7 Ekim 2026 00:07

7 Ekim sonrası Kürtlere entegrasyon kıskacı

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki ‘Aksa Tufanı’ saldırısından sonra İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırı, katliam ve işgal süreci başladığında herhalde kimse bu sürecin Kürtlerin bölgesel pozisyonları bakımından bu denli önemli sonuçlara yol açacağını tahmin etmiyordu. Ancak İsrail’in Gazze’ye yönelik katliam ve işgaliyle başlayan saldırganlığını ‘direniş ekseni’ içindeki güçleri de hedef alarak bölgeye yayması, bölgedeki güç dengeleri üzerinde önemli kırılmalara yol açtı. Gazze ve Filistin davasını hedef alan bu saldırganlık, kısa sürede ABD emperyalizminin merkezinde yer aldığı bölgesel yeniden dizayn politikasının bir parçası haline geldi. Özellikle Suriye’deki Baas/Esad rejiminin düşmesi ve devamında ABD-İsrail’in İran’ı doğrudan hedef almasıyla bölgedeki hegemonya mücadelesinin yeni bir boyuta evrilmesi, tıpkı Filistin sorunu gibi yüz yıldır diğer bölgesel gelişmelerle iç içe geçmiş bulunan Kürt sorunu bakımından da önemli sonuçlar yarattı. 

ABD emperyalizminin ortaya çıkan yeni güç dengelerine bağlı olarak enerji kaynaklarının ve ticaret yolarının kontrolünü güvenceye almak üzere iş birlikçisi bölge gericiliklerinin merkezi otoritesini güçlendirmeye yönelik bir politika sürdürmesi, Kürtlerin ulusal demokratik kazanımlarını da tehdit ediyor. Bu emperyalist politika, başta Erdoğan rejimi olmak üzere bölgedeki iş birlikçi gericiliklerin emelleriyle de birleşerek, Kürdistan coğrafyasının farklı parçalarında elde edilmiş siyasi, askeri ve kültürel kazanımları, merkezi yönetimlere entegrasyon kıskacına alıp baskılıyor.

Şüphesiz her bir parçadaki ulusal mücadelenin gelişimi, kazanımları ve güncel pozisyonları farklılıklar/özgünlükler içeriyor. Ancak Ortadoğu’daki egemenlik/paylaşım mücadelesinin bugün aldığı seyir, dün birbirinden bağımsızmış gibi görünen süreçleri aynı politik eksen içinde birbirine bağlıyor ve bu süreçlerin aktörlerine de bu politik eksene uygun bir konumlanmayı dayatıyor.

Bu bağlamda Türkiye’de başlatılan süreç, Suriye’de SDG’nin (Suriye Demokratik Güçleri) entegrasyonu; Irak Kürdistan Bölgesi’nde KDP ve YNK’ye bağlı peşmergelerin birleştirilmesi; Şengal’de Şengal Direniş Birliklerinin (YBŞ) Irak merkezi yönetiminin güvenlik aygıtına bağlanması ve PJAK başta İranlı Kürt örgütleri üzerindeki tasfiye ve silahsızlandırma baskısına kadar birçok gelişmeden söz edilebilir. Bütün bu gelişmeler, Ortadoğu’daki yeni güç dengeleri içinde merkezi devlet otoritelerinin güçlendirilmesi amacıyla devlet dışı silahlı yapıların tasfiyesi ya da entegrasyonu ve bu temelde enerji ve ticaret yollarının kontrolü için ABD merkezli yeni güvenlik mimarisine bağlanıyor.

Bilindiği gibi Türkiye’deki iktidar bloku adına Bahçeli, Öcalan’a çağrı yapıp Kürt sorunundaki son süreci başlatırken bölgesel gelişmelere işaret etmiş ve Erdoğan da ‘İsrail tehdidi’nden söz etmişti. Saray rejiminin, bu süreci muhalefeti bölüp etkisizleştirerek ‘iç cephe’yi tahkim etmek için kullanma hesabı önemsiz değildi. Ancak bu sürecin başlatılmasında Türk tekelci burjuvazisi ve onun iktidarının bölgenin yeniden dizayn edilmesi sürecinde kendi yayılmacı emelleri doğrultusunda ve ABD emperyalizminin politikalarıyla uyumlu bir pozisyon alma ihtiyacı belirleyici bir rol oynamıştı.

Suriye: Özerk yönetime dayatma

Hem bölgenin yeniden dizayn edilmesi politikası ve hem de süreç bakımından en kritik halkalardan biri Suriye idi. İngiltere, ABD ve Türkiye’nin iş birliğiyle HTŞ’nin (Heyet Tahrir eş Şam) geçici yönetimin başına geçirilmesinin ardından Suriye, Filistin ve Kürt sorunlarını birbirlerine karşı kullanmaya çalışan iki bölgesel aktörün; Türkiye ve İsrail’in egemenlik mücadelesine sahne oldu. Ancak bu mücadelenin sınırlarını bu her iki gücün de ABD’nin politik ekseninde yer alması belirliyordu. Dolayısıyla HTŞ yönetimi, Erdoğan rejiminin yönlendirmesiyle ABD ve İsrail’in talep ve beklentilerini karşıladıkça Rojava Kürtlerine yönelik saldırganlığın da önü açıldı. 2015’ten sonra Kürtlerle SDG üzerinden iş birliği yapan ABD, artık Suriye’de ana partnerlerinin değiştiğini ilan etmiş ve Rojava’daki özerk yönetime HTŞ yönetimine entegrasyonu dayatmıştı.

