7 Ekim’den sonra güç denklemi: Finali yazılmamış bir hikaye!
7 Ekim 2023’deki Aksa Tufanı, abluka altında nefes alamayan Gazze Şeridi’nde öngörülebilir bir patlamaydı. Hamas’ın saldırısı, İsrail’in adeta ‘kafeslenmiş’ Gazze’den kuş bile uçamaz ve her türlü ihlalin üstesinden geliriz diyen kibrine çarptı.
Filistinliler için çok yakıcı olan esir ve tutsakların bırakılması, Gazze’yi açık hapishaneye çeviren ablukanın kırılması, Abraham Anlaşmalarıyla Filistin davasının tabutuna çivi çakan sürecin durdurulması, Doğu Kudüs ve Batı Şeria’daki ağır çekim soykırıma dur denilmesi, tufanı getiren saiklerdi. İsrail’in koruma kalkanını aştı, caydırıcılık iddiasına ve istihbarat kapasitesine darbe vurdu, Filistin meselesini kilitli bir sandıkta tutamayacağını gösterdi.
İsrail ise yaşadığı şok ve travmayı soykırımcı rotayı yeniden kurmak, ‘vadedilmiş topraklar’ safsatasını örtüsüz politik taahhüde dönüştürmek ve bölgesel güç denklemini kökünden değiştirmek için fırsata çevirdi. Askerî gücün sınır tanımadığı bir yeniden kurma projesi Gazze’yi yaşanamaz hale getirip nüfusunu başta Sina Yarımadası olmak üzere farklı coğrafyalara sürmek bu şeritte soykırımı tamamlamak planın ilk aşamasıydı. Binaları yerle bir etti, katletti, 2.2 milyon insanı ölüme, açlığa, susuzluğa ve barınaksızlığa mahkum etti ama sürgün, tamamen işgal ve kolonize etme hedefine ulaşamadı.
Yerleşimci terörü, işgalci ordunun operasyonları ve hükümetin yeni yerleşim projeleriyle Batı Şeria’yı tamamen yutup ilhak etmek, soykırımcı gündemin diğer ayağını oluşturuyor. Bu yeni intifadalara yol açabilecek açık bir dosya.
‘Verimli Hilal’in Levant’taki uzantısı Lübnan’ı yutabildiği kadar yutmak dış çemberdeki ilk hedefti. Bunun için Hizbullah’ın tamamen yok edilmesini gerektiriyordu. Direniş aldığı ağır darbelere rağmen ayakta.
Su kaynağı ve stratejik kalkan olarak Golan Tepelerindeki işgale derinlik katmak bir diğer çemberdi. Suriye’de 13 yıldır devam eden kirli müdahaleler ve vekalet savaşı devam ederken İsrail Gazze’den alev alan ateş gücüyle Şam’dan yana savaşta olan İran bağlantılı unsurları hedef alarak çöküşü hızlandırdı. Hizbullah da Suriye’de vites küçültüp Lübnan’da Gazze ile dayanışma cephesini ayakta tutmaya çalışıyordu. Hizbullah’ın lider kadrolarına aldığı darbelerin ardında 27 Kasım 2024’te ateşkes sağlanırken aynı gün HTŞ İdlib’den hamlesini başlattı. 8 Aralık’ta rejim yıkılırken İsrail Suriye’nin bütün askeri altyapısı ve kapasitesini yok eden hava saldırılarına başladı. Suriye artık İsrail’in her türlü dayatmalarda bulunabileceği şekilde çözülmüştü.
İsrail açısından İran’a saldırı olduğunda Suriye ve Lübnan’dan cephe açılacağı yönündeki caydırıcı denklem birincisinde çökmüş, ikincisinde de örselenmişti. Güney Suriye’yi tampon bölgeye çevirme ve “Musa’dan beri Yahudilere ait” dediği Golan’ı unutturma hedefi de -Şam Amerikan eksenine transfer olsa da- hâlâ açık bir bahis. Yarın bir gün rüzgar tersine dönerse hesaplar da alabora olabilir.
