Ekmek ve Gül mücadelemiz 157 yaşında

Ekmek ve Gül mücadelemiz 157 yaşında

Sadece bizim memlekette değil, sınırların ötesinde de aynı sorunları ve talepleri paylaştığımız kadınların cümleleri var bu sayımızda. Bundan sonra da her sayımızda bu ortak mücadelenin yansımalarını yansıtacağız bu yeni bölümümüzle sizlere, sınırların ötesindeki deneyimleri sınırları kaldıracağız.

Hırsızlığın, yalancılığın, düzenbazlığın, aymazlığın toprağa kök salmak için etrafında ne var ne yoksa kurutuyor olduğunu, hepimizin can suyunu sömürdüğünü bilmiyor muyduk? Kökünü geniş geniş yaysın, dalını budağını salsın, dikenlerini iğnelerini büyütsün diye yalan düzeni, bizim dallarımızı, bizim tomurcuklarımızı, meyvelerimizi, yeşil yapraklarımızı kıranlar.
Her gün yağan ses ve görüntü kayıtları, her gün açığa çıkan yalan, her gün bir diğerinin açığını kapamaya çalışırken kirliliklerini faş eden o riya tabircileri… İktidarın nasıl da yozlaştığını izlerken artık şaşıramadığımız bir noktaya doğru itiliyor, her gün başka yalan dolana maruz bırakılıyoruz. Çürüyen, kokar. Çürüyen, etrafını da çürütür. Çürüğün kokusu burnun direğini sızlatır, aklın işleyişini ketler.
Çürüyen atılmalı. Değilse nefesi tutmakla çürüyenden kurtulmak mümkün değil.
Bütün bunları bize reva görenlerle aynı göğün altında yaşıyorken, biz kendimize temiz bir nefes bulabilir miyiz ki? Geleceği ipotek altına alırken onlar türlü türlü yalanla, bir tutamcık temiz soluk bırakabilir miyiz bedenlerine can üflediklerimizin? Onlar yavrucuklarına tane tane anlatırlarken kuytulara nasıl saklayacaklarını bizim geleceğimizi, biz dönüp kendi yavrularımıza baktığımızda yaşanılır bir gelecek görebilecek miyiz?
Dehşetli bir bilim-kurgu filmine çevirmeye çalışıyorlar hayatımızı.  Montajlar, dublajlar, robot lobileri, kriptolar, şifreler… Gerçeğimizi çalıyor, yerine her şeyi yapmakla suçladıkları görünmez bir el koyuyorlar.
Oysa bilim kurgu düzeneğine değil, gerçeğe ihtiyacımız var.
Alın size bir gerçek: sakladıklarından artırdıkları 30 milyon avroyla, günde 4000 lira harcayarak 65 yıl yaşayabilirsiniz.
Kimseye muhtaç olmadan ihtiyaçlarınızı karşılayabilir, çocuklarınızın yarın ne olacağı endişesini bir kenara koyabilirsiniz.
Şiddete, tacize, tecavüze, korkuya, esarete hayır diyen kadınlar devlete, belediyeye “sorumluluklarını yerine getir” dediğinde aldıkları “bütçe yok” cevabına “hadi oradan” diyebilir bu parayla.
Çocuğunu bırakacak yer bulamadığı için evin dört duvarı arasına sıkışan kadınlar “kreş haktır” dediğinde gereği yerine getirilebilir.
Hayatı kolay, kenti yaşanabilir, doğayı temiz, işyerini güvenli, evi şiddetsiz, sokağı aydınlık hale getirebilir, kadınların gelecek korkusunu “sıfırlayabilirsiniz”.
Ve bir gerçek daha: Bütün bunlar, yalanlar dolanlar ortaya çıktığı için kendiliğinden olmayacak.
Biz tutarsak ucundan gerçeği arayışın, biz varsak “hesap verin” diyecek, ancak öyle mümkün olacak!
***
Az bir zaman önce, Kabataş görüntüleriyle birlikte pul pul dökülürken yalanları, kadınları yalanlarına maske yapmaya çalışırken dedi ki başbakan “hangi yüzle kadın hakları diyeceksiniz?”
Söyleyelim;
Biz bu 8 Mart’ta “kadın istihdamını artırdık” derken artırdığın sömürü koşullarına karşı direnen işçi kadınların ışıldayan yüzleriyle “hakkımızı istiyoruz” diyeceğiz.
Biz bu 8 Mart’ta “kadına yönelik şiddeti azalttık” derken azalttığın gelecek umuduna karşı mahallelerinde bir araya gelen, forumlarda derneklerde buluşan, sözünü söyleyen ve sözünü örgütleyen kadınların yüzleriyle “şiddetsiz bir gelecek mümkün” diyeceğiz.
Biz bu 8 Mart’ta “ekonomiyi büyüttük” derken büyüttüğün geçim derdine karşı tencere ve tavalarıyla sokağa çıkan, yolsuzluğunun hesabını soran kadınların yüzleriyle “kadınlar için bütçe” diyeceğiz.
Biz bu 8 Mart’ta “komşumuz Suriye’ye yardım ettik” derken kamyon kamyon silahlarla yardım ettiğin tecavüzcü çetelere karşı kendi öz gücünü yaşama geçiren Rojavalı kadınların yüzleriyle “barış istiyoruz” diyeceğiz.
Kadınların yüzleri geçmişten devraldıkları mücadele deneyimlerinin izleri ile dolu. 8 Mart 1857’de Amerika’nın New York kentinde, dokuma işçisi binlerce kadının ekmek ve gül mücadelesinin üstüne, dünyanın dört bir yanında ilmek ilmek dokunan, adım adım ilerleyen, yüzünü yeni bir dünyaya dönen kadın mücadeleleri eklendi. Yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın her köşesinde bu mücadelenin kazanımlarını tek tek “sıfırlamaya” çalışan iktidarlar, gerçeği, geleceği ve yeni bir dünyayı isteyen milyonlarca kadının umudunu sıfırlamayı başaramadı. Kadınların eşitlik, özgürlük, ekmek ve gül mücadelesi yalanı da talanı da, savaşı da sömürüyü de, şiddeti de aşağılamayı da, yoksulluğu da açlığı da kaldıracak tedavülden.
Bu güce güveniyor, bu gücün sahibi kadınlara selam gönderiyoruz!
Kadınların birlik ve dayanışmasıyla kurulacak yeni bir dünyaya dönüyoruz yüzümüzü…
Ve o dünyayı hak eden mutlulukla güzelleşmiş kadınlara!

