İnsani müdahale ve savaş karşıtlığı

İnsani müdahale ve savaş karşıtlığı

11 Eylül 2001 saldırısının yıldönümü yaklaşırken yeni bir ‘insani müdahale’ tartışmasıyla karşı karşıyayız. 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılması, Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve ABD’nin hegemon güç olarak ortaya çıkmasından bu yana insani müdahale doktrini dünya siyasetine hiza ver

M. Sinan Birdal

SİZ HALA ANNENİZİN SAVAŞ DOKTRİNİNİ Mİ KULLANIYORSUNUZ?

Amerikan büyük stratejisinin temel güncel sorunsalı 1991’de değişti. Artık Sovyetler Birliği dağıldığına ve ABD tek süper güç olarak muzaffer olduğuna göre bundan böyle bu üstünlüğün nasıl korunacağı ve üstünlüğü sürdürmenin mümkün olup olmadığı tartışılmaya başlandı. Uluslararası ilişkilerin iki ana akım kuramı realizm ve liberalizmden bu sorulara hem olumlu hem olumsuz açıklamalar geldi. Stratejik tercihlere ilişkin siyasi öneriler bu kuramsal tartışma çerçevesinde gelişti. İki ana tercih söz konusuydu: Ya ABD denizleraşırı angajmanlarına devam edecek ve hatta agresif bir şekilde bunlara yenilerini ekleyecek ya da kazanımlarını koruyacak şekilde artık ‘Sovyet tehdidi’ yokluğunda işlevini yitirmiş angajmanlarından çekilecek ve İkinci Dünya Savaşı öncesi hakim doktrine geri dönecekti. Realistlerin bir bölümü hiçbir hegemonyanın tarihte kalıcı olmadığını ve uluslararası siyasetin değişmeyen yasasının güç dengesi olduğunu iddia ederek gereksiz askeri ve güvenlik yapılarının tasfiyesini savundular (Waltz 2002). Bir diğer realist yaklaşım ise ABD hegemonyasının tarihte bir benzerinin bulunmadığını ve denge eşiğinin aşıldığı öne sürdü. Dünyada geri kalan bütün devletlerin askeri kapasitelerinin toplamı ABD’nin askeri kapasitesinin yanına bile yaklaşamadığı bir ortamda bu devletlerin kendi aralarındaki güven sorunlarını ve çekişmeleri aşıp ABD’ye karşı bir ittifaka yönelmeleri söz konusu bile olamazdı (Brooks and Wohlforth 2008). Liberallerin bir bölümü de ABD’nin Soğuk Savaş döneminde oluşturduğu uluslararası kurum ve normların kalıcı bir düzen getirdiğini ve ABD hegemonyası olmasa bile Amerikan izi taşıyan bir düzenin devam edeceğini iddia ederken (Keohane 2005) farklı bir liberal yaklaşım Amerikan hegemonyasının uluslararası düzen açısından kurucu rolüne devam etmesi gerektiğini savundu (Ikenberry 2012). Liberallerin ayırt edici özelliği uluslararası kurumlar, normlar ve çok taraflı diplomasiye yaptıkları vurguydu.

