Draft 2013: Kadehlerin Serinlemediği Bir Yaz

Draft 2013: Kadehlerin Serinlemediği Bir Yaz

NBA’de 2013 oyuncu seçmelerinin yapılacağı 27 Haziran gecesine bir dizi belirsizlik altında giriliyordu. Lokavt tehlikesiyle önceki seneden devreden yeteneklerin katılımıyla neredeyse iki sınıf kudretine erişmiş 2012 sınıfı ve play-off çerçevesinin dışında duran tüm takımların hülyalarında baş aktör olan 2014 sınıfı arasınd

Cem Pekdoğru

Perşembe gecesiyle ilgili kesinliğinden şüphe duymadan sarf edebileceğimiz tek söz var belki de: Olur da yıllar sonra bu gecenin görüntülerine rastlarsak, salondaki tek gerçek NBA efsanesi olarak ayırt edeceğimiz kişi Hakeem Olajuwon olacak. Oyunun geçmişindeki tüm hülyaların vücut bulmaya en çok yaklaştığı topçuydu Hakeem. Fakat öyle bir jenerasyonun parçasıydı ki pivot tanımını yeniden şekillendirdiği ve iki şampiyonluk tattığı 18 sezonun sonunda, 1984 sınıfından bir arkadaşının gölgesinden sıyrılamadı. “Eğer Rockets, Hakeem’i değil de onu seçseydi” soruları hiç adil değildi, ama karşı koyulamayacak kadar cezbediciydi. O, Sam Bowie ve Michael Jordan, aynı zamanda önümüzdeki kış görevini devredecek David Stern’ün NBA’e takdim ettiği ilk üç çaylaktı. 1984, NBA için bir distopyayı hayata geçirmedi. Vuku bulan, bir distopyadan en uzaktaki şeydi.  1996 ve 2003 sınıfları, 1984’ün bu statüsünü sarsalamayı becerecek ama bir adım sonrasını göremeyecekti. Gücün Adam Silver’a geçişini ilan edecek Draft 2014, kimilerine göre Andrew Wiggins, Marcus Smart, Julius Randle, Jabari Parker ve Andrew Harrison ile bu adımı nihayet atacak özel isimleri ihtiva ediyor. Perşembe gecesini sallayan Celtics-Nets ve Hornets-Sixers takasları dahil her hamlenin, gelmekte olanın etkisinde gerçekleştiğini unutmayalım. Belki George Orwell’in romanına değil ama ona açık referanslar taşıyan Haruki Murakami’ninkine gidip “Eğer farkına varmadıysanız, gerçekleşmiş bir şey yoktur” diyebilirdik, ama bu kadarını da hak etmiyorlar.

LeBron James’in arkasından fazla ağıt yakmadan bir sonraki süperyıldızını yakalayan Cavs, Kyrie Irving’in dışında son iki senenin seçmelerinden üç yetenekli çocuk daha bulmuş ve yeniden yapılanmada epey yol katetmişti. 2013 lotaryasından da ilk sırayla çıktıklarında fazla şanslı olduklarını düşündüler. Bir süre sonra, bundan pek de emin değildiler. Kentucky’de Anthony Davis’in yerini alan Nerlens Noel’in hücum portföyü boş bir sayfadan ibaretti ve ince fiziğiyle bire bir savunmada da NBA’e geçişte zorluklar yaşayacağı öngörülüyordu. Şubat ayında ön çapraz bağlarını koparması ise işi yeni bir boyuta taşıdı. Buna karşın, ilk sırayı tehdit edebileceği düşünülen Ben McLemore ve Otto Porter gibi kısaların hayal kırıklığı yaratan turnuva performanslarıyla yerini koruyacak gibi duruyordu. Fakat Cavs adına karar verenler, masayı karıştırmayı seviyorlardı. Bunu geçen sene Dion Waiters’ı, 2011’de Tristan Thompson’ı seçerek de yapmışlardı. Bu seferki daha fazla ses getirecekti.
Wiggins’in haberini alan NBA, kuzey komşudan bir ilk sıra seçimine kendini hazırlamaya başlamıştı aslında. Yalnızca bunun profesyonel kariyerinde hangi forvet pozisyonuna evrileceği henüz kestirilemeyen, UNLV’deki tek sezonunda savunmaya hiç takılmayan ve bu alanda bir kararlılık gösterecek olsa dahi kimi savunabileceği sorusuna cevap bulmakta zorlanılan bir Kanadalı olması beklenmiyordu. Anthony Bennett tüm bunların yanında, omuz sakatlığı nedeniyle sezonun başlangıcında takımla birlikte olamayacak ve tedavi sürecinde formunu iyiden iyiye kaybettiği ve şu anda vücudundaki yağ oranının %16 düzeyine kadar çıktığı konuşulmakta. Yine de sıra dışı hünerlere haiz hücumuyla ilgi çekici bir oyuncu ve stretch four (neredeyse dört) diye tabir edilen yeni pozisyon tanımının içini doldurduğunu izleyebiliriz.

