Tek adam siyaseti mi  eşit temsiliyet mi?

Tek adam siyaseti mi eşit temsiliyet mi?

Yaklaşan yerel seçimler için adaylar bir bir açıklandı. Siyaset sahnesinin erkeklerin en hakim olduğu alanlardan biri olduğu Türkiye’de, 30 Mart’ta yapılacak yerel seçimler bu anlayışı değiştirecek mi? Dünden bugüne ne değişti? Yerel siyasette cinsiyet gruplarının temsili neden önemli? Tüm bu soruların cevabını akademiden sivil toplum örgütlerine kadar farklı alanlardan kadınlara sorduk...

Duygu AYBER
Gülşah İMREK


Yaklaşan yerel seçimler için adaylar bir bir açıklandı. Siyaset sahnesinin erkeklerin en hakim olduğu alanlardan biri olduğu Türkiye’de, 30 Mart’ta yapılacak yerel seçimler bu anlayışı değiştirecek mi? Dünden bugüne ne değişti? Yerel siyasette cinsiyet gruplarının temsili neden önemli? Tüm bu soruların cevabını akademiden sivil toplum örgütlerine kadar farklı alanlardan kadınlara sorduk...

KADINLAR ÇÖZÜM ÜRETMEDE İYİ

Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Aksu Bora:

Yerel seçimlerde cinsiyet gruplarının temsili hakkında ne düşünüyorsunuz?
Yerel seçimlerle ilgili olarak cinsiyet temsilinden önce, bu seçimlerin “yerel” olmasıyla ilgili kuşkumu belirtmek isterim. Ülkenin politik gündemi öylesine sert bir kutuplaşmayla malül ki, yerel düzeyde herhangi bir şey söylemek mümkün değil gibi. Hem coğrafi hem de tematik yerelliği kast ediyorum. Hiç bir konu kendi dinamikleri, kendi çerçevesi içinde ele alınamıyor; hiç bir yer kendine özgülüğüyle, biricikliğiyle kavranamıyor. Kadınların yerel siyasete katılımı veya temsili, yerelliğin önemli garantilerinden birisi halbuki. Dünyanın her yerinde bu böyledir. Çünkü onlar gündelik olana, yerel olana daha yakındırlar.

Umutluydum, kadın aday sayısının artacağını, bütün partilerde bu yönde kıpırdanmalar olacağını düşünüyordum. Fakat daha adaylar açıklanmadan önce gidişat belli olmuştu. Adayların açıklanmasıyla durum iyice ayan beyan ortaya çıktı, kadınları istemiyorlar! Çünkü yerel yönetimler hâlâ esas olarak birer rant dağıtım mekanizması olarak çalışıyor ve kadınların, gençlerin, mülksüzlerin girmesi neredeyse imkansız.

Sizce kadınların yerel siyasete katılım oranının yüksek olması neden önemli?
Kadınların yerel siyasete katılımlarını, kadınların bir takım “şahane” özellikleri olduğu iddiasıyla desteklemeye gerek yok. Kentlerde, kasabalarda, mahallelerde yaşayanların yarısı kadın olduğu için, kadınların erkeklerden farklı bir gündelik hayat tecrübeleri, farklı ihtiyaçları ve istekleri olduğu için, kadınlar siyasetten sistematik olarak dışlandıkları için, yerel siyasete daha fazla katılmaları, daha fazla temsil edilmeleri desteklenmelidir. Asgari bir adalet duygusuyla bu kadarının söylenebileceğine inanıyorum. Hangi partiden olurlarsa olsunlar, kadınlar belediyeleri erkeklerden daha iyi yönetirler. Bir dönem KADER Ankara Şubesinde dört yıl süren bir yerel siyaset kampanyası yapmıştık. 2002-2006 yılları arasında memleketin dört bir yanından, çok farklı görüşlerden kadınlarla çalıştık. Bu karşılaşmalarda daha önce pek de emin olmadığım bir şeyden emin oldum: Kadınlar çözüm üretmede, kaynakları iyi yönetmede, barışçıl yaklaşımlar geliştirmede çok iyiler. Bilmiyorum böyle dedim diye ayrımcı sayılır mıyım ama böyle.