Kuramsal tartışma sürerken ABD yönetiminden stratejik tercihin ilk belirtisi basına sızan bir belgeye yansıdı. Pentagon’da hazırlanan ve 1994-1999 yılları arasında savunma planmasını oraya koyan belgeye göre ABD’nin önde gelen hedefi yeni bir rakibin ortaya çıkmasını engellemekti. Bu hedefin üç ana unsuru vardı: Bir, ABD potansiyel rakiplerini meşru amaçlarına ulaşmak için daha büyük bir role ve daha agresif politikalar izlemeye gerek olmadığına ikna edebilecek liderlik göstermeliydi. İki, mevcut ekonomik ve siyasi düzeni değiştirmelerini engellemek amacıyla ABD diğer gelişmiş sanayileşmiş ülkelerin çıkarlarını, savunma dışı alanlarda dikkate almalıydı. Üç, potansiyel rakiplerin daha büyük bölgesel ve küresel rollere soyunmalarını engellemek için ABD gerekli caydarıcı gücü elinde bulundurmalıydı (Excerpts From Pentagon's Plan 1992). İşte Clinton döneminde ortaya çıkan insani müdahale doktrini ABD’nin askeri ve ekonomik gücünü potansiyel rakiplerini caydırma ve alicenap hegemonyanın aslında tüm devletlerin çıkarına işleyeceğine ikna etme işlevine sahipti. Peter Gowan bu doktrinin pratikte nasıl hayata geçtiğini şöyle açıklıyor: “Bir süper güç bir ‘serseri’ devlete karşı yerel savaş açarak müttefikleriyle ilişkisinde önemli bir siyasi kazanım elde edebilir. Ya da, A devletine B devletinden bir tehdit tespit edip askeri gücünü etkili bir şekilde B devletine karşı kullanan süper güç, A devletiyle olan ilişkisini arzuladığı yöne doğru çevirebilir. Askeri operasyonun siyasi etkisi süper güce A devletini kendi liderliğine daha sıkı bir şekilde bağlama imkânı verebilir” (Gowan 2000: 9). Gowan’a göre Bosna ve Kosova’daki müdahaleler aslında AB’yi NATO’dan bağımsız bir askeri güç oluşturmaktan men eden bir işlev görmüş ve Soğuk Savaş döneminden kalan transatlantik ittifakını yeni dönemde tahkim etmişti.

Soğuk Savaş sonrasındaki krizlerde yaratılan ‘acil durumlarda’ ABD hem uluslararası hukuku yorumlama yetkisine haiz hem de icabında onu keyfi olarak ihlal edebilen tek merci olduğunu iddia etti. Ancak bu iddia bir geçiş döneminin kurucu gücü olmaktan ziyade istisnalar ve esneklikte ısrar eden emperyal bir siyasete tekabül ediyor. Mayınlar, uluslararası ceza mahkemesi, kimyasal ve biyolojik silahlar, anti-balistik füzeler ve karbon emisyonu gibi bir dizi konuda ABD kendisinin diğer ülkelerden farklı, onlardan üstün bir konumda olduğunu açıkça ilan etmekten çekinimiyor. Amerikan dış açıkları dünya ekonomisinin temel talep ihtiyacını karşılıdığı müddetçe ABD’nin üstünlüğünün diğer devletler nezdinde kabul görmesi kaçınılmaz oluyor (Balakrishnan 2009: 57-61). Dünya ekonomisi ve siyasetindeki bu üstünlük ABD’ye Avrupa kökenli klasik uluslararası hukukun çerçevesini dönüştürmesine olanak tanıyor. Böylece eşit ve egemen devletlerin arasındaki uzlaşmazlıkları çözen meşru bir araç olarak savaş kavramı yerini eşitsiz statüdeki devletler arasındaki uzlaşmazlıkların asimetrik ve ayrımcı bir şekilde çözüldüğü hukuksal bir çerçeveye bırakıyor. Gayrimeşru serseri devletlerin hukuki egemenlikleri yaptırımlar, silahlanma programlarının denetimi, uçuşa yasak bölgeler ve rejim değişiklikleri gibi eylemlerle muğlaklaştırılıyor (Balakrishnan 2009: 104).

Hegemonik bir söylem olarak insani müdahale doktrini bir yandan hegemonyanın alicenap olduğuna bir karine sunarken diğer yandan anti-hegemonik muhalefeti etkisizleştirmekte, izole etmekte ve hatta savaş kavramının kendisini muğlaklaştırarak muhalefeti anlamsızlaştırmaktadır. Gopal Balakrishnan’ın işaret ettiği gibi savaş olgusu her tarihi dönemde farklı tanımlanmış, yani toplumsal ve tarihsel olarak belirlenmiş bir kavramdır. Soğuk Savaş sonrası hegemonik düzende savaş kavramının muğlaklaştırılması savaş karşıtlığını da muğlaklaştırmıştır. Balakrishnan bu dönemde şu önemli soruyu yöneltmektedir: ‘Savaş’ olgusunun kendisinin keyfi olarak sınıflandırılmış, asimetrik şiddetin puslu alanında çözüldüğünde ‘savaş-karşıtı’ ne demek?” (Balakrishnan 2009: ix) İnsani müdahale doktrini yeni hegemonik düzeni 20. yüzyılın güçlü ve meşru barış hareketlerine karşı aşılamakta ve tahkim etmektedir. İyiler ve kötüler, liberal demokrasiler ve diktatörler, masumlar ve teröristler, uluslararası toplum ve serseri devletler, medeniler ve barbarlar arasında bölünmüş bir dünya siyasetinde savaşın adı artık insani müdahaledir.