İran’a kadar Suriye ve Irak hava sahası İsrail için engelsiz bir açık koridordur, kapatılamaz. Bu yüzden Suriye’de kalıcı Türk askeri varlığını da ‘keyif kaçırıcı’ güç konuşlanması olarak görüp karşı çıkıyor. Ön cephelerdeki çöküş ya da gerilemeye ilaveten Epstein bataklığındaki Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönmesi hesaplaşmada sona bırakılan İran’a savaş açmayı mümkün kıldı. Fakat soykırımcı-Epstein Koalisyonu bu savaşta resmen deklare ettikleri hedeflerden hiçbirine ulaşamadı. Hibrit savaşla iç karışıklık çıkarmak, Kürt güçlerini sahaya sürmek, bu şekilde rejimi yıkacak koşulları yaratmak, nükleer programını ortadan kaldırmak, füze ve SİHA altyapısını yok edip ülkenin atış gücüne sınırlama getirmek, nihayetinde İran’ı teslim almak ve sömürgeleştirmek… İlk gün lider kadrolarını kaybeden İran ‘Kerbela anlatısı’ ile savunmayı örgütledi, silahlı kuvvetler hızlıca toparlanıp yanıt vermeye başladı ve yeni bir denklem kurmayı başardı. İran’a saldırılarda kullanılan tüm askeri üs ve tesislere misilleme yapılacak dedi ve yaptı. Bahreyn, Kuveyt, BAE, Suudi Arabistan, Irak ve Ürdün’deki Amerikan üsleri vuruldu. İsrail’in dokunulmazlığı da paramparça edildi. Ekonomik altyapıya saldırı halinde Amerikan hisselerinin bulunduğu bölgedeki bütün enerji tesisleri ve şirketler meşru hedef olacak dedi ve oldu. Amerikan üsleri korunamadığı gibi ABD’nin bölgesel ortaklarına verdiği savunma garantisi paçavraya döndü. Yoğun füze ve İHA atışlarıyla ABD ve İsrail’in savunma füzelerini kritik seviyelere inecek şekilde tüketti. İran’ın saldırı halinde Hürmüz Boğazı’nı kapatma uyarısı hafife alınmıştı; o da gerçekleşti. Beşinci Filo’nun bulunduğu ana ikmal merkezi 4 km ötedeki San Diego’ya taşınmak zorunda kaldı. İran kendisine dayatılan savaşın maliyetini yayarak bir kaldıraç oluşturdu. Petrol arzındaki daralmayla küresel piyasalar büzülürken ABD’nin karşısına kendi koşullarıyla çıkacak noktaya geldi. Kendisine hezimet vadeden 17 Haziran mutabakat zaptına uymayan ve dur kalk modundaki saldırılarla da sonuç alamayan ABD, 24 Ağustos’tan bu yana İran’ı nefessiz bırakacak şekilde yaptırımları genişletiyor. Bununla Tahran’ı kendi koşullarında teslim alabileceğini düşünüyor. Olmazsa kasım seçiminden sonra sarsıcı bir saldırı faslı daha düşlüyor. Hiçbirinin sonuç garantisi yok.
Temmuzdan bu yana yeniden başlayan Yemen savaşı kendi gerekçe ve iç dinamiklerine sahip olsa da nihayetinde İran’ın elini güçlendiren ikinci bir cephe oldu. Hürmüz’den sonra Yemenlilerin de Bab’ul Mendeb’i kapatma potansiyeli ABD ve müttefiklerinin kıvranmasına neden oluyor.
İran ve müttefiklerinin asimetrik yanıt kapasitesi küresel bir askeri gücün sınırlarını açığa çıkardı. Ayrıca Suudi Arabistan gibi Körfez ülkelerine güç veren enerji tesisleri onlar için kırılganlık yaratan bir faktöre dönüştü. Hava savunması sistemlerine dayalı güvenlik mimarisi çöktü.
