Avrupa’nın bitmeyen konut sorunu
Berlin’de seçimler öncesi ve sonrasında emlak tekellerine ait 240 bin konutun kamulaştırılması konusunda başlayan tartışmaların ortasında, İspanya’da 87 yaşındaki Mari Carmen’in zorla evden çıkarılmasına karşı başlayan gösteriler, Avrupa’daki konut sorununu bir kez daha gündeme getirdi.
Friedrich Engels’in 1872’de kaleme aldığı “Konut Sorunu” kitabında yazdıkları bugün de bütün çıplaklığıyla yaşanmaya devam ediyor. Çünkü ekonomik sorunların arttığı, arz-talep dengesinin değiştiği, kârın esas alındığı koşullarda fahiş kiraları ödemek her geçen gün zorlaşıyor. Bu nedenle “konut sorunu” Avrupa’nın büyük metropollerinden başlayarak pek çok kentte yaşamı çekilmez hâle getirdi. Buna karşı insanca barınma talebiyle mücadele de büyüyor.
Avrupa genelinde reel ücretler yerinde sayarken hayat pahalılığı arttıkça, maaşlardan kiraya ayrılan oran da artıyor. Avusturya’da yayınlanan “Kurier” gazetesinden Ingrid Steiner-Gashi’nin iki gün önce derlediği veriler durumu yeterince özetliyor: “Londra’da iki odalı bir daire için ortalama kira 3 bin 50 avro. Lizbon’da iki odalı bir dairenin kirası net aylık gelirin üzerinde. Eurostat’a göre Lizbon’da kira payı, aylık maaşın yüzde 116’sına kadar çıkabiliyor. Londra’da ise kira için ortalama net gelirin yaklaşık dörtte üçünü ayırmak gerekiyor. İtalya’nın en pahalı şehri Milano’da kiracılar, net gelirlerinin yüzde 71’ini barınma masraflarına ayırmak zorunda. Zagreb, Roma, Prag ve Dublin’de bekarlar, küçük dairelerinin kirası için net gelirlerinin yüzde 50 ila 65’ini veriyor.”
Avrupa Evsizlere Yardım Örgütü (FEANTSA) tahminlerine göre, AB’de 1.2 ila 1.3 milyon insan evsiz. Bu, son on yılda evsizlerin sayısında yüzde 70’lik bir artış anlamına geliyor.
AB’nin zaman zaman gündeme aldığı “konut sorunu” na dair çözümler de boş bir söylemden ibaret kaldı. 2021’de karar altına alınan Lizbon Deklarasyonu çerçevesinde, 2030 yılına kadar evsizliği ortadan kaldırma hedeflenmişti. Ne var ki evsizlerin sayısı azalmak bir yana artıyor.
Protestoların sürdüğü ve hükümetin hafta içinde bazı düzenlemeler yaptığı İspanya’da da kiralar sürekli artıyor. Madrid ve Barcelona’da kiralar ortalama maaşlar açısından nispeten yüksek. Mari Carmen’nin evden çıkarılması, İspanya’daki emlak tekellerinin ne denli acımasız olduğunu gözler önüne serdi. Alman basınında yer alan haberlere göre İspanya’da 25 bin kişi Mari Carmen gibi zorla evden çıkarılma riskiyle karşı karşıya. Hükümetin hazırladığı evden çıkarılmaların ertelenmesine ilişkin düzenleme meclis tarafından kabul edilse bile sorunu çözmekten uzak görünüyor.
Emlak tekellerine ait konutların kamulaştırmasının tartışıldığı Berlin’deki gelişmeler üzerine ise Hans-Böckler Vakfı tarafından geçen hafta yayımlanan “Büyük konut şirketlerinin kamulaştırılması” başlıklı raporda kentteki durum şu şekilde özetleniyor: “Berlinlilerin yüzde 85’i kirada yaşıyor. Yakın geçmişte kira fiyatlarında yaşanan sert artışlar geniş kesimleri etkiledi. 2012 yılından bu yana Berlin’de metrekare başına net kira bedeli iki katından fazla artarak 16.75 avroya yükseldi. Bu da ortalama hane gelirlerinin yüzde 27.1’inin kiraya ayrılması anlamına geliyor.”
Elbette bu oran düşük gelirli işlerde çalışan emekçiler açısından çok daha yüksek. Almanya’da 2025’te nüfusun yarısından fazlası (yüzde 52.8’i) kirada oturuyordu. Bu AB’deki en yüksek oran. Federal İstatistik Dairesi ve Federal Konut Bakanlığı verilerine göre, 2026 yılının başında yaklaşık 452 bin 910 kişi evsiz oldukları için belediyeler ve sosyal kurumlar tarafından barındırılırken, 50 bin insan sokakta yaşıyordu. Ama aynı yıl içinde 1.9 milyon konut ise boştu.
Kiracı oranının fazla, kiraların fahiş düzeyde olması Almanya’da konut sorununun tahmin edilenden de büyük olduğunu gösteriyor. Bu nedenle pek çok kentte yüksek kiralara karşı kurulmuş inisiyatifler var.
Berlin’deki kamulaştırma tartışmaları ve İspanya’daki kitlesel mücadele aynı zamanda kapitalizmin yarattığı en önemli sorunlardan biri olan barınma sorununa, tamamen olmasa da kısmi çözüm yollarının bulunduğuna dair umutları büyüttü.
Berlin’de konutların kamulaştırılmasını isteyenler “devrim” değil, “reform” derdinde. Temel dayanakları ise Alman Anayasası’nın 15. maddesi: “Toprak, doğal kaynaklar ve üretim araçları, toplumsallaştırma amacıyla, tazminatın türünü ve kapsamını düzenleyen bir kanunla ortak mülkiyete veya başka bir kamu ekonomisi biçimine dönüştürülebilir.”
Tekellere ait konutların satın alınarak “toplumsallaştırılması” kapitalizm içinde bir çözüm arayışı olmasına rağmen emlak tekellerini ve sermayeyi harekete geçirdi ve geniş kapsamlı karşı kampanyanın yürütülmesine neden oldu. Anayasanın sermayenin umurunda olmadığı böylece bir kez daha görüldü.
Veriler, barınma sorununun kıta genelinde her geçen yıl büyüdüğünü ve buna karşı çözüm arayışlarının ve mücadelenin güç kazandığını gösteriyor. Bu nedenle “insanca barınma” talebi kısa sürede karşılık bulabilecek en önemli siyasal taleplerden biri olma özelliği taşıyor.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et