Patronun gözü işçinin evinde
Dokumacı tezgâhının başında ipliğin gerilimini eliyle hisseder, dokumanın aksadığını gözünden anlardı. Sonra bu hareketlerin bir bölümü makinenin düzenine, komutlarına aktarıldı. İşçinin becerisi yok olmadı; onu geliştiren işçiden koparılarak makineye ve makineye sahip olana geçti. Bugün benzer bir süreç zihin emeğinde yaşanıyor. Yazılımcının ürettiği kod, tasarımcının çizimi, çağrı merkezi çalışanının konuşması, muhasebe emekçisinin yaptığı işlem dijital sistemlerde kaydediliyor, ölçülüyor, karşılaştırılıyor. Yapay zekâ da işçilerin ürettiği bu bilgi birikimiyle besleniyor. Vasıflı emeğin bilgisi şirketlerin sistemlerinde toplanırken iş küçük, tekrarlanabilir parçalara ayrılıyor. Bunun işçinin ücreti ve pazarlık gücü üzerinde nasıl bir baskı yaratacağını şimdiden görüyoruz. Bu dönüşümün bir de mekânı var: İşçinin evi.
Bir fıkralık değişiklik, büyük bir dönüşüm
25 Eylül’de Uzaktan Çalışma Yönetmeliği’ne tek bir fıkra eklendi. Artık işin bir kısmının işyerinde, bir kısmının uzaktan yapılabileceği açıkça yazıyor. İşçinin hangi günlerde ve saatlerde nerede çalışacağı iş sözleşmesinde belirlenecek. Uzaktan çalışma yeni değil; yönetmelik 2021’den beri yürürlükte. Yeni olan, karma çalışmanın açıkça düzenlenmesi. Çalışma hayatını derinden etkileyecek bir değişiklik, bir yönetmelik fıkrası ve “iş sözleşmesinde belirlenir” cümlesiyle ele alınıyor. Oysa burada yalnızca haftanın hangi günü ofise gidileceği konuşulmuyor. İşyerinin maliyeti, çalışma süresinin sınırı, işçi sağlığı ve güvenliği, denetim ve işçilerin bir araya gelme koşulları yeniden biçimleniyor. İş hukuku, işçiyle işverenin eşit güçte olmadığını kabul ettiği için vardır. Bu eşitsizliğin bulunduğu bir ilişkide temel güvenceleri bireysel sözleşmeye bırakmak, işçiyi tek başına patronla pazarlığa oturtmaktır. Yönetmeliğin “kararlaştırılabilir” demesi, işverene mevcut sözleşmeyi tek taraflı değiştirme yetkisi vermez. Ama işsizlik baskısı altındaki, örgütsüz bir işçinin kendisine sunulan koşulları ne kadar serbestçe kararlaştırabildiği de ortadadır. Hukuki metindeki anlaşma ile işyerindeki güç ilişkisi aynı şey değildir.
Ofisin faturası işçinin evine geliyor
İşyerinin bir bölümü eve taşındığında elektrik, internet, ısınma ve uygun çalışma alanının bedelini kim ödeyecek? Mevcut yönetmelik, evdeki çalışma mekânı için gerekli düzenlemelerin maliyetinin nasıl karşılanacağını tarafların birlikte belirlemesine bırakıyor. İşin yapılmasıyla doğrudan ilgili zorunlu giderlerin tespiti ve karşılanması sözleşmede yer alıyor. İş araçlarının işverence sağlanması esas, ancak sözleşmeyle aksi de kararlaştırılabiliyor. Yeni fıkra, bu giderler için açık ve emredici bir ödeme güvencesi getirmiyor. İşveren daha küçük ofis ve daha düşük işletme gideri hesabı yaparken işçi evinin bir bölümünü işyerine ayırıyor. Masa, sandalye, aydınlatma ve sessiz bir alan bulmak işçinin yaşam koşullarına bağlı hale geliyor. Özellikle ev içindeki bakım ve ev işleri büyük ölçüde kadınların üzerindeyken “evden çalışma kolaylığı” diye sunulan model, ücretli iş ile ev içi emeği aynı saatlere sıkıştırabiliyor.
Mesaiyi kim kaydedecek?
