Cumhuriyet ve değerleri!

Cumhuriyet ve değerleri!

İçinde yaşadığımız sınıflı toplum; yani bir yanda bütün zenginlikleri yaratan işçi sınıfı ve emekçiler, diğer yanda bütün bu zenginliklere el koyan burjuva sınıfını içeren toplumsal yapı, iki temel sınıfın sürekli bir mücadele içinde ayrı ayrı ideolojilerinin olmasını zorunlu kılıyor. Bu savaşta iş&cc

Asena Akarsu

İçinde yaşadığımız sınıflı toplum; yani bir yanda bütün zenginlikleri yaratan işçi sınıfı ve emekçiler, diğer yanda bütün bu zenginliklere el koyan burjuva sınıfını içeren toplumsal yapı, iki temel sınıfın sürekli bir mücadele içinde ayrı ayrı ideolojilerinin olmasını zorunlu kılıyor. Bu savaşta işçi sınıfının müttefiklerinden birisi de demokrasi mücadelesi veren, daha iyi bir ülke isteyen kendisini “sol”, “sosyalist”, demokrat olarak tanımlayan hareketlerdir. Mutlaka işçi sınıfına ve sosyalizme inanmak, onun yanında saf tuttuğunu belirtmek önemli fakat bunu belirtirken söylediklerinin ne kadar doğru olduğu daha da önemli. Türkiye Komünist Partisi kuruluşunun 90. yılı nedeniyle yayınladığı 90.yıl tezleri’nde sık sık AKP öncesi cumhuriyetin kazanımlarından ve AKP ile cumhuriyetin tamamen tasfiye edildiğinden bahsediliyor. Örneğin “Türkiye’de Cumhuriyet bağımsızlık, laiklik ve hukuksallıkla birlikte tanımlandı”(*) deniyor ve AKP dönemi “bağımsızlığı önemsiz ve emperyalist merkezlerin istemleri dışında adım atması imkansız, laikliği bir tarafa bırakılmış, sosyal niteliği islami cemaat ve tarikat ağlarına teslim edilmiş bir ülke” olarak tanımlanıyor. Ya da “Asıl sorulması gereken, Türkiye’nin resmen bağımsız ve laik bir ülke olarak varlığını bunca zaman nasıl koruduğudur!”(*)sorusunu soruyor. Ayrıca AKP hükümetinin “cumhuriyeti tasfiye ettiği”(*) söylenmekte, AKP’nin kurduğu yeni cumhuriyetin tek alternatifinin ise sosyalizm olduğunu belirtilmektedir. Bu sosyalist alternatifin, kendisini ortaya koyarken, aldığı referans ise burjuva gericiliğin iktidarda olduğu cumhuriyetin “iyisiyle kötüsüyle” icraat ve uygulamaları. Cumhuriyeti Savunurken… Şüphesiz ki; cumhuriyetin kurulması, Osmanlı feodal bürokratik yönetiminin tasfiyesi, emperyalist işgalcilere karşı ulusal-ticari burjuvazi tarafından önderlik edilmesine rağmen işçisiyle köylüsüyle halk yığınlarının bağımsızlık mücadelesi kaçınılmaz olarak tarihsel bir ilerlemedir. Ancak bu tarihsel ilerleme, örneğin feodaliteyi tahtından indiren ve yeni tahta yeni bir sınıfı, burjuvaziyi oturtan Fransız devriminin, çok daha zayıf, gelişkin bir aydınlanma sürecini içermeyen, özetle tepeden inme ve pozitivist, dar kadroya dayanan bir yansıması olarak kaldı. Dolayısıyla, geniş bir halk hareketi ve desteğine dayanmayan, dayanmasını da istemeyen, tersine halk hareketine karşı düşmanca bir tavır izleyerek işçi sınıfı ve ezilen halkın örgütlenme ve taleplerini bastıran ulusal burjuvazinin, tekrardan emperyalizme bağlanması ve feodal gericiliğin silahlarını devralması kaçınılmazdı. Zaten bunu TKP’ de “Kurtuluş Savaşı da belirli bir sınıfsal karaktere sahipti. Siyasal önderlikle belirlenen bu karakter, tartışmasız biçimde burjuvadır”(*) diyerek kabul etmektedir. Ama TKP, burjuva iktidarının uygulamalarına sahip çıkarken, sapla samanı karıştırmaktadır. Bugün cumhuriyetin kazanımları olarak ifade edilen ve AKP hükümetinin yok ettiği söylenen laiklik, bağımsızlık, anti-emperyalizm AKP öncesi var mıydı? Türkiye cumhuriyeti burjuvaziye dayanması ve onun iktidarı olması nedeniyle Kurtuluş savaşı sonrası çelişkili zayıf anti-emperyalizm dışında asla gerçekten bağımsız olmadı. Bağımsızlığın ve anti-emperyalizmin birazcık bir kırıntısı varsa o da AKP hükümetinden çok önce, mesela Türkiye NATO’ya girdiğinde ya da Amerikan çıkarları için Kore’ye asker gönderildiğinde son buldu. Türkiye hiç bir zaman gerçekten laik olmadı. Laiklik din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması anlamına gelir, Türkiye cumhuriyetinin yaptığı gibi dini devletin etkisi altında yeniden şekillendirip reforme etmek anlamına gelmez. Nitekim devletin bir mezhebi koruması