Berlin seçimlerinin ardından: Kamulaştırma korkusu ve kirli kampanya
Berlin’de Elif Eralp ve Sol Parti’nin sandıktan açık arayla birinci çıkmasından bu yana Almanya’daki sermaye basını ve partileri, ırkçı AfD’nin yükselişini unutarak özelde Sol Parti, genel olarak ise sosyalizm düşmanlığını yeniden piyasaya sürdü.
Neler yazılmıyor ki...
Seçim gecesinde aşırı sağ AfD’nin Eşbaşkanı Alice Weidel’in “Berlin’de zenginleri vuralım, kapitalistleri kovalım, mülklerine el koyalım, kiralara üst sınır getirelim diyenlerin ittifakıyla karşı karşıyayız” şeklindeki değerlendirmesi, kısa sürede başta Axel Springer medya grubu olmak üzere, sermaye basının doğrudan ya da dolaylı savunduğu görüşler haline geldi.
En çarpıcı sözleri aynı yayınevinin yayınladığı Die Welt gazetesinin yöneticisi Ulf Poschardt X hesabı üzerinden sarf etti: “Herkes 1933’ten korkuyor. Asıl tehlike 1949’da. Doğu Almanya’nın geri dönüşü. Üstelik bu kez Arap İslamofaşistlerin de işin içinde olduğu bir geri dönüş.”
Bir süredir varlığını hissettiren ancak görünmeyen, aşırı sağla değil sol ile mücadeleyi esas alan neoliberallerden muhafazakarlara ve sosyal demokratların bir bölümüne uzanan geniş bir koalisyon Berlin seçimlerinden sonra kendisini dışa vurdu. Bu kesimler hafta başından bu yana Elif Eralp’in başbakanlık koltuğuna oturmasının önünü açacak Sol Parti, Yeşiller ve SPD’den oluşan bir hükümetinin kurulmasına karşı seferber olmuş durumda.
Karalama kampanyasının dayanağı olarak şu argümanlar öne çıkıyor: “Özel mülkiyetin kamulaştırılmasına dair fanteziler”, “Sistematik İsrail ve Yahudi nefreti” ve “Suç şebekeleriyle bağlantılar.”
Bu kirli kampanyanın ilk ateşleyicisi Yahudi Cemaati Başkanı Josef Schuster oldu. Daha sonra Yeşiller Üyesi Baden-Württemberg Başbakanı Cem Özdemir de dahil oldu. SPD ve Yeşiller’in İsrail’i eleştirenlere açık tutum alması, bunun koalisyon için bir kriter haline getirilmesi çağrısını yaptılar. Yeni hükümet için kilit konuma gelen SPD’nin Berlin eski başkanları da çarşamba günü yayımladıkları ortak mektupta açık olarak “Şu anda Sol Parti ile görüşmeler için bir zemin görmüyoruz” dediler. Bu da Elif Eralp yerine CDU’lu Stefan Evers’e başbakanlık yolu açıyor. Gregor Gysi ve Petra Pau’nun aralarında olduğu Sol Parti’nin “reformcu” kanadı ise tartışmaları parti içindeki İsrail karşıtlarını disipline etmek için kullanıyor.
Elif Eralp seçim kampanyası sırasında ve sonrasında verdiği pek çok röportajda, yayımladığı beş maddelik planda, İsrail hükümetini eleştirmenin kesinlikle Yahudi düşmanlığıyla bir ilgisinin olmadığını, kendilerinin Berlin’deki Yahudilerin güvencesi olduklarını söylemesine rağmen, Sol Parti’nin “antisemitik” olduğunu söyleyenler bunları önemsemedi.
Berlin Teknik Üniversitesi Antisemitizm Araştırma Merkezi Başkanı ve Tarihçi Stefanie Schüler-Springorum’un bu konuda yaptığı uyarılar önemli. Schüler-Springorum şöyle diyor: “Antisemitizm konusunda yaşanan şiddetli tartışmanın abartılı olduğunu düşünüyorum. Antisemitizm tüm partilerde mevcut. Burada, Berlin’de hükümetin kurulmasını etkilemeyi de açıkça amaçlayan abartılı bir tartışma söz konusu. Bana göre, antisemitizmi bu şekilde bir araç olarak kullanmak tehlikeli.” (tagesspiegel.de, 22.09.2026)
Ancak bu uyarıya kulak veren pek olmadı.
Sol Parti Federal Milletvekili Ferhat Koçak’ın tanınmış mafya lideri Issa Remmo’nun oğluyla sosyal medya üzerinde yazışması, Remmo’nun seçim akşamı yapılan buluşmada görünmesi, Sol Parti öncülüğünde bir koalisyonun kurulmasını istemeyenlerin ekmeğine yağ sürdü.
Böylece Sol Parti’nin seçim kampanyasında öne çıkardığı başta Deutsche Wohnen olmak üzere üç binden fazla konuta sahip emlak tekellerin kamulaştırılması vaadinin önüne geçilmek isteniyor. Bir adım atıldığında diğer kentlere ve ülkelere örnek olacağından korkuyorlar.
Solun temel sorunlara getirdiği çözüm önerilerinin baştan kriminalize edilerek engellenmesi ve marjinalleştirilmesi, bugünkü koşullarda en çok aşırı sağın işine yarayacaktır. Ağır bir darbe yiyen muhafazakarlar, sosyal demokratlar ve Yeşiller’in bir bölümünde süren sol ve sosyalizm düşmanlığı AfD’nin daha fazla güç kazanmasına yol açacak. Dahası, sol düşmanlığını körükleyenler, tıpkı Poschardt’ın yaptığı gibi, faşizmi normalleştiriyor.
Tarihte de böyle oldu. Hitler’in partisi NSDAP güç kazandıkça sermayenin bir bölümünden başlayarak değişik toplumsal kesimler arasında faşist partiye destek hızla arttı. Genel olarak sermaye, yükselen sosyalizm ve komünizme karşı faşizmi destekledi ve bu insanlık tarihinin en büyük felaketlerinden birine yol açtı.
Ülkedeki ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmeler hızla kutuplaşmaya doğru gidiyor ve sol güç kazandıkça ırkçılara yeşil ışık yakanların sayısı artıyor, artmaya da devam edecek gibi görünüyor.
Berlin seçimleri, ırkçıların estirdiği kasvetli havayı dağıttı. Doğru bir mücadele hattı ve çalışma anlayışı yakalandığında halkın desteğinin alınabileceğini kanıtladı. Emekçi sınıfları aşırı sağın, milliyetçiliğin ve ırkçılığın etkisinden çıkaracak bir hattın mümkün olduğunu gösterdi. Yarın Almanya’nın 15 kentinde sendikaların çağrısıyla sosyal kesintilere karşı yapılacak eylemleri, Berlin’in devamı olarak okumak mümkün. Aşırı sağdan, ırkçılıktan ve milliyetçilikten değil; emekten yana esen bu havanın güç kazanması için eylemlere katılmak büyük önem taşıyor.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et