Musk’ın trilyon doları: Müjde mi, alarm zili mi?
Kapitalizmin kuralları, değerleri, ilkeleri belli: Bir insan yatırımla, ticaretle, işletmeyle dolar milyoneri, milyarderi, hele de trilyoneri olmuşsa, o insan başarılı kabul edilir.
Bu “başarı”da uyuşturucu ya da silah ticareti, fuhuş gibi kulağa hoş gelmeyen icraatlar varsa bazı sorunlar çıkabilir. Ancak cezaevinde değilse ve hayatına devam ediyorsa, her şeye rağmen başarılı sayılır. Peker peker alkışlanır. “Helal olsun!” denir.
Şirketi SpaceX’in halka arzı ile Elon Musk’ın kişisel serveti bir trilyon doları aştı. Musk tarihin ilk dolar trilyoneri oldu.
Büyük başarı!
Öyle büyük ki…
Hiç paramız yokken her gün bir milyon dolar kazandığımızı varsayalım. Musk’ın servetine yetişmek için 2739 yıldan fazla yaşamamız gerekir. Bugünkü ücretimizle on milyonlarca yıl…
İşte böyle bir başarı.
Musk’ın başarısı mı?
Yoksa kapitalizmin başarısı mı?
Yoksa, insanlığın geleceği için bir alarm zili mi?
Müjde mi?
Musk’ın trilyoner olması pek çok kişiye göre iyi bir haber. Bir tür ilerleme. Amerikan Girişimcilik Enstitüsü’nden Pethokoukis için, “sömürünün değil, kapitalizmin dinamik işleyişinin kanıtı”. Özgür bir toplumdaki yetenek, tercih ve alınan risk farklılıklarını yansıtıyor. USA Tuday’a yazan Russell’e göre; “açgözlülüğün veya eşitsizliğin bir sembolü değil; zekâ, risk alma ve azim gibi Amerikan başarısını her zaman tanımlayan özelliklerin bir ürünü.”
Birçok yorumcu ve teknoloji uzmanı da Musk’ın serveti ile onun kişiliği arasındaki bağlantıyı keşfe çıktı. Kimi onun ayrıntıcılığını, kimi risk alma cesaretini, kimi de vizyonerliğini övdü, dersler çıkardı. Mars’a gitme ve orada bir koloni kurma, yapay genel zekâ karşısında insanlığın geleceğini güvenceye alma, elektrikli araçlarla doğayı koruma gibi vaatleri ve söylemleri hatırlatıldı.
Musk gibi Nazi sempatizanı, kadın, LGBTİ+ ve işçi düşmanı bir kapitalist için gayet sempatik bir anlatı. Ancak hikâye büyük ölçüde eksik.
Çünkü Musk’un trilyonerliğe yolculuğu popüler kültürde ve Amerikan rüyası nostaljisinde anlatıldığı gibi, serbest piyasanın yeteneği ve gayretli emeği ödüllendirmesi biçiminde olmadı.
Birincisi, basbayağı devlet destekli oldu.
Washington Post'un yaptığı bir analize göre, Musk ve şirketleri yıllar içinde, genellikle kritik anlarda, en az 38 milyar dolar devlet sözleşmesi, kredi, sübvansiyon ve vergi indirimi aldı. Bu da onu dünyanın en zengin insanı yapan büyümenin temellerini attı. Örneğin NASA sözleşmeleri olmasaydı SpaceX uzun zaman önce batmıştı. 2008'de, Tesla'nın CEO'su olduktan kısa bir süre sonra Musk, gerekli şartları sağlamamasına rağmen devletteki bağlantılarını kullanarak oldukça düşük faizli bir krediyle şirketi iflastan kurtarmıştı. Tesla, uzun yıllar, araba satışı ile değil ABD hükümetinin kurduğu karbon piyasasında “kredi” ticareti yaparak kâr elde edebilmişti.
ABD Başkanı Trump, Musk’la geçen seneki gerilimi sırasında şunu söylemişti: “Devlet teşvikleri olmasaydı Elon muhtemelen dükkânı kapatıp Güney Afrika'daki evine geri dönerdi."
Devletten 38 milyar dolar destek almış birisinin dolar milyarderi olması nasıl iyi bir haber ve büyük bir başarı değilse dolar trilyonerliği için de aynı şey geçerli.
İkincisi, Musk’ın servetinin, Amerikan rüyasının varsaydığı serbest piyasayla pek bir ilgisi yok. Aksine, Musk, devlet desteği dahil çeşitli yollardan tekelleşmenin, yani tekelciliğin temsilcisi. SpaceX'in 2025 yılında tüm küresel yörünge fırlatmalarının yaklaşık %51'ini ve ABD fırlatmalarının yaklaşık %85'ini üslendi. Musk'ın Starlink'i uydu iletişim pazarında hâkim konumda. Yörüngede yaklaşık 10 bin 500 uydusu bulunuyor ve binlercesini daha göndermeyi planlıyor.
Spekülasyonda başarı
Üçüncüsü, bir başarıdan bahsedilecekse Musk başarılı bir spekülatördür.
Trilyoner oluşu da bununla yakından bağlantılıdır.
