Gerçek kapitalizm bu değil mi?
Fon krizinin ardından ortaya serilen siyasi ilişkiler ve akademi dünyasının bir kısmının içine batmış olduğu rezillik pek de beklenmedik bir tablo değildi.
Aklı başında herkes neredeyse faizsiz (“helal”) kredilerle ev ve araba veren şirketlerde bir arıza olduğunu tahmin ediyordu. Ponzi açıktı. Ancak ponzinin hangi mekanizmalarla işlediği net değildi.
Finansal piyasalarda yeni araç ve yöntemler geliştikçe birçok şirket ponzide, ponzinin sınırlarını aşan inovasyonlara yöneldi. Ne de olsa inovasyon çağı! Fonlarla belirli hisselerin değerini yükseltip fonların getirilerini arttırdılar. Para parayı çekti. Değerlerini arttırdıkları hisseleri teminat gösterip borç alarak getirilerini daha da artırdılar. Değerlerini şişirdiler. İki-üç yılda onlarca kat değer kazanan şirketlerdeki ve fonlardaki problemi hissetmeyen tek kurum ise SPK ve diğer ilgili devlet teşekkülleri oldu.
Tabi, ponzide ve hype’larda para kazanıldığı sürece kimse şikayet etmez. Ancak para girişinde sorun çıktığında, inovasyonlu ya da inovasyonsuz ponzi patladığında, genellikle haberi en geç, küçük birikimlerini korumak isteyen ya da köşeyi dönme hayalleri kuran emekçiler (piyasa diliyle “küçük yatırımcılar”) alır ve şarapnel parçaları en çok onları yaralar. Ya da öldürür.
İnovasyonlu ponzilerin patlayan fonlar ve bağlantılı şirketlerle sınırlı olmadığı biliniyor. Gelecek yıllarda patlayan başka şirketleri de SPK ile birlikte izleyebiliriz.
Kapitalizmi kendi sonucundan ayırma
Fonlardaki siyasi ve iktisadi ağlar ortaya çıktıkça, ana akım ekonomistlerden “gerçek kapitalizm bu değil” minvalinde çıkışlar duymaya başladık. Mesela birisi: “Bu kapitalizm falan değil. Bu artık, haraç, soygun düzeni.”
Buna gerçekten inanıyorlar.
AKP’yi eleştiriyorlar ama kapitalizme toz kondurmuyorlar.
Çünkü ana akım ekonomistler, kendi iktisat kuramlarıyla oluşturdukları hayal dünyasında yaşıyorlar. Hayallerdeki kapitalizmde piyasa ve devlet iki ayrı dünyadır. Devlet/siyaset piyasaya müdahale etmez, çıkar sağlamaz, böylece her şey dengede devam eder.
Yol açtığı bütün problemler kapitalizmin dışında tanımlanır. Sorun kapitalizmde değildir; piyasaya müdahalededir, açgözlülüktedir, yanlış politikadadır vb.
Ne de olsa kapitalizm para hırsı ve siyasi ihtirasın olmadığı, insanların zinhar hiçbir kural dışı eylemde bulunmadığı çiçek gibi bir sistem.
Dolayısıyla, bunlar ancak Türkiye gibi ahbap-çavuş düzeninde, yani piyasanın kendi kuralları ile işlemediği, siyasetin zenginleşme ve iktisadi çıkar ilişkileri ile iç içe geçtiği ülkelerde olur, diye düşünüyorlar.
Haklılık payı var.
Elbette, fon ve hisse senetlerdeki yapay şişmenin ve sonuçta çöküşün denetleyici kurumlarının işlerini yapmamasıyla ve siyasi rejimin çürümüşlüğüyle yakından ilgisi var.
Ancak siyasi rejimin kendisi kapitalizmden bağımsız mı? Sermaye ilişkisine mi karşı? Ücretli emeğin özgürleşmesini mi savunuyor? Hayır. Tam tersine kapitalist üretim ilişkileriyle birlikte, onu destekleyerek ve ona dayanarak var oluyor.
Yani, saray rejimi fon vurgununu kolaylaştırdı. Ama kapitalist olmadığı için değil, aksine kapitalist olduğu için…
Çünkü kapitalizm, siyasi rejim ne olursa olsun, benzer spekülasyonları, organizasyonları, buna uygun insanları ve hırsları üretir ve teşvik eder.
Kapitalizmin doğum lekesi
İlk büyük finansal balonlardan birisi, kapitalizmin henüz emekleme aşamalarında Hollanda’da ortaya çıkmıştı: Lale Çılgınlığı. Bunun bir finansal kriz olup olmadığı tartışmalı olsa da spekülasyonla şişen lale soğanı fiyatları, finansal balona tipik bir örnektir. Yine 1720’de İngiltere ve Fransa’da spekülasyonla yükselen ve ardından çöken hisse senedi fiyatları finansal krizlerin ilk örneklerinden birisi olarak kabul edilir. Yani, finansal balon, spekülasyon ve kriz, bu bakımdan “küçük yatırımcı”nın soyulması kapitalizme yabancı değildir, onun adeta doğum lekesidir.
Sadece doğumunda değil yaşlılığında da, hatta ideal halinde de “soygun” sürer. Soygunu, büyük servetlerin yasal yollarla küçük bir azınlığa aktarımı olarak işleyen kapitalist sömürüden ayırıp sadece yasa-dışı olanlarla sınırlasak bile… ABD’de 2008 yılında ortaya çıkan, Bernard Madoff’un yönettiği ponzi sistemi uzun yıllar başarılı bir şekilde varlığını sürdürmüştü.