Yönetmelik, fazla çalışmanın işverenin yazılı talebi ve işçinin kabulüyle yapılacağını söylüyor. Fakat akşam gönderilen dosya, mesai bitiminden sonra yanıtlanan mesaj, “yarın sabaha yetişsin” denilen iş çalışma süresine nasıl yazılacak? İşçi fazla çalıştığını hangi kayıtla ispatlayacak? Yeni düzenleme buna yanıt vermiyor. Denkleştirme ve serbest zaman uygulamalarında işçilerin yaşadığı hak kayıplarını da bu koşullardan ayrı düşünemeyiz. İşçi tek başına bırakıldığında, sendikal örgütlülük zayıf ve denetim etkisiz olduğunda çalışma saatinin sınırını fiilen işveren çizer. İşçiye ise o sınırın aşıldığını kanıtlama yükü kalır. İşyerinden uzak çalışma, işçilerin aynı sorunu yaşayan çalışma arkadaşlarıyla yan yana gelip konuşmasını da zorlaştırır. Örgütsüzlük ve denetimsizlik, kâğıt üzerindeki çalışma saatini işçi için gerçek bir güvence olmaktan çıkarır.
Eski patron gözü, yeni ekran
Sermayenin emeğe bakışında eski bir fikir var: İşçinin yaptığı işi gözlemek, parçalara ayırmak, ölçmek ve onun bilgisine daha az bağımlı hale gelmek. Jacquard’ın delikli kartlarla çalışan dokuma tezgâhı, hareket komutlarını makineye aktarırken bu fikrin erken örneklerinden biriydi. Charles Babbage, işbölümü mantığını hesaplama süreçlerine uyguladı. Karmaşık işi basit işlemlere bölmek yalnızca üretimi hızlandırmaz; o işi yapanın yerine daha düşük ücretle çalıştırılabilecek birini koymayı da kolaylaştırır. Bugünün “patronun gözü” tezgâhın başındaki ustabaşıyla sınırlı değil. Bilgisayarda geçirilen süreyi, tamamlanan işi, yanıtlanan mesajı ve üretim hızını izleyen sistemler var. İşçi evden çalıştığında da bu denetim sürüyor. İşyerinden uzaklaşıyor ama işverenin kurduğu dijital iş düzeninden çıkamıyor. İşverenin işçi sağlığı ve güvenliği yükümlülükleri de işçi evden çalışınca sona ermiyor. Bilgilendirme, eğitim, sağlık gözetimi ve sağlanan ekipmanın güvenliği mevcut düzenlemede yer alıyor. Ancak yeni değişiklik evdeki ergonomik koşullar, uzun süreli ekran karşısında çalışma ve mesainin ev yaşamına yayılması bakımından karma çalışmaya özgü bir koruma getirmiyor. Aynı iş evde yapıldığında işçinin sağlığını koruma ihtiyacı ortadan kalkmıyor.
Haklar bireysel sözleşmeye bırakılamaz
İşe gidip gelmek için harcanan saatlerden kurtulmak birçok emekçi için gerçek bir ihtiyaç. Evden çalışmak işçi için de kolaylık sağlayabilir. Ama bu ihtiyaç, işverenin giderlerini işçiye devretmesinin, mesaiyi uzatmasının ya da işçileri birbirinden uzaklaştırmasının gerekçesi yapılamaz. Teknoloji, işçilerin ürettiği bilgiyi şirketlerin sistemlerinde biriktiriyor. Karma çalışma, şirketin ofis giderlerini azaltırken işçinin evini üretim sürecine katıyor. Bir tarafta emeğin bilgisi üzerindeki denetim artıyor; diğer tarafta üretimin maliyetleri işçinin yaşam alanına taşınıyor. İşçinin bilgisi, zamanı ve mekânı sermayenin ihtiyaçlarına göre yeniden düzenleniyor. Böylesi bir dönüşüm, giderleri ve çalışma koşullarını işçiyle patron arasındaki bireysel sözleşmeye havale ederek düzenlenemez. Elektrik, internet, ısınma ve ekipman giderlerinin işverence karşılanması; çalışma saatlerinin işçinin de erişebileceği biçimde kaydedilmesi; mesai dışı iş taleplerinin sınırlandırılması ve evdeki çalışma koşulları için somut önlemler alınması bağlayıcı güvenceler olmalı. Bunların uygulanması için etkin iş teftişi, işçilerin birlikte söz söylemesi için de sendikal örgütlenme ve toplu pazarlık gerekir. Patronun gözü işçinin evine kadar uzanıyorsa, işçinin hakkını savunması evin dört duvarı arasına sıkıştırılamaz.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et