Bildiğiniz gibi BDP ve HDP’de eş başkanlık ve yüzde 50 kadın kotası uygulaması var. Peki bunlar yerel siyasette ne anlam ifade eder sizce?
Eş başkanı hep “esas” liderin yardımcısı olarak düşünüyoruz. Değişen Medeni Kanun’daki aile reisi ve onun “muavin ve müşaviri” olan karısı gibi! Oysa eş başkanlık, sadece cinsiyetlerin temsili açısından değil, parti içi demokrasi için de son derece önemli bir mekanizma. Hele memleketteki “tek adam” eğilimi düşünüldüğünde. Hep söylüyoruz, eşit olmayanlara eşitmiş gibi davranarak adalet sağlanamaz. Tersine eşitsizlikleri görerek, bunları gidermek niyetiyle hareket ederek sağlanır. Yani, siyasetten kategorik olarak dışlanan grupların içeri girebilmesi için sistemli bir takım uygulamalar gerekir. Kota da bunlardan biridir. Kadın kotasının ayrımcılık olduğu iddiasını duymaktan hepimizin içine fenalık geldi; ayrımcılığın olduğu bir yerde, ayrımcılığa uğrayanlara özel bir ihtimam göstermek ayrımcılık değildir!

‘KENT HAVASI ÖZGÜRLEŞTİRİR’

 İstanbul Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hatice Kurtuluş:

Bugüne kadar uygulanan politikalar hem de adaylıklar açısından kadın ve LGBTQ bireylerin temsil oranını ve bu oranın kente yansımaları nasıl olacak sizce?
Türkiye’de çok şey değişti. Ancak bu değişim, AKP Hükümetinin, kadınlar ve emekçi sınıflar için tuzaklarla dolu demok-ratikleşme paketleri sayesinde olmadı.Tam tersine bu değişim, bu tuzakları erkenden fark edenlerle tuzağa düştükten sonra fark edenlerin birbirinden farklı mücadelelerinin oluşturduğu birikimin, sokakta birleşmesi ile oldu. 2013 haziran ayında İstanbul’da başlayarak Türkiye’nin bütün kentlerini içine alan ve yayılan isyan, bu büyük toplumsal değişimi, gözler önüne serdi. İsyanın kentsel olması, modern toplumsal mücadeleler tarihinde yeni bir olgu değildi elbette. Modern kent, fiziki/maddi çevre olarak kapitalizmin mekandaki inşasını temsil ettiği kadar, sosyal ve politik olarak da kapitalizme karşı mücadelenin de inşa olduğu yerdir. Bu nedenle AKP iktidarında, sermaye bir yandan önündeki bütün mekansal engelleri yıkarak birikim hızını artırmaya çalışırken, diğer yandan da kaçınılmaz olan isyanı engellemek için çeşitli yöntemler denedi. Baskıcı yasalar, dindar polis ve yargı erbabı gibi araçlarla daha da büyüttüğü muhafazakarlığı sosyal yardım ve vaatler gibi ikna yollarıyla yaygınlaştırdı. Ancak ünlü filozofun dediği gibi; ‘Kent havası insanı özgürleştirir’ ve Türkiye’de kentleşme hızı ile özgürlük talepleri arasındaki doğrudan ilişki, muhafazakar değerler üzerinden toplumu baskı altında tutmaya çalışan bu birikim rejiminin de temel çıkmazı oldu.

Kadınları tesettür yoluyla muhafazakarlığın temsilcisi haline getirmeye kalkışan yeni muhafazakar-kapitalist anlayış, kadınların bu sayede evlerinden çıkmalarını,üniversiteye gidip meslek edinmelerini, kamusal hayata katılmalarının sonuçlarını hesaplayamadı. Bu kadınlar, yıllardır özgürlükleri ve hakları için mücadele eden diğer kadınlarla benzer taleplerde bulunmaya başladılar. Çünkü onlar da modern kentli kadınlardı ve hem ekonomik hem de kişisel özgürlüklerini talep ediyorlardı. AKP iktidarı döneminde büyük bir artış gösteren “aile içi şiddet” ve “kadın cinayetleri” ile de bu özgürleşme talebinin bedelini başörtülü de başörtüsüz kadınlar da bedenleri ile ödüyorlar. Kadınların özgürlük talepleri, emekçilerin, gençlerin ve LGBT bireylerin hak ve özgürlük talebi ile birleştiğinde ortaya çıkan kentsel isyan, tam da Marshall Berman’ın deyimi ile bir aydınlanma anıdır ve bu anda bu modern şehri oluşturan yalnızlıklar yığını yeni bir ilişkiyle bir araya gelmekte, şehrin unsurlarına el koymakta ve onu kendilerinin kılmaktadır.