Soygun, haraç, emekçinin mülküne, üretim araçlarına zor yoluyla el koymak ya da bizzat emekçiyi köleleştirmek kapitalizmin tipik özelliğidir. İngiltere’de kapitalizmin doğuşu ile İngiliz köylülerin topraklarından “kan ve barut” yoluyla atılması (çitleme hareketi) ve böylece işçileştirilmesi arasında sıkı bir illiyet bağı vardır. Afrika ve Amerika kıtasındaki katliamlar ve köleleştirme, emekçilerin mülklerine el konulması, sömürge ve bağımlı ülkelerin soyulması, Batı kapitalizminin gelişiminde temel bir unsurdur.
Evet, pre-kapitalist toplumlarda sömürü, iktisadi ilişkilerle iç içe geçen siyasi baskı, “soygun” ve haraçla icra edilmişti. Kapitalizm, sömürüyü saf ekonomik mekanizma ile gerçekleşebilir hale getirdi. Ancak, sömürünün mülksüz emekçi ile sermaye arasındaki piyasa ilişkisine indirgenmiş olması, kapitalizmde siyasi zor araçları, soygun ve haracın ortadan kalktığı anlamına gelmedi. Aksine bunlar, kapitalizmin kalkış noktası olduğu gibi kapitalist biçimler altında yeniden üretildi: Günümüzde kamulaştırma adı altında kentsel mekanlara el konulması, maden şirketleri için zeytinlikler ve tarım alanlarının talan edilmesi, finansal piyasalarda çeşitli yollarla işleyen servet aktarımı, ülkeler arasındaki dayatmalarla kaynakların kontrol altına alınması gibi örneklerle devam ediyor. Bugün, soygunun bazı biçimlerinin geçmişte kalmasının nedeni kapitalizmin kendisi değil karşı mücadelelerin onu az çok ehlileşmek zorunda bırakmasıdır. Ancak bu ehlileşme çelişkilidir, kimi biçimlerden vazgeçilirken daha sofistike yöntemlerle “soygun” daha da derinleştirilmiştir.
Nerde bu gerçek kapitalizm?
Kapitalizm, emekçilerin üretim araçlarından koparılmasına, bu manada mülksüzleştirilmesine, böylece emek gücünün metalaşmasına dayanır. Bu İngiltere’de çitleme hareketiyle büyük bir dalga olarak başladı, sonrasında piyasa ve rekabetin kendi mekanizmaları yetti. Ancak her kapitalizm gibi İngiliz kapitalizmi de özgündü ve bu özgünlük İngiltere’nin tarihsel şekillenişinden; dünya ticaretinin egemeni, siyasetinin hegemonu ve büyük bir sömürgeci güç olmasından geliyordu.
Bu süreçler her ülkede ortak boyutların yanı sıra farklı biçimlerde gerçekleşti. Fransa’da feodal mülkiyete bir devrimle darbe vuruldu ve kapitalist ilişkilerin gelişimi hız kazandı. Hindistan’da sömürgecilik altında, kast sistemiyle kaynaşarak ve onu da dönüştürerek gelişti. ABD’de kölelikle ve sonrasında ırksal hiyerarşi ile. Osmanlı’da merkezi feodal devletin özgünlükleri ve feodal ilişkilerin geç tasfiyesiyle.
Kapitalizm, temel eğilimleri ve mekanizmasıyla bir dünya sistemi olmaya yönelimlidir ve bu nedenle kapitalist ilişkiler ağı tüm ülkelerde içsel dayanak ve dışsal etkenlerle özgün biçimlerde şekillenir.
Peki, bunlardan hangisi kapitalizmdir?
Hepsi…
Hangisi gerçek kapitalizmdir?
Hepsi ya da hiçbiri.
Çünkü gerçek kapitalizm, sahte kapitalizm diye bir şey yok.
Kapitalist ilişkiler ve üretim tarzı farklı siyasi formlarda, kültürel biçimlerde, özgünlük kazanan sermaye-devlet ilişkilerinde vücut buluyor.
Hayallerdeki kapitalizm
Pirüpak bir kapitalizm bulamazsınız.
Neoliberal ütopistlerin, anarko-kapitalistlerin, mutlak piyasacıların ve bizim ana akım iktisatçıların hayalindeki; soygundan, sömürüden, devletten bağımsız kapitalizm hiç zaman var olmadı ve var olmayacak.
Devlet müdahalesinden bağımsız bir piyasa ya da ekonomi diye bir şey yok. Sadece müdahalenin değişik biçimleri ve araçları var.
Hayallerdeki piyasayı ve kapitalizmi bulamadığınız sürece, bütün kötülüklerin kapitalizm dışından geldiğini sanma hali, müridin mürşidinin asla günah işlemeyeceğini düşünmesi gibidir.
Kapitalizmi, ürettiği tüm sonuçlardan ve kötülüklerden azade kılma çabasının kendisi, mürşidin müridine yapacaklarından az değildir.
Eğer gerçek kapitalizmi illa ki arıyorsanız, hoş geldiniz: Kapitalizm böyle bir şey.
Onu seviyorsanız, sonuçlarını da kabullenmeniz gerekir.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et