8 Ekim 2026 00:09

Mekke Antlaşması’nın zor imtihanı

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Türkiye ve Pakistan Mekke Antlaşması gereği Suudi Arabistan’a askeri destek vereceklerini duyurdular. Haliyle bir kez daha “Türkiye, Yemen’de savaşa mı sürükleniyor?” gibi sorular çerçevesinde tartışmaları alevlendirdi.

Peki Suudi Arabistan neden anlaşmanın iki imzacı ülkesinden destek istedi? Türkiye ve Pakistan Riyad’ın sahadaki askerine mi dönüşecek? Cephenin diğer tarafındaki Husiler ve İran ne yapmaya çalışıyor? Türkiye Husilerin hedefi olur mu, Ankara-Tahran ilişkileri dağılır mı?

Türkiye’yi en çok ilgilendiren sorudan başlayacak olursak mevcut duruma göre;

-Türkiye’nin ve Pakistan’ın Yemen’e müdahale etmesi hâlâ çok uzak bir olasılık.

-Her iki ülke de Suudi Arabistan’ın stratejik komplekslerinin ve petrol tesislerinin savunmasının güçlendirilmesi çerçevesinde destek sağlayacak.

-Türkiye’nin radar, hava savunma sistemi, İHA, stratejik noktaların izlenmesini sağlayacak teknik altyapı gibi destekler vermesi beklenirken Pakistan’ın eğitim ve asker sağlamanın yanı sıra Suudi Arabistan’ın kara savunmasına katkıda bulunması bekleniyor.

-Hem Türkiye hem de Pakistan Yemen’de devam eden savaşa dahil olma niyetinde görünmüyor. Keza her iki ülke de İran ile ilişkilerini korumak istiyor. Sonuçta Türkiye ve Pakistan, Yemen’deki savaşa dahil olursa İran’ın da açıktan dahil olması ya da üç ülkenin farklı cephelerde hesaplaşması riski ortaya çıkabilir.

Elbette bu noktada bir başka soru daha ortaya çıkıyor; İran ile ilişkilerini korumaya çalışan Türkiye ve Pakistan, Suudi Arabistan savunmasını güçlendirmek için bile olsa neden sürece dahil olmaya karar verdi?

Aslında Yemen savaşı alevlendiğinden beri sürece dahil olma konusunda temkinli olan sadece Türkiye ve Pakistan değil. Suudi Arabistan bölge ülkeleri başta olmak üzere uluslararası platformu sürece dahil olmaya, Bab El Mendeb Boğazı’nın dünya enerji piyasası ve tedarik zinciri için önemine dikkat çekerek Husilere karşı hareketlendirmeye çalışıyor bir süredir. Suudi Arabistan özetle “Bab El Mendeb krizi sadece benim sorunum değil. Bu boğazdan geçen gemilerin taşıdıkları yükün satıcıları da alıcıları da sorumlu” şeklinde özetlenebilecek söylemlerle diplomatik trafiğine devam ediyor. Ancak nükleer silah tehdidinden çok daha etkili olan Hürmüz ve Bab El Mendeb Boğazlarını kapatma tehdidi iki tarafı keskin bıçak. Bu kart, İran’ın ve Yemen’deki Husilerin elini güçlendirse de kış kapıdayken enerji piyasalarındaki dengesizlik ve tedarik hattındaki belirsizlik İran savaşına ve Yemen’e müdahaleye katılmak istemeyen ülkeleri de yavaş yavaş pozisyon olmaya zorlamaya başladı.