Yalın ayak Yemenliler 2015’ten 2022 ateşkesine kadar direnerek Suudi koalisyonu zaferden mahrum bırakmıştı. Fakat İran savaşından mülhem bir çıkışla, bu savaşı aynı zamanda Amerikan ve İsrail çıkarları için yürütmüş olan Riyad’ın önüne denklem koydu. 12 yıldır süren ablukayı ve vekil güçlerle yürüttüğü müdahaleyi bitirmesini istedi. “Ablukaya karşı abluka” diyerek Suudi gemi ve limanlarını hedef aldı. “Saldırıya karşı saldırı” diyerek Aramco’nun tesislerini, limanları ve hava üslerine misilleme yaptı. Trump, Yemen’le mayıs 2025’te yaptığı tek taraflı ateşkesi bozmak işine gelmediği için Suud’un savaşına doğrudan katılmayı reddetti. İstihbari ve teknik destek bizden, savaş sizden dedi. Bu da ortakları koruma taahhüdünde yeni bir bozgun yaşattı. Dar alanda Pakistan ve Türkiye ile Mekke İttifakı telafi edici bir alternatif olarak yola koyuldu. Trump da bu ittifakı bölgesel müttefiklerin daha fazla yük alması yönünde Amerikan hesabına yazılacak bir oluşum olarak gördü ve alkışladı. Bu ittifakla savaşın ateşini büyütme yönünde yeni adımlar atılıyor. Fakat Ensarullah liderliğindeki Sana güçlerini dize getirecek bir güç devşirebilmeleri şüpheli duruyor.
İsrail de Suud’un sıkışmışlığını kullanarak Yemen ve İran’a karşı savaşın Arap ayağını kışkırtıyor. CENTCOM’un Almanya’da İsrail ve Arap ülkelerinin genelkurmay başkanlarını bir araya getirdiği toplantı ile İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun Abu Dabi’de Arap temsilcilerle yaptığı gizli toplantı sadece ortaklık zemini yaratmıyor aynı zamanda soykırımcı devlete ‘normalleşme’ kapılarını açıyor. İsrail, Suud’un çelmesiyle ocakta Yemen’den güçlerini çeken BAE’nin sahaya dönmesini istiyor. Ki İsrail-Emirlik ikilisinin su yolları üzerindeki stratejik hakimiyet kurgusunun önü tekrar açılabilsin. Yemen bütün olarak halledilemiyorsa, o vakit, Güney Yemen’i koparalım hesabı yapıyorlardı. Güney Yemen, boğazın karşı tarafında Somaliland, Kızıldeniz tarafında Eritre ile birlikte bu denklemde ilerleme sağlayacaklarını düşünüyorlar. Sudan’da arka çıktıkları Hızlı Destek Güçleri, Hartum’u düşürebilseydi her şey tastamam olacaktı. Fakat bütün bunlar Emirlik-İsrail ikilisinin arasında paylaşılan düşler olarak kalıyor. Mekke İttifakının üyelerinin yanı sıra Mısır, Sudan, Cibuti ve Somali de buna karşı. Yemen bu hesaplardaki düğüm noktası. Şimdi oraya yükleniyorlar. Sana hükümetine bağlı Yemen silahlı kuvvetleri, Bab’ul Mendeb’i kapatacak bir pozisyona erişti ve Kızıldeniz’deki kontrolü iç bölgelere doğru tahkim ediyor. Sana düşmeden bu hesapların tutması zor.
İran ve Yemen savaşı harp ve güç mimarisiyle ilgili teorileri gözden geçirmeyi gerektirecek sonuçlar üretti. Bu savaşlar, az maliyetli asimetrik misillemeler ve çatışmanın bedelini dışa yansıtma yeteneklerinin kibirle yapılmış askeri planları nasıl bataklığa çekeceğini gösterdi. İsrail’in Gazze’den başlayarak bölgede güç denklemini tamamen değiştirme hamlesi rakip bir denklemle karşılık buldu. Ve hikayenin sonu henüz yazılmadı.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et