2014 yerel seçimleri, bu büyük toplumsal değişimin isyanın yarattığı kendine güvenin, siyaseten sınanacağı bir mecra olacak elbette.

Peki adaylıklar ve partilerin işleyiş mekanizmalarını düşündüğünüzde ortaya nasıl bir tablo çıkıyor?


Yaklaşan seçimlerde çok açık olarak ortaya çıkan şey ise, HDP dışında kadınlara yönelik somut, gerçekçi ve samimi vaatleri olan hiç bir siyasi partinin olmadığıdır. Gerek adaylarının seçilme sürecinde kadın kotasını hayata geçirmesi ile gerekse eş başkanlık sistemi ile yerel iktidarın kadınlarla tam olarak paylaşılmasını sadece HDP vaat ediyor. Diğer yandan yerel düzeyde karar mekanizmalarına demokratik katılımda (mahalle meclisleri, kent konseyleri vs. gibi) cinsiyet eşitliği ve yine kadına yönelik eşitsizlikler ve ayrımcılıkla yerel düzeyde mücadele konusunu da yerel yönetimler programında sarih bir biçimde açıklayan tek parti HDP’dir. Bu nedenle HDP’nin yerel seçimlerde en güçlü yanının da bu olduğunu düşünüyorum.

YEREL SEÇİMLERDE LGBTQ SİYASET

Kaos GL Avukatı Yasemin Öz:

Toplumsal cinsiyete dayalı belediyecilik LGBTQ bireyler açısından ne anlama geliyor? Daha önce trans muhtar adayı, belediye meclis üyesi adayı gibi adaylıklar olduğunu biliyoruz....
LGBTQ hareketin giderek genişlemesi ve kendi meşruiyetini farklı kesimlere kabul ettirmesiyle hareket içerisinde ülke siyasetine dönük çalışma yapmak isteyen kişi sayısı da arttı. Özellikle Gezi direnişi sırasında LGBTQ hareketin direnişte aktif yer alması, kendi direniş yöntemleriyle paralel siyasetin Gezi direnişi sırasında güçlü bir şekilde açığa çıkması, LGBTQ bireylerin kimliklerini gizlemeden önümüzdeki yerel seçimlerde daha fazla pozisyona aday olmalarını da motive etti belki de. Meselenin karşı cephesinde ise siyasi partiler var. Sağ siyaset yapan partilerin LGBTQ bireylerle yol almasını beklemek şimdilik iyimserlik. Liberal ve sol çizgideki siyasette ise birkaç tip yaklaşım gözleniyor. BDP ve HDP cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği meselesini dert edindiklerini programlarında açıkça belirten partiler. Nitekim HDP yapılanmasında LGBTQ bireylerin olduğunu biliyoruz. Elbette parti içindeki bu yer almanın partilerin genel siyasi tutumlarına ve yapılanmalarına ne derece etki edeceğini yaşayarak göreceğiz. Ancak BDP’nin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılık konusunda elindeki imkanlarla somut adımlar attığı da muhakkak.

Yerel seçimlerde CHP’den belediye meclisi üyeliğine aday olduklarını açıklayan LGBTQ bireylerin sayısında da bir artış oldu. İstanbul milletvekili Binnaz Toprak’ın girişimiyle geçtiğimiz yıl CHP’den 60 milletvekilinin imzasıyla LGBT bireylerin sorunlarının araştırılması için meclise önerge verildi. Bu adımlar azımsanamaz. Ancak Kemal Kılıçdaroğlu, eş cinsel bir belediye başkan adayına toplumun hazır olmadığını söyleyeli 2 ay bile olmadı. Şahsi görüşüm, LGBTQ bireylerin ülke siyasetine dair görev almaya giderek daha çok talip olmalarının değerli bir durum olduğu. Ancak LGBTQ bireylerin siyasi partilerin içinde temsili olarak yer almaları demokratikleşme için bir adım olmakla birlikte ciddi bir kazanç getirmeyecektir. Asıl olan siyasetin kendisini cinsiyetçilik, homofobi, transfobi, kapitalizm ve militarizmden arındırarak eşitlikçi, demokratik ve özgür bir toplum inşasını beraber yürütüp yürütemeyeceğimizdir.

