Arınç: Çaremiz kalmadığı için bu yola girdik

Arınç: Çaremiz kalmadığı için bu yola girdik

Gazetelerin Ankara Temsilcileri ile iftarda buluşan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, demokrasi paketi, Suriye’deki gelişmeler ve seçim barajıyla ilgili konuştu. Çalışmalarının çözüm süreciyle ilgili olmadığını savunan Arınç, AİHM kararlarını dikkate aldıklarını söyleyerek  “bazen o kadar yoğun

Sultan Özer

Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü binasında, Genel Müdür Murat Karakaya ve gazetelerin Ankara Temsilcileri ile iftarda buluşan Arınç, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Hazırlığını sürdürdükleri ‘demokrasi paketi’nin partilerinin 2023 hedefiyle ilgili olduğunu belirten Arınç, “Çalışma sonuçlandı. Perşembe günü iftardan sonra bir çalışmamız daha olacak, ucu açık. Umarım noktayı o gece koyacağız, sonrası Başbakanımıza takdimdir. Onun da onayı ile inanıyorum ki ekim ayından itibaren bazı yasa değişiklikleri parlamento gündemine gelecek. Olumlu karşılanacağını umuyorum” diye konuştu.

ÇALIŞMALAR ÇÖZÜM SÜRECİNE YÖNELİK DEĞİLMİŞ

Çalışmalarının çözüm süreciyle ilgili olmadığını savunan Arınç, “Süreçle bağlantılı olarak kabul edilirse bu bizim işimize gelmiyor. BDP’liler de ikrar ettiğine, en azından örgüt yöneticileri de itiraf ettiğine göre bu çözüm sürecinde bir al ver söz konusu değil. ‘Onlar çekildiler siz ne yapacaksınız’ veya ‘ikinci aşamaya geçilince hükümet gecikti mi gecikmedi mi’ sözleri bu çalışmalarla üst üste gelirse bu bizi üzüyor” dedi.
Arınç’ın sorulara yanıtları satır başları ile şöyle;

Meclisin olağanüstü toplanması...
Şu anda Meclisin çok acil olağanüstü toplantı çağrısını gerektiren bir ajanda yok. Ama kesinlikle olmaz da demiyorum. Ama hiçbirimizin aklında, Başbakan da dahil, ‘Meclisi olağanüstü toplantıya çağıralım’ diye bir düşünce ve kanaat yok.

Çekilme için Başbakan yüzde 15-20 demişti, rakam değişti mi?
Çekilmelerin az olduğu noktasında Sayın Başbakanın bir ifadesi oldu; İçişleri Bakanı ‘yüzde 20’ler olabilir’ dedi. Biraz daha hızlandı denildi. İzahı da ‘uzak yerdekiler çıkıyor, yakın yerdekiler de toplanma yerlerinde buluşuyor daha sonra çıkacaklar’ şeklindeydi. Yüzde 20’lik oranın üzerine çıktı diye bir bilgiye sahip değilim.

Mezarlık açılışları, yol kontrolleri, süreci psikolojik anlamda zedeliyor, güvenlik zaafiyeti var mı?...PKK iyi niyeti suistimal ediyor diyorlar...
Bir sene öncesine dönersek bir bayram günü de Gültan Kışanak başta olmak üzere yol üstünde üzerlerinde silah bulunan teröristlerle kucaklaşmışlar; birbirlerini tebrik etmiş, bayram etmişlerdi. Oradaki görüntüler ne kadar irite edici ise, nefrete veya sevimsizliğe yol açıcıysa bugün gördükleriniz ondan çok farklı değil.
Ama birtakım çekmelerle, birtakım yanlış istikamete sevk etmelerle bir taraftan psikolojik savaş, bir taraftan örgütün yıllardan beri içerisine hapsolduğu birtakım çevrelerle ilişkileri sonucunda ‘böyle bir şey biterse biz ne olacağız’ endişeleri bir gerçek. Böyle bir süreçte çok az bir zamanda bence çok olumlu bir yol alındı.
Bir psikolojik harp var şüphesiz. ‘Biz buradayız, hala güçlüyüz, hala bu iş bittiği anda tekrar başlatabilecek gücümüz var’ demek istiyorlarsa zaten onu eylemleriyle ortaya koyuyorlar. Sürecin bir an önce sonuçlanmasında fayda var. Çekilmelerin yüzde 20’ler, 30’lar değil, en azından 1-2 ay içerisinde ‘artık silahlı unsurlar ülke dışına çıktı’ denebilecek bir noktaya gelirse, çözüm süreci bir zarar görmeden olumlu, somut bir sonuca ulaşmış olabilir.

Örgüte katılımlar...
Katılımların yüksek olduğu kanaatinde değiliz. Bu katılmaların geçmişte olduğu gibi silahlı eylem yapacak, ölecek veya öldürecek nitelikte değil, başka anlamlarda olduğunu biliyoruz.