İran destekli olsa da kendi ajandaları çerçevesinde hareket eden Husiler, Yemen’de yeni bir hükümet dahil düzenin kurulacağını biliyor ve yeni yapılanma müzakereleri başlamadan önce ellerini mümkün olduğunca kuvvetlendirmeye çalışıyor. Suudi Arabistan destekli koalisyon güçlerinin zayıflığı ile sahada hızla ilerleyen Husiler ile masaya oturmak istemeyen Riyad, mevcut şartlarda başlayacak müzakerelerin tamamen Husilerin lehine olacağının farkında. Diğer taraftan Hürmüz ve Bab El Mendeb Boğazlarının dünya enerji ihtiyacının yüzde 30’undan fazlasını sağladığı göz önüne alındığında Husilerin, “Suudi Arabistan ve İsrail dışında hiçbir ülkeye tehdit değiliz” garantileri pek etkili olamıyor. Sonuçta Suudi Arabistan petrolünün alıcısı bütün ülkeler Husilerin bu politikasından olumsuz etkileniyor. Ayrıca Suudi Arabistan’ın kuzeyde Irak’taki İran destekli birkaç silahlı grubun petrol tesislerine yönelik saldırıları güneyde Yemen’den artarak devam eden saldırıları petrol alıcısı ülkeleri Riyad’dan çok daha fazla korkutuyor. Bu duruma ek olarak son günlerde Husilerin ağır silahlarını ve güçlerini Suudi Arabistan sınırına yığmaya başladıklarına dair haberler petrol transferinin yanı sıra üretiminin de tehdit altında olduğu şeklindeki inancı iyice pekiştirdi. İran’ın ve Husilerin Suudi Arabistan üzerindeki baskısı, Riyad’a uluslararası desteği artıran bir politikaya dönüşmeye başladı. Bu çerçevede İngiltere ve Fransa Riyad’a hava ve deniz savunmasında destek vereceğini duyurmuştu.

Bab El Mendeb’deki gemi trafiğinin neredeyse yüzde 70 azaldığı bugünlerde savunma kapasitesini artıran Suudi Arabistan epeyce rahatlayacak gibi görünüyor.

Türkiye ve Pakistan, iş birliklerini Riyad’ın savunması ile sınırlı tutsalar da savunma yükü hafifleyen Suudi Arabistan’ın Yemen’de desteklediği taraflara ayırdığı silah, finans, eğitim gibi ihtiyaçlara daha fazla odaklanabilir. Ki, kısa süre önce Suudi Arabistan’ın dikkat çekici silah desteği sayesinde toparlanan Yemen’deki koalisyon güçleri başkent Sana’yı Husilerden almak üzere saldırılar başlattı. Suudi Arabistan’ın Husilerin silah ve füze depoları gibi savaşın seyrini değiştirebilecek stratejik noktalarına yönelik hava saldırıları yaparak dahil olduğu savaş sahada bütün şiddeti ile sürüyor.

Aslında hem Mekke Antlaşması’nın hem de Türkiye’nin bu antlaşmaya dahil olmasını sağlayan savunma sanayi gücünün ilk ciddi sınavı ile karşı karşıya olduğu söylenebilir.

Türkiye’nin ürettiği savunma ve saldırı sistemleri, silahları sahada görünür olacak ve özellikle stratejik tesislere/noktalara yönelik saldırılara karşı etkisi herkes tarafından takip edilebilecek. Bu durum Türkiye’ye Suudi Arabistan’ı ürettiği silahları uygulamalı olarak gösterdiği bir ‘showroom’a dönüştürürken aynı zamanda test ve veri toplama imkanı da sağlayacak. Ancak diğer taraftan küçük başarısızlıklar bile Türkiye’nin bir süredir diplomasinin bir parçası haline getirdiği savunma sanayisinin yeterliliğinin sorgulanmasının önünü açacak gibi görünüyor.

Mekke Antlaşması bölgede yeni ittifakların yükseldiği ve bölgenin ekonomik ilişkiler ağı çerçevesinde yeniden yapılandırıldığı bir dönemde yapılmıştı. Türkiye’nin ve Pakistan’ın Riyad’a destek verme kararı da ABD-İran müzakerelerinin uzadıkça uzadığı, İsrail’in Netanyahu’suz bir döneme hazırlandığı, bölgedeki gerilimin Afrika’ya ve hatta Kuzey Afrika’ya yayıldığı bir dönemde verildi. Bu nedenle Türkiye ve Pakistan, Yemen iç savaşına katılmasa da Mekke Antlaşması bölgedeki yeni şartları ve ittifakları şekillendiren bir faktör olacak muhtemelen. Bu nedenle hem antlaşmanın hem de Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan iş birliğinin sert denemelere sınanması beklenebilir. Elbette Türkiye’nin Yemen gibi coğrafyalarda iç savaşlara çekilmemek için oldukça dikkatli politika yürütmesi ve aynı zamanda yüzlerce km ortak sınırı olan İran ile ilişkilerini de neredeyse bıçak sırtında ama dengede tutması gerekebilir.

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et