SİYASET KALESİNİ PAYLAŞMAK İÇİN

Kadın Adayları Destekleme Derneği (KADER) Genel Başkanı Çiğdem Aydın:

Açıklanan adaylıklar ve seçim hazırlıklarının genelini düşündüğünüzde cinsiyet gruplarının temsili bakımından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yerel seçimlerin cinsiyeti erkek, hem de çok erkek. Şu anda AKP, CHP, MHP, BDP ve HDP’den açıklanmış toplam 102 kadın aday var. Bunlar Büyükşehir, il, ilçe ve beldelerde gösterilmiş belediye başkan adaylarının toplamı. Oysa bu seçimde toplam 1395 belediye başkanı seçeceğiz. 5 partinin hepsinin de her il, ilçe veya beldede seçime girmeyeceğini düşünsek bile, girecekleri yerleri topladığımızda yaklaşık 5 bin adaydan söz ettiğimiz anlaşılır. İşte bu 5 bin içinde sadece -şimdilik açıklanmış- 102 kadın aday var! Bu sayı tüm adaylar açıklandığında biraz daha artacaktır. Ancak tablonun cinsiyeti değişmeyecek. Değişmesi için en az 2 bin 500 kadın olmalıydı, ki olamayacağı apaçık ortada.
Bu seçim öncesinde çok sayıda kadın, siyasi parti liderlerinin “Kadınlar da elini taşın altına koymalı, onlar da görevlere talip olmalı” türünden boş vaatlerine kanarak bu seçimde aday adayı oldular. Çok sayıda kadın, neredeyse haziran 2013’den başlayarak alanda çalışmaya başladı. Ama sonuç yine hüsran!

Erkekler, her zamanki gibi aday adayı kadınların önünü kesmek için bin bir hileye başvurdular. HDP ve BDP hariç tüm siyasi partiler ise kadın adaylara şans tanımak için önemli bir siyasi irade göstermediler. Tüm bunlar, erkek demokrasiden gerçek demokrasiye geçmek için daha çok yolumuz olduğunu gösteren kanıtlar.Tek tesellimiz ise, bu seçimde Belediye meclis üyeliklerinde çok sayıda kadın görmek olacak. Özellikle CHP’nin yüzde33 cinsiyet kotasını belediye meclis üyeliklerinde uygulayacağını açıklaması, BDP ve HDP’nin yüzde 40 ve yüzde 50 olan cinsiyet kotasını geçen seçim gibi bu seçimde de uygulayacak olması, bu pozisyondaki kadınların sayısının artacağının en büyük göstergesi. 

Peki eş başkanlık ve kota uygulamasının önemi nerede ortaya çıkıyor?
Eş başkanlık ve kota, kadınların siyaset yapmasının, siyasette görünür olmasının önemli araçları. Ama aynı zamanda erkeklere de kadınlarla birlikte siyaset yapmayı öğreten araçlar. Bu açıdan da iki kat önemliler. Kadınlar toplumun yarısıysa, hayatımızı yöneten kararlar alınırken kadınların da o kararlarda sesi, sözü olmalı. Bu iki yöntem bunu sağlayarak gerçek demokrasinin oluşması için yol açma potansiyeline sahip. Mecliste yeni kabul edilen “demokratikleşme paketi”nin içinde eş başkanlık uygulamasının da olması bizi son derece sevindirdi. Ama bir kaygımızı gidermedi: O da, iki başkanın da bıyıklı olması ihtimali. Siyaset erkeklerin önemli bir kalesi, bu kaleyi paylaşmamak için, tüm dünyada uygulaması bir kadın-bir erkek olan eş başkanlık kurumunu da iki erkek başkan şeklinde düzenleyebilir ve eşitliğe, demokrasiye hizmet etmek yerine, bu fırsatı erkek egemen siyaseti güçlendirmek için kullanabilirler. Bu ihtimale karşı hepimiz uyanık olmalıyız.


 

www.evrensel.net