Ne amacı?
Gelecek kaygısı. Dağa çıkışlar eskiye nazaran nitelikli hal aldı

Başbakan ile aranızda bir gerilim yaşandı mı? Fas’ta iken...
Gezi olayları sırasında Fas, Cezayir o taraflardaydı Başbakan. Başbakanlık vekaleti bendeydi.
Emaneti kendisine teslim edene kadar üstüme düşeni fazlasıyla yaptım. Sayın Başbakan yaptığımız konuşmaların birlikte görüşerek yapıldığını ifade etti. Geldikten sonra da inisiyatif tamamen kendisinde idi. Kendisi de bazı görüşmeler yaptı. Bir taraftan yargı kararına uyacağız dedi. O süreç içerisinde herhangi bir olumsuzluk yaşanmadı.


SURİYE’YE GİRİŞ ÇIKIŞLARI SERBEST BIRAKMIŞLAR

Suriye’deki gelişmeler...
Suriye’deki gelinen nokta çok olumsuz. Rejim kendi insanını öldürmeye devam ediyor. Bir kaos var, otorite, kontrol kalmamış. Eline silah alan bir yerlerde bir şeyler yapmaya çalışıyor. Durumdan istifade ederek özellikle Suriye’nin kuzeyindeki gelişmeler yaşanıyor. Bunları önleme konusunda Suriye rejimi ile temasımız yok. Rejim ayakta kalabilmek için PYD’yi, bir taraftan Hizbullah’ı kullanıyor. Kürtler orada 3. 5. sınıf bile değillerdi, Esad’ın görmek istemediği, kaçak göçek yaşayanlardı. Kamışlı’dan bir ara giriş çıkışları serbest bırakmıştık akrabalık ilişkileri sebebiyle. Şimdi bu kaostan istifade ederek bir oluşum meydana getirme gayretleri var.
Ama kendi içlerinde de bir tartışma var. Barzani’nin buna sıcak bakmadığını, başka Kürt muhaliflerin de bulunduğunu onların da kendi aralarında PYD ile mücadele başladığını biliyoruz. Diplomasimiz farklı bölgelerle, farklı ülkelerle bazen doğrudan, bazen dolaylı devam ediyor. Ama fiili bir durumu, silahlı bir mücadeleyi sadece bu olay sebebiyle gündemimize almış değiliz. Suriye’ye yapılacak bir askeri müdahale bugünkünden daha kötü şartları karşımıza getirebilir diye bir düşüncemiz var.


‘BARAJIN DÜŞMESİNE KESİNLİKLE OLMAZ DEMİYORUM’

BDP Seçim barajının düşürülmesini istiyor. Sizin çalışmanız var mı?
Biz 11 yıldan beri hükümetin devam ettiğini, seçimlerden sonra da istikrar sağlandığını gördüğümüz için şu ana kadar hakim olan düşünce barajın muhafazası. Baraj indirilmesi veya diğer tedbirler düşünülürse kamuoyuna açıklanır, kesinlikle olmaz demiyorum, bir gelişme yaşanabilir belki.

Hazine yardımı...
Hazine yardımında bir haksızlık var. Siyasi partiler seçimlerden belli oyu alarak çıkmışlarsa, belki yüzde 1, 2, 3’ü de düşünerek belli nispet dahilinde hazine yardımı yapılması lazım. Hakperestlik bunu gerektirir. Bir parti 50-60, 100 trilyon alacak, seçim zamanlarında üç misli alıyor. Diğer partiler de gönüllü birliktelikli seçim kampanyası yapacak. Türkiye’de her şeyin bir fiyatı var ve bu fiyat çok yüksek. Bindelik oranları kastetmiyorum ama en azından yüzde 1’in üzerinde oy alanlar için düşünülebilir.


ÖCALAN BASINLA TOPLANTI YAPAMAYACAK

Öcalan’ın infaz koşullarında son 6 ay içinde değişiklik oldu mu? Değişiklik düşünülüyor mu?
İnfaz hukuku ne emrediyorsa o yapılıyor. Birinci derece yakınlar için herhangi bir izin gerekli değil, yeter ki oraya gidiş geliş mümkün olsun, kendisi de kabul etsin. 2. derece yakınlarda, gazetecilerde, milletvekillerinde ne olacak bunun da bir hesabı kitabı olduğunu biliyorum. TV, zannediyorum son bir iki yılını iyi halle geçirdiği için 12 kanallı tv verilmiş.  Dışarıya çıkma süresinde yarım saat ise belki uzamıştır. Beş kişi gönderildi adaya. Yeni kişilerin gönderilmesi şimdilik söz konusu değil.

Basınla toplantı yapması...
Şu anda böyle bir şey görünmüyor.


'ARKADAŞLARINIZ İÇERİDE AMA SİZ DIŞARIDASINIZ'

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, sansürün kaldırılışının 105 yılında 64 tutuklu gazetecinin bulunduğunun hatırlatılması üzerine, “sayıyı 64’e indirdiyseniz mutlu olmam lazım” dedi.