Saray rejiminin süreç bağlamında bugüne kadar en somut adımı olan ve örgütün kontrollü tasfiyesini amaçlayan “çerçeve yasa” da bu gelişmelerden sonra Meclisten geçirildi.

Irak: YBŞ’nin Bağdat’a entegrasyonu

Sürecin Irak ayağında Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile kurulan ilişkilerin yanı sıra Erdoğan rejiminin geçmişte ciddi gerilimler yaşadığı Irak merkezi yönetimiyle de ilişkilerin geliştirilmesi yer alıyordu. Bu yönelim, Irak’ta İran etkisini sınırlamak ve Haşdi Şabi milis güçlerini tasfiye etmek isteyen ABD politikasıyla de uyumluydu. Kurulan ilişkilerin bir devamı olarak, Erdoğan ve Irak Başbakanı Zeydi arasında “YBŞ’nin Irak merkezi güçlerine entegrasyonu ve Irak merkezi yönetiminin Şengal’de kontrolü sağlamasıyla koordineli olarak Türkiye’nin de Irak Kürdistan Bölgesi sınırları içinde 2015’te kurduğu Başika Kampını kademeli olarak boşaltması” konusunda imzalanan mutabakat da ABD tarafından olumlu bir adım olarak karşılandı. ABD’nin yürüttüğü “reform programı” kapsamında KDP ve YNK’ye bağlı peşmerge güçlerinin Peşmerge Bakanlığı çatısı altında birleştirilmesi ve Irak merkezi yönetimi ile koordineli hale getirilmesi de bu politikanın önemli unsurlarından birini oluşturuyordu.

İran: PJAK’ye silahsızlanma baskısı

ABD ve İsrail, İran’a karşı başlattıkları savaşın ilk dönemlerinde PJAK’nin da içinde yer aldığı İranlı Kürt örgütlerin bu savaşa kara gücü olarak katılmasını gündeme almışlardı. Ancak bir yanda Kürtlerin yaşadığı tereddütler öte yanda da Erdoğan rejiminin bu adımın Suriye, Irak ve Türkiye’deki süreçlere olası olumsuz sonuçları konusundaki uyarıları ABD’nin bu planı rafa kaldırmasına neden oldu. Son dönemlerde İran yönetimi cephesinden Kürt sorununda İran ve Türkiye’nin yanı sıra Irak ve Suriye’yle ortak politikalar geliştirilmesi yönünde çağrılar yapılıyor ve Erdoğan rejimi de Kürt sorunundaki sürecin PJAK’yi de kapsadığı yönünde açıklamalar yaparak PJAK üzerinde silahsızlanma baskısını arttırmaya çalışıyor. İki ülke arasındaki bölgesel rekabet, ortak “tehdit” algısı üzerinden Kürt sorunu konusunda iş birliği arayışlarını engellemiyor.

Enerji yolları, ticaret koridorları

7 Ekim’den bugün nasıl sonuçlanacağı konusundaki belirsizlikler devam eden İran savaşına kadar bölgede son dönemde yaşanan gelişmeler, şu gerçeği daha görünür hale getirdi: Ortadoğu’daki enerji kaynakları ile Hürmüz Boğazı’ndan Babülmendep Boğazı’na ve Süveyş Kanalı’na kadar enerji geçiş yolları ve ticaret koridorları, tüm dünya üzerindeki emperyalist paylaşım/egemenlik mücadelesi bakımından stratejik bir önem taşıyor.

ABD emperyalizmi bu mücadele bağlamında bir yanda bölgedeki Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın deyimiyle Ortadoğu’da demokratik ya da federatif modellerin yerine güçlü merkezi rejimleri, monarşik yapıları tercih ederken öte yandan bu bölgesel işbirlikçilerini de yeni güvenlik mimarisi bağlamında bölgenin enerji ve ticaret koridorlarının kontrolü konusunda daha ileriden sorumluluklar üstlenmeye zorluyor.

Bu politikanın önemli sonuçlarından biri de Kürtlerin emperyalistler ve işbirlikçi bölge gericilikleri tarafından entegrasyon kıskacına alınması oldu. Çünkü Kürtlerin siyasal, askeri ve kültürel statü mücadelesini sürdürdüğü coğrafya, enerji ve ticaret koridorlarının ve bunların denetimi için sürdürülen mücadelenin önemli kavşakları: Rojava’daki petrol-doğalgaz kaynakları, Fırat Nehri üzerindeki barajlar, Kerkük-Baniyas boru hattı, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları, Basra’dan Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanacak Kalkınma Yolu projesi, Musul-Kerkük petrolü ve enerji koridoru, Şengal’in Irak ve Suriye arasında önemli bir geçiş noktası olması bu kavşağın belli başlı uğrakları olarak öne çıkıyor. Dolayısıyla Kürtlerin askeri ve siyasi olarak işbirlikçi bölge gericiliklerin merkezi otoritelerine entegrasyonu, ABD emperyalizminin yeni güvenlik mimarisi içinde bu alanların ekonomik ve stratejik denetiminin yeniden düzenlenmesi olarak anlam kazanıyor.

Sonuç olarak, karşımızda Gazze’den Kürdistan coğrafyasının farklı parçalarına kadar ezilen halkların koşullarının giderek ağırlaştığı bir tablo var. Halkların kendi kaderlerini kendilerinin belirleyecekleri ve kendi kaynaklarına sahip olabilecekleri bir gelecek içinse bu tabloyu yaratan güçlere karşı mücadele ve kendi aralarındaki dayanışmayı büyütmesi dışında bir seçenekleri bulunmuyor.

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et