sonucu uzun yıllar alevi inancından milyonlarca emekçi bir kazanım değil asimilasyona tabi tutulmuştur. İşçi sınıfı ve emekçilerin cumhuriyetten ne gibi kazanımlar elde ettiğinin önemli göstergeleri de ülkede üretilen değerlerden ne kadar pay aldığı, demokratik hak ve özgürlükleri ne kadar kullanabildiğidir. Şimdi bir de AKP öncesinin bu değerlerine bakalım; Cumhuriyetin kurulmasının hemen ardından işçi sınıfının örgütleri, sendikalar, dernekler ve muhalif siyasal örgütlenmeler; grev, iş bırakma gibi eylemler yasaklanmıştır. Aynı dönemde, ulusal burjuvazinin geliştirilmesi ve desteklenmesi için yıllarca İş Kanunu yapılmamış; işçiler köle gibi uzun saatler, hiçbir hak ve talebi dikkate alınmayan bir çalışma yaşamına mahkum edilmiş; dolayısıyla artan yoksullukla baş başa bırakılmıştır. Menderes’in “her mahallede bir milyoner” söylemi, Amerikancılık ve ülkede yaratılan değerlerin emperyalist tekellere peşkeş çekilmesi, idelojik anlamda gerici saldırılar ve ordunun ülkeyi “kurtarması”. 1960 darbesi sonrası oluşan ortamda, Anayasa’da yazılı kazanımların az da olsa yaşam bulabilmesi için dahi işçi sınıfının ağır bedeller ödemesi gerekmiştir. 1970’li yıllar ise işçi sınıfı ve örgütlülüğünün üstüne faşist çetelerin salınması, kontra gerilla eylemler ve faili meşhur cinayetlerle tanımlanabilir. Sonrası 1980 darbesi. Ülkede, yaklaşık 50 bin işçinin grevine son verilmesi, kapanan sendikalar, dernekler ve her türlü örgütlülüğün dağıtılması, uygulanan 24 Ocak kararları ve işçi sınıfının bütün kazanımlarının yok edilmesi. Daha sonra kurulan hükümetlerin uyguladığı ekonomik politikalarda 24 Ocak kararlarının temel argüman haline gelmesi. Kapitalist Gericiliği Yok Saymak Görüldüğü gibi işçi sınıfı demokrasi, laiklik, bağımsızlık, anti-emperyalizm bakımından olduğu gibi yarattığı değerlerden pay alma bakımından da bütün kötülükler AKP ile başlamamaktadır. AKP ile; bağımlılık ilişkileri ve anti-demokratik uygulamaların arttığından bahsedilebilir, ancak AKP, “cumhuriyeti tasfiye etti”, “eski Cumhuriyete sahip çıkalım” yaklaşımı doğru değildir. Çünkü ne AKP eski cumhuriyeti tasfiye etmektedir ne de cumhuriyet bağımsız, demokratik ve laiktir. Elde edilen kazanımlarsa işçi sınıfının kanıyla canıyla birçok bedel vererek kazanılmıştır. Böyle olmasında da hiç bir terslik yoktur. Ve böyle olunca kapitalist sömürünün üstünde ki şalın adı ne olursa olsun o şalın altında işçi sınıfına saldırı ve baskı vardır. Cumhuriyet hiç bir dönem laik, bağımsız ve anti-emperyalist olmamıştır. İşçi sınıfı, emekçiler ve gençlik yığınları, demokratik ve bağımsız bir Cumhuriyeti savunur ve destekler, onun için mücadele etmelidir. Çünkü “ülke ne kadar demokratikse işçi sınıfı ve emekçiler acılarının ve sıkıntılarının sebebinin hak yoksunluğu değil kapitalizm olduğunu o kadar çabuk anlarlar”(**) Demokrasi ve bağımsızlık mücadelesi nasıl olmalı, nasıl sosyalizm mücadelesiyle birleştirilmelidir? Burjuvazinin yıllardır emekçi halkı kandırırken kullandığı laiklik, bağımsızlık ve anti-emperyalizm gibi ülkemizde olmayan argümanların gerçekten yaşam bulduğuna inanarak değil! Bu özellikleri cumhuriyete atfedip, AKP’nin sözde cumhuriyeti tasfiyesine karşı çıkıp, Kürt halkının taleplerine ve demokrasi güçlerinin mücadelesine uzak durarak değil. TKP, 90. yıl tezleriyle cumhuriyeti savunmak adına, şimdiye kadar ki, demokrasi mücadelesinin dışında kalan yaklaşımı için makul bir ideolojik zemin oluşturma çabasında. Ancak, bu çaba, AKP’nin dinci gericiliğini tek gericilik biçimine indirgeyerek, AKP öncesindeki dinci gericiliği de kapsayan kapitalist gericiliğe “ilerici” bir misyon biçerek, demokrasi ve bağımsızlık mücadelesine cumhuriyeti savunma gerekçesiyle uzak durma sinyal ve eğilimlerini taşımaktadır. Oysa, cumhuriyette yaşam bulmayan bağımsızlık ve demokrasi gibi değerler, geçmiş uygulamaların savunulmasını değil demokratik ve bağımsız bir ülke, dahası bu mücadeleyi büyüterek yaşam bulacak sosyalizmin için mücadeleyi gerektirir.

(*)90.yıl tezleri (**) Lenin, Kadın ve Aile

www.evrensel.net