HİTCHCOCK’UN KUŞLARI: NEOCONLAR VE LİBERAL SOL

İnsani müdahale doktrini hem Neoconlar (yeni muhafazakarlar) hem de liberal sol tarafından kabul gördü ve geliştirildi. Bir kısımı hayalkırıklığına uğramış eski güvencin solculardan devişirilen Neoconlar neoliberal gündemi müdahaleci bir emperyalizmle sentezlediler. Yeni muhafazakarlığın liberalizmle paylaştığı ortak temeller var: Bir, özel çıkar kamusal iyiye sağlamada en önemli dayanaktır. İki, Toplumsal dönüşüm için her türlü model geçersizdir. Toplumsal sorunlar bireylerin başarısızlığından kaynaklanır. Üç, mevcut toplumsal kurumlar irrasyonel görünseler bile yüzyılların biriktirdiği bir toplumsal bilgeliği barındırır. Dört, insanlar iyilik ve kötülüğün failleridir (Seymour 2012: 145). Bu çerçevede yeni muhafazakarlık dünya siyasetinde üç ana inancı besleyegelmiştir: insanlık iyilik ve kötülük arasında bir çatışma içindedir; devletlerarası ilişkiler şiddet ve gücün kullanma isteğinin karakterize ettiği bir alandır; Ortadoğu askeri aktivizmin esas sahnesidir (Seymour 2012: 146).

Nixon ve Reagan dönemlerinde oluşmaya başlayan yeni muhafazakar akım 11 Eylül sonrasında siyasi programını hayata geçirme fırsatı yakaladı. Soğuk Savaş döneminden kalma demokrasi ve özgür dünya savunuculuğu düşmanın komünizm yerine siyasal İslamcılıkla yer değiştirdiği bir mutasyona uğrayarak hem Amerikan hem de dünya kamuoyunu askeri operasyonlara razı eden bir söylem haline geldi. ABD’nin meşhur Vietnam sendromu böyle bir ortamda aşıldı. 1968’in yerle bir ettiği siyasi düzeni tekrar tesis eden neoliberalizmin esas mimarları yeni muhafazakarlar böylece yıllar sonra 68 öncesi, medeni haklar hareketi öncesi, savaş karşıtlığı öncesi, feminizim öncesi, LGBT hareketi öncesi daha simgesel bir ifadeyle cinsel devrim öncesi çocukluğa yeniden dönmeyi vaadettiler. Amerikan Altın Çağının çocuksu masumiyeti yurtseverlik, aile değerleri, dini değerler ve tabii ki piyasa girişimciliği gibi temel erdemlerin hakimiyetini simgeliyordu.

Yeni muhafazakarlığa en önemli katkı – ülkemizde olduğu gibi ABD’de de – liberal soldan geldi. Soğuk Savaş yıllarından miras kalan totalitarizm kuramlarına dayanan müdahaleci liberaller siyasi konuları depolitize edilerek buların ahlaki meselere dönüşmelerini sağladılar. Jeopolitik ve siyasi ve ekonomik bağlam tamamen unutularak krizler ahlak masalları çerçevesinde anlamdırılabildi. Kriz yönetiminin ürünü acil durumların daralttığı zaman ufku liberallerin “analizi ahlakçılığa indirgemelerini ve siyasi seçenekleri daraltmalarını” mümkün kıldı. (Seymour 2012: 215). Böylece “savaş yanlısı liberaller Pentagon sözcüleri veya Donald Rumsfeld’in ulaşmasının daha zor olduğu stratejik açıdan önemli dinleyici kitlelerine düşüncelerin ileten bir savunuculuk rolü [oynadılar]” (Seymour 2012: 272). Richard Seymour’un ‘Cruise füzesi liberalleri’ olarak tanımladığı bu kesim bir yandan müdahaleci güçlerin suçlarını aklar ve müdahalelerin neden olduğu insani trajedileri gizlerken diğer yandan krizlerin siyasi analizi ve çözümüne engel oldular (Seymour 2012: 294). Solu etkisizleştirebildikleri ölçüde şahinlerden daha da etkili olan güvercinler olarak jingoizmin değirmenine su taşıdılar.