2. sıradan seçilen Victor Oladipo ise bilakis ‘motoru her an işleyen’ üst düzey bir savunmacı. Ama hücumda işlenmemiş bir atletizmden fazlasını vadetmiyor. Georgetown’da geçirdiği iki yılın ardından kampüsün bulunduğu şehirden ayrılmayacak olan Wizards’ın 3. sıra seçimi Porter, bu sınıfta kendi şutunu yaratma hususundaki en yetkin isim. Bunu, deneyimleyeceği yeni atletizm ve yetenek düzeyine beraberinde taşıyıp taşıyamayacağı ise oldukça muğlak. Turnuvada façası bozulan ama atletizm testleri ve ölçümlerde verdiği değerlerle yeniden tırmanan Cody Zeller, her şeyden önce bir Bobcats seçimi olması hasebiyle soru işaretlerini üzerine çekiyor. Bir de bir anda iki sezondur hiç göstermediği bir özelliğiyle, “bir pick-and-pop oyuncusu” olarak, sunulması var ama Amerikan basınında bu hurafelerin nasıl beslendiğini defaatle gördüğümüz için çok üzerinde durmuyoruz. Ukrayna doğumlu Alex Len, jimnastik geçmişinde kazandığı bazı meziyetlerle birlikte çok sık rastlanmayan bir uzun profili çiziyor ve onu diğerlerinin bir adım önünde gördüğümü söylemeliyim. Fakat bu sınıftaki her oyuncu -gözden kaçırılamayacak kadar büyük- birer gedik taşıyor.

Kolej sisteminin önlerine getirdiği oyunculardan tatmin olmayan bazı NBA takımları ise, her zaman yaptıkları gibi gözlerini eski kıtaya çevirdiler. (Kolej sezonunu domine eden Michigan guardı Trey Burke’ün uzun süredir oyun kurucu arayışındaki Utah ile birlikteliği birçok kişiyi heyecanlandırıyor. Burke bir istisna değil, bu yeni basketbol atmosferine tercüme olması zor gözüken yetilerle geliyor ama göz ardı edemeyeceğiniz bir kazanan.) Erken bir “Yeni Rajon Rondo” etiketinden paçayı kurtaramayan delişmen guard Dennis Schröder ve babasının oğlu saf şutör Sergey Karasev belki de 2013 seçmelerinin poster çocuklarına dönüşecekler. Hoop Summit’in altını üstüne getiren ve bu mevsimde yaptığı seçimlerle “Keşke dünyayı da onlar yönetseydi, hiç savaş olmazdı” özdeyişine ilham vermiş Spurs’ün ilk tur sonlarından çektiği Livio Jean-Charles’ın kariyerinin nereye gideceğini izlemek de keyifli olacaktır. Yunanistan ikinci liginden henüz dışarı çıkamamış Giannis Adetokunbo, oyununu atletik üstünlükleri üzerinden tanımlayan bir Avrupalı kısa olarak NBA’e geçişinin sancılı olması beklenebilecek Nemanja Nedovic, henüz bir basketbolcudan çok birer proje gibi algılamamız gereken Brezilyalı Lucas Nogueira ve Fransız Rudy Gobert ile birlikte sayıca kabaran Avrupalı listesinin ne ölçüde bir konvertibilite taşıdığı da aslında tartışmaya açık.

www.evrensel.net