniz ablukasının sonlandırılması, yaptırımların kaldırılması, dondurulmuş fonların bırakılması, tazminat ödenmesi, Amerikan güçlerinin bölgeden uzaklaşması, İran’ın nükleer ve füze programlarıyla ilgili dayatmalarda bulunulmamasını içeren bir teklifti. ABD-İsrail ikilisi için mutlak bir hezimet anlamına geliyordu.

Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi 25 Eylül’de daha spesifik bir yol haritasından söz etti. Bu da askerî operasyonların durması, deniz ablukasının kaldırılması, petrol yaptırımlarının kaldırılması, dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması, Lübnan ve Yemen'i de kapsayan ateşkesin kabul edilmesi halinde Hürmüz'ün 7 gün içinde yeniden açılması ve buna paralel olarak nükleer program dahil diğer konularda müzakerelerin başlamasını içeriyordu. Nükleer konuda da İran bir açılım taahhüt ediyordu. İran yüzde 60 zenginleştirilmiş uranyum stokunu önce seyreltip daha sonra üçüncü bir ülkeye çıkarmayı teklif ediyordu. Fakat bütün bunlar için önce ABD’nin mutabakattaki taahhütlerini yerine getirmesi gerekiyordu.

Bu yol haritası da Trump’ı kesmedi. Wall Street Journal’a göre teklifi reddeden Trump kasım seçimlerinden sonra bombardımana dönebileceğini söyledi. Hürmüz’ü ‘Trump Boğazı’ diye işaretleyen haritayı sosyal medyada tekrar yayımladı. Trump, muhtemelen sivil uçakları da yerden kalkamaz hale getirmeyi hedefleyen yaptırım tehditleriyle İran ekonomisini çökertip ülkeyi nefessiz bırakarak teslim almak için zamana oynuyor. Şimdilik hava; kasımdan sonra tufan…

22 Eylül’de Trump’ın Türkiye’nin yanı sıra 9 Arap ülkesi temsilcisiyle yaptığı toplantıda masaya ne İran ne de Yemen’le ilgili gidişatı değiştirecek bir şey geldi.

Riyad, Trump’tan umudunu kesmiş olmalı ki Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ı New York’a göndermedi. New York mesaisine paralel olarak, Cidde’de Yemen savaşının ele alındığı kabine toplantısına Kral Selman başkanlık etti. Normalde hastalığı nedeniyle Kral hükümet işlerini boşlamış durumda. Böylece Yemen fiyaskosundan dolayı liderliği tartışmaya açılan Veliaht Prens’in arkasını sağlamaya alıyor.

24 Eylül’de New York’ta Mekke İttifakı’nın dışişleri bakanları dost-düşman ittifak görsün havasında bir araya geldi. Mekke füzelerin hedefinde olmadığı halde, "Mekke'yi ve sivil tesisleri hedef alan saldırıları şiddetle kınıyoruz” dediler. Yemen’e karşı savaşı başlatan taraf Riyad ama BM Şartı’nın 51’inci maddesi uyarınca savunma hakkını Suudi Arabistan’a teslim ettiler. Sonra 25 Eylül’de acil toplantı çağrısıyla üç ülkenin genelkurmay başkanları Mekke’de buluştu. Yine Mekke saldırı altındaymış gibi askeri kanat da ortak savunma hattını oradan kurdu. Sözde bir hat. Yetmedi zor durumdaki Suudi Sarayı’nın imdadına mezhepçi ve tekfirci Başmüftü Salih el-Fevzan yetişti. Haremeyni korumak için Yemen’e karşı cihat ilan etti. Ve de Ensarullah’ın liderliğindeki Yemen güçlerini Müslümanların kutsal mekânlarına kötülük yapan düşman, sapık bir grup, şer çetesi ve düşmanların maşası olarak nitelendirdi. Acınası bir durum.

Yemen’in Suudilere çözüm teklifi basit: Yemen’e karşı savaşı sonlandır, ablukayı bitir, paralı asker devşirmeyi, vekalet savaşı yürütmeyi ve siyasi müdahalelerde bulunmayı bırak. O zaman Yemen de ‘ablukaya karşı abluka’, ‘saldırıya karşı saldırı’ politikasına son verecek.

Petrol tesisleri yanmasına rağmen Riyad savaşı bitiremiyor çünkü bölgesel liderliğinin zelil olmasından, ABD’yi kızdırmaktan ve İsrail’i gücendirmekten korkuyor. Neticede bu savaşı aynı zamanda ABD adına yürütüyor. Trump’dan dilendiği askeri operasyon talebine olumsuz yanıt almasına rağmen savaştan çıkamıyor…

Yemen savaşına ‘kararlılık fırtınası’ adını koymuşlardı. Kararlı olanının da fırtına olanın da yalın ayak Yemenliler olduğunu gördüler.

Savaşa mahkum edilen bu coğrafyanın halkları, istedikleri an kendi kültürel ve tarihsel derinliklerinden anlatılar devşirip insanı, toprağı ve onuru savunan bir direnişi hattı kurabilirler. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, BM’de Netanyahu’nun konuşması sırasında boş koltuğa bırakılan Kasım Süleymani’nin portresine atfen, “Siyâvuş’u öldürdüler ama kanının sesi Şehname’de dinmedi” dedi. Bu, emperyalist müdahalenin baş edemeyeceği bir referans zenginliğine işaret ediyor. Keykâvus’un oğlu ve Keyhüsrev’in babası Siyâvuş, iftiraya ve ihanete kurban giden bir masumiyeti temsil ediyordu.

Firdevsî’nin Şehnamesi ’nde Siyâvuş dile geliyor:

“Kötü söz ve kötü talih yüzünden suçsuz yere öldürüleceğim. Ben öldürüldüğümde hayat karanlığa dönecek; İran ile Turan birbirine girecek. Nice yağma ve talan olacak; hazineler dağılıp saçılacak. Nice ülke atların ayakları altında ezilecek; suları bile acı ve bulanık akacak. İran ve Turan'dan bir feryat yükselecek; dünya benim kanımla kaynayacak.”

Dayatılan savaşa, edebi bir meydan okuma. Kavramayanların işi zor.

Dayanışmaya çağrı!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et