Sayının abartıldığını, bazen 100’ün üzerine çıktığını, bazen “yüzlerce” denildiğini savunan Arınç, “Birlikte çalıştığımız arkadaşlarımız, gazetecilik yaptıkları halde içerideler” hatırlatması üzerine, “Sizin arkadaşlarınız içeride ama siz dışarıdasınız. Demek ki bir farklı yönünüz var” dedi.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 10 maddesine atıf yapan Arınç, burada özgürlüklerin nelerle sınırlı olduğunun yer aldığını söyledi. “Basının sansür edilmemesi anayasa olduğu kadar insan hakları konusudur. Şüphesiz basın, basın, basın mesleğinde çalışan insanlar mesleğini icra ederken hiçbir zorlukla karşılaşmamalı. Hiçbir ceza tehdidi altında kalmamalı. İdeal olan budur” diyen Arınç, kimsenin suç işleme imtiyazı olmadığını söyledi.

‘YARGILANMASINLAR DEMEK BİR TERCİH’

Yazarken, karikatürünü çizerken gazetecinin de kanunlara uymak zorunda olduğunu belirten Arınç şunları söyledi: “İster 60, 70, 170 deyin, gazeteci sıfatını taşıyıp da içeride bulunan tutuklu, hükümlü sayılabilecek arkadaşlarımızın büyük kısmının TMK aykırı hareketleri sebebiyle yargılandıklarını biliyorum. Siz de herhalde biliyorsunuz. Yargılanmasınlar, TMK tamamen ortadan kaldırılsın derseniz, bu tercihtir. Ama TMK kaldırılmasın diyenler de var.”

TMK ve TCK içinde örgütlü suçlarla ilgili bazı suçlamalar var ki, içeride tutuklu bulunan pek çok kişi hakkında bu tür iddiaların olduğunu savunan Arınç,  basın özgürlüğü ve tutuklu gazetecilerle ilgili şu değerlendirmeleri yaptı:

‘ÇIKTIKTAN SONRA MEYDAN OKUYORLAR’

“Şimdi siz kendi gazetenizden de başka gazetelerden de tutuklu ve hükümlü bulunan arkadaşlarınızın hangi suçlardan yargılandıklarını bilme özgürlüğüne sahipsiniz. Bunları kabullenmiyor olabilirsiniz. Ama mahkemeler bunları kabulleniyor, iddianameleri kabul ediyor, onları yargılamaya devam ediyor ve dışarıya çıkan herkes ‘ben bu suçu işlemeye devam edeceğim’ diyerek de meydan okuyor.

SUÇ İŞLEDİĞİNDE GAZETECİLİK ONU KURTARMAYACAK

Bu durumda siz, ‘ben bundan sonra bu maddeyi yok sayacağım ve size hiçbir şekilde yargılamayacağım’ diyebilirsiniz Belki isteğiniz gibi olur Türkiye daha sonra. Ama şu anda şartlar onu gerektiriyor ki, adı gazeteci de olsa, trafikte kaza yaptığında yargılanacaktır, gasp işlediğinde gazeteci olmak onu kurtarmayacaktır; veya bir yaralama, öldürme fiiline iştirak etmişse veya örgüt adına bir eylem yapmışsa yardım ve yataklığın da ötesinde bu insan yargılanacaktır. B:en istediğimden değil, hukuk böyle kurulmuş, nizam böyle kurulmuş. Dolayısıyla sayıyı çoğaltmaya gerek yok, sayı üzerinden Türkiye’yi şikayet etmeye gerek yok.”

İddianamelerde sadece gazetecilikle ilgili soruların sorulduğunun hatırlatılarak, Pozanti Cezaevi’ndeki taciz iddiasını ortaya çıkaran gazetecinin de tutuklu olduğunun hatırlatılması üzerine de Arınç, “ Spesifik olarak o konuyu bilmiyorum ama şuna memnun oldum demek ki siz 63’ü bir tarafa koydunuz bir kişi hakkında bana bilgi sunuyorsunuz... Buna memnun oldum” dedi. Diğerlerinin durumunun da farklı olmadığının, elbette suç işleyenler için ‘yargılanmasın’ denilmediğinin hatırlatılması üzerine de Arınç, “Gazetecilik mesleğiyle ilgili olmayan, beşer olarak, insan olarak herkesin işleyebileceği suç olanlar. Ama onun yarında gazeteciyim diyerek TCK, TMK’da suç olarak sayılanları işleyen veya işledikleri iddia edilenler var. Onların da yargılanmaması gerekir diyorsanız bugünkü düzende, bugünkü hukuki mevzuatta biz onların da yargılanabileceğini düşünüyoruz” dedi.

‘POZANTI’YI İNCELEYECEĞİM’

Pozantı örneğini Adalet Bakanlığı’ndan iddianameyi isteyip inceleyeceğini belirten Bakan Arınç, “İlk defa duyuyorum. Siz söylediğinize göre doğrudur. Ama acaba farklı şeyler de var mı içinde bakacağım” dedi.

Arınç Gezi Parkı eylemleri sırasında polisin aşırı şiddet uygulamasına rağmen, “destan yarattılar” denilerek, polisin ödüllendirilmesine yönelik bir soruyu ise yanıtsız bıraktı. (Ankara/EVRENSEL)

www.evrensel.net