İşte o kadınların göz nuru cümleleriyle bu mücadelenin her yönüne ışık tutuyor sayfalarımız. Aklını fikrini, emeğini kaygısını, önerisini sorusunu paylaşan kadınlar nasıl ortaklaşıyorsa değiştirme gücünde, öyle sıcak, öyle içten buluşuyorlar dergimizde. Sadece bizim memlekette değil,  sınırların ötesinde de aynı sorunları ve talepleri paylaştığımız kadınların cümleleri var bu sayımızda. Bundan sonra da her sayımızda bu ortak mücadelenin yansımalarını yansıtacağız bu yeni bölümümüzle sizlere, sınırların ötesindeki deneyimleri sınırları kaldıracağız.
Direnişteki fabrikalardan kadınların sizlere selamları, “beni anlarsınız diye size yazıyorum” diyerek yüreğini size açan kadınların mektupları, çaresizliği öğretmeye çalışanlara inat çare bulmayı nasıl öğreneceğimizi anlatan doktorumuzun notları var bu sayımızda.
Bir de direngen kadın hikayeleri… Ankara’dan, İstanbul Kartal’dan, ve dört bir tarafından memleketin.
Yalanın sisinin dağıldığı, gerçeğin renklerinin ortaya çıktığı bir Nisan ayında buluşmak istiyoruz sizinle. Unutmayın 5 Nisan’da yine gazeteniz Evrensel’le birlikte derginiz Ekmek ve Gül’ü almayı!

Ekmek ve Gül

www.evrensel.net
ETİKETLER Ekmek ve Gül