Spekülasyon borsa ve finansal piyasaların içsel bir özelliği. Ruhlara sinen teknoloji fetişizminin açtığı zeminde, bilim-kurgu ile gerçeklik arasındaki sınırları bulanıklaştırarak Musk, belki de birkaç yüzyıl sonra gerçekleşecek ya da hiç gerçekleşmeyecek “kısa vadeli” hedeflerle, şirketlerinin piyasa değerini gerçek değerinin onlarca kat üstüne çıkarmayı başardı.
Örneğin uzun yıllar zarar eden ve şimdi de kârı oldukça sınırlı olan Tesla’nın ABD otomobil piyasasındaki payı %12. Ford’un piyasa değeri ile kazancı arasındaki oran 11,3, General Motors’un 13,5 iken, Tesla için bu oranın kaç olduğunu tahmin edebilir misiniz? 292. Evet, Tesla’nın toplam hisse değeri, kazancından 292 kat daha fazla ve bu geleceğe yönelik olağanüstü iyimser bir beklenti anlamına geliyor. Musk’a yüzlerce milyar dolarlık hisse sahipliği sağlayan bu orantısızlığın Tesla’nın ürettiği otomobillerle ilgisi yok. Şirketin hisse senedi fiyatı, Musk'ın uzun zamandır yerine getiremediği sürücüsüz "robot taksiler", kamyonlar ve insansı robotlar vaadine, başka bir deyişle hızla şişmekte olan finansal yapay zekâ balonuna dayanıyor.
Aynı şey SpaceX için de geçerli. 2025 yılında zarar etmesin etmesine rağmen SpaceX, olağanüstü bir piyasa değerlemesiyle Musk’ı trilyoner yaptı. SpaceX’in böyle bir değeri olmadığını bilen Musk’ın, halka arz sırasında yaptığı konuşma, yine Mars’a koloni kurma ve uzayı fethetme üzerineydi.
Ancak bu, Musk’ın sorunu değil. Çünkü işe yarıyor. Wall Street ve büyük finansal oyuncular, Musk’ın geleceğe dair vizyonuna, adını doğru koymak gerekirse ABD devletinin arkasında durduğu bir Musk’a güvendiği için, ona yatırım yapmayı tercih ediyorlar. Ve şimdilik kazanıyorlar.
Alarm mı?
Dünyanın dolar milyarderlerine, hele de bir dolar trilyonerine ihtiyacı yok.
Mesela, dünya bir dolar trilyoneri kazanınca, evsiz sayısı azaldı mı?
Yoksulluk gerileyip emekçi kitleler, halkın geniş kesimleri daha fazla gelir elde etti mi?
Çocuklar artık daha iyi beslenip daha iyi bir eğitim mi alıyor?
Daha iyi sağlık hizmeti, güvenceli bir emeklilik imkânı mı doğdu?
Hayır, tam tersi…
Tekelleşme düzeyi arttı.
Gelir ve servet dağılımı daha da bozuldu.
Musk’ın serveti, dünya nüfusunun neredeyse yarısının, yani 3,8 milyar insanın toplam servetine eşit. Bu servetinin sadece %10’uyla bile dünya genelinde 800 milyon insan aşırı yoksulluktan kurtulabilir.
Sorun sadece eşitsizliğin tarihte görülmemiş boyutlara ulaşması değil.
Bu eşitsizlik ve zenginleşmenin emekçi sınıfların yoksullaşması, çalışma koşullarının ağırlaşması, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi haklarının budanması, sosyal harcamalarının azaltılması, bağımlı ülkelerden emperyalist merkezlere kaynak transferi ile birlikte var olmasıdır.
Musk tam da bunu temsil ediyor: Tekelleşmeyi, militarizm-devlet-sermaye iş birliğini, emperyalizmi, otokratikleşmeyi, sosyal harcamaların kısılmasını…
Trump’ın seçim zaferinin ardından DOGE (Hükümet Verimliliği Departmanı) temsilcisi olarak görev alan Musk, kemer sıkma adına on binlerce işçiyi işten çıkardı, sosyal harcama bütçelerini kıstı, toplumsal cinsiyet eşitliği, eğitim ve sağlıkla ilgili fonları azalttı.
Ancak, ilginç olan Musk’ın, DOGE başkanlığı döneminde kendi şirketlerine ve genel olarak multi-milyarderlere yönelik kamu harcamasını azaltacak hiçbir önleme yönelmemesi, hatta, kendi şirketleri ile anlaşmazlık içindeki kurumları kapatmasıdır.
Örneğin Musk’ın şirketlerinin vergi oranı herhangi bir emekçiden kat be kat düşük. Tesla, vergi cennetlerini ve yasal boşlukları kullanarak 2025 yılında hiç vergi ödemedi. Son üç yıllık vergi oranı %0,47. Yani %1 bile değil. Sistem, Musk ve onun gibiler için çalışıyor.
Musk, gelir ve servetin merkezileşmesini koşullayan kapitalizmin bir semptomu. Dünya kapitalizminin emekçilerden çalıp multi-milyarderlere yönelttiği servet aktarımının görünümlerinden biri.
Musk’ın dolar trilyonerliği, kapitalizm için normal ama insanlık için bir alarm zili.
Evrensel'i Takip Et