‘ALICI KUŞLAR GİBİ BAŞIMIN ÜSTÜNDE DÖNÜP DURMAYIN’

Hegemonik dünya düzeninin tahkimi demokrasi ve insan haklarını askeri müdahalelerle kuracağını iddia eden bir söylem olmadan açık bir emperyalizm olarak kolayca teşhir olurdu. Ancak unutmayalım ki sömürgeci imparatorluklar bile kendilerini barbarlığa karşı medeniyetin öncüleri olarak kurgulamışlardı. Bu anlamda insani müdahale doktrini klasik sömürgeciliğin temel argümanlarını devralıp bunları yenilemektedir. Buna karşı emek, demokrasi ve barış güçleri etkili bir siyasi söylem ve dayanışma ağı geliştirmek zorundadır. ABD’de 2005-2007 yılları arasında zirve yapan savaş karşıtı hareket giderek Obama’nın seçim kampanyasına yedeklenmiş, bölünmüş ve ardından etkisini yitirmiştir. Türkiye’de ise bu çapta bir barış hareketi inşa etmek mümkün olmamıştır. Suriye krizinin ortaya çıkardığı gerçek ülkedeki toplumsal barış talebinin geniş ve kapsayıcı bir hareket olarak örülemediğini göstermiştir. Bu açıdan emek, demokrasi ve barış güçleri etkili ve kalıcı bir anti-militarist ve savaş karşıtı hareketi nasıl örgütleyeceklerini acil bir soru olarak önlerine koymalılar. Krizlerin yarattığı ‘acil durumların’ savaşların meşrulaştırılmasında nasıl önemli bir işlev gördüğü ortadayken savaş karşıtlığının krizler beklenmeden uzun erimli bir çalışmayla gündelik siyasetin bir parçası haline getirilmesi zorunludur. Aksi halde dünya siyasetinin alıcı kuşları halkların başında daralan halkalar çizerek uçmaya devam edecektir.

Kaynakça Balakrishnan, Gopal (2009) Antagonistics: Capitalism and Power in an Age of War. Londra: Verso. Brooks, Stephen G. ve Wohlforth, William (2008) World Out of Balance: International Relatşons and the Challenge of American Primacy. Princeton: Princeton University Press. Excerpts From Pentagon's Plan: 'Prevent the Re-Emergence of a New Rival' (1992) The New York Times, 8 Mart 1992. http://www.nytimes.com/1992/03/08/world/excerpts-from-pentagon-s-plan-prevent-the-re-emergence-of-a-new-rival.html?pagewanted=all&src=pm. Gowan, Peter (2000) The Euro-Atlantic Origins of NATO’s Attack on Yugoslavia. Master of the Universe: NATO’s Balkan Crusade içinde Tariq Ali (Der). Londra Verso. Ikenberry, John (2012) Liberal Leviathan: The Origins, Crisis, and Transformation of the American World Order. Princeton: Princeton University Press. Keohane, Robert (2005) After Hegemony: Cooperation and Discord in the World Political Economy. Princeton: Princeton University Press. Seymour, Richard (2012) The Liberal Defence of Murder. Londra: Verso. Waltz, Kenneth (2002) Structural Realism after the Cold War. America Unrivaled: The Future of the Balance of Power içinde John Ikenberry (Der). Ithaca: Cornell University Press.

www.evrensel.net