Ve Senfoni Başlasın

Ve Senfoni Başlasın

Ekmek ve Gül ekini Evrensel Gazetesi’nin arasına yerleştirmek üzere gazetenin basıldığı matbaadaydım. Daha önce okuyucusu, dağıtıcısı ve tek bir yazıyla da olsa yazarı olduğum gazetenin şimdi üretimine tanık oluyordum, bir parçası oluyordum. Oraya bir insan olarak girdim ancak kelime olarak çıktım.Şimdi bir oyun oynayacağız. Be

Müslime Karabatak

Şimdi bir oyun oynayacağız. Ben kelime oluşumu dün ilan ettim zaten kendi kendime, seni de bir okuyuş, bir fısıltı ilan ediyorum şimdi. Yani ben şu an matbaadan öncesiyim sen de sonrası. Bizi birleştiren, beni sana ulaştıran bu gazeteyi basan matbaa olacak.

Bu yazı, gazeteyi basan matbaanın hikayesi, kelime olan benim hikayem ve okuyuş olan senin hikayendir. Beni seslendir. Ve

Senfoni başlasın…

BİR MATBAA

Dışarıdan bakıldığında korkutan, kocaman, pek de çekici olmayan bir bina, geniş açık bir kapı, makinaların gürültüsü ve ağır boya ve tiner kokusu… İçeride elleri ve üstleri yağdan kararmış insanlar… Küçükken de matbaaya gitmiştim babamla ama orada bana verdikleri kitapları koklamıştım sadece, basılı olanları yani, basım makinalarını görmemiştim bile. Şimdiyse gazetenin üretilme aşamasına tanık oldum, yani var olan gerçeklerin bir kez daha üretilmesine.

Hemen arkadaşımın gösterdiği gibi ekleri gazetelerin arasına yerleştirmeye başlıyorum. Bir yandan da etrafı izliyorum, biz birkaç kişi ekleri yerleştiriyoruz, matbaa çalışanlarının bir kısmı makinadan çıkanları desteliyor, bir adam da çıkan gazetelerden örnekler alıp hata var mı yok mu kontrol ediyor. Tıpkı bir yazıyı yazarken doğru kelimeleri seçmek gibi, tekrar okuyup düzenlemek gibi bir yazıyı, ara ara kontrol ediyor adam çıkan gazeteleri.

BİR DOĞUM

Giderek alışıyorum yaptığım işe ve matbaanın genel işleyişine. Boya ve tiner kokusunun etkisinden olsa gerek, bir an burası matbaa değil de, doğumhane gibi geliyor bana. Daha önce doğum görmesem de farazi doğumlar var kafamda demek ki.
Makina iri gövdeli bir kadın oluyor o an gözlerimin önünde, gazeteyi doğuruyor sanki binlerce kez. Sadece doğum sancısı çektiğinden sanırsın attığı çığlığı ama aynı zamanda gerçeğin tekrar hayat buluşunun sesi trrrrum trrrrum trak tiki tak! Beni, kelimeyi senle, okunuşla buluşturan yüce üretken kadın, makina. Kağıt topunu bir süre karnında tutuyor, besliyor işliyor onu renklerle, yazılarla. Sonra birer birer doğuruyor sayfaları ve birleştirip her bir çocuğunu insanlara teslim ediyor.

BİR DANS

Sonra, -boya ve tiner kokusundandır kesin bu- az önceki doğumhane birden değişiyor sanki. Matbaayı, makinaların ve insanların boya kokularının eşliğinde dans ettikleri bir yer olarak görüyorum. Gözlerimin önünde kağıtlar aşağıdan yukarıya doğru döne döne ilerliyor. Bir makinanın koluna giriyor, bir insanların. Kendimi de o dansa kaptırıyorum, ellerimden bir ‘Gezine Gezine Doğuracağız’ yazan Ekmek ve Gül, bir ‘Rojava’da Katliam!’ yazan Evrensel geçiyor. Bir ölümü lanetleyen haber geçiyor gözlerimin önünden, bir doğumu, doğuranı kutsayan… Soldan sağa, sağdan sola veya döne döne her şey, herkes dans etmeye başlıyor matbaada. Hepimizin ritmi farklı ama melodi hep aynı: trrrrum trrrrum trak tiki tak!

BİR ÖLÜM

Evet, makine üretken bir kadın; gerçeği tekrar tekrar doğuran. Kadına özgü şen kahkahalar atan neşeli haberlere, ya da acı ağıtlar yakan katliamda yitirilenlere…

Matbaadaki iş bitiyor, çıkıyoruz. Boya ve tiner kokusundan çıkınca kendime geliyorum ve fark ediyorum ki bugün makinanın çığlığında kahkahalar yoktu. Bir yanda doğum sancısı vardı, bir yanda ölüme ağıt. Gazeteyi doğuran makina aynı zamanda ‘Rojava’da Katliam! 70 Ölü’ manşetiyle ağıt yakıyordu. Doğuda insanların yaktığı ağıtı, batıda bir basım makinası yakıyordu. ‘Nasıl olur?’ diyordu, ölüm kusan makinalara kızıyordu. Kendi makinalığından utanıyordu, bizim insanlığımızdan utandığımız gibi.

KELİME, OKUYUŞ

Bu yüzden ben kelime oldum bugün, bir basım makinesi kadar yürekli olamayan insanlıktan utandığım için. Seni de okuyuş yaptım bu oyunda, beni dillendir ve herkese fısılda diye.

Anlat beni, haykır insan soyuna: Rojava’da Katliam Var!

Ve insanlığın senfonisi başlasın…

www.evrensel.net