İzmir’de ücreti kira yiyor, yeni OVP ile yük artıyor
Yeni Orta Vadeli Program ile ücretler bastırılıyor, vergi ve faiz yükü büyüyor, sermayeye teşvik ve özelleştirme kanalları genişliyor. İzmir gibi kira artışının ülke ortalamasının üzerine çıktığı bir kentte bu tablo daha da ağırlaşıyor.
Emirhan Durmaz
İzmir- 2027-2029 dönemini kapsayan yeni Orta Vadeli Program (OVP), Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın imzasıyla Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. "Enflasyonla mücadele" başlığıyla sunulan program, rakamlarına bakıldığında farklı bir tablo çiziyor: ücretler bastırılırken vergi ve faiz yükü büyüyor, sermayeye teşvik ve özelleştirme kanalları genişliyor. İzmir gibi kira artışının ülke ortalamasının üzerine çıktığı bir kentte bu tablo daha da ağırlaşıyor.
Hedef tutmadı, ücretlere çıpa oldu
Bir önceki OVP 2026 sonu için yüzde 16 enflasyon öngörmüştü; yeni program bu rakamı 12,4 puan artırarak yüzde 28,4'e çekti. Ağustos ayı itibarıyla yıllık enflasyon zaten yüzde 31,51'e ulaşmış durumda. 2027 için konan yüzde 21'lik hedef de aynı akıbeti paylaşması beklenen bir rakam; ama asıl işlevi başka: yıl sonu asgari ücret görüşmelerinde ve kamu toplu sözleşmesinde işveren ve kamu tarafının referans alacağı çıpa olması. Geçen yıl ilk kez ücret artışlarında gerçekleşen enflasyon yerine "hedef enflasyon" esas alınmaya başlandı; asgari ücrete yüzde 27 zam yapıldı, yıl sonu enflasyonunun yüzde 30'un altına inmesi ise zayıf bir ihtimal.
Öte yandan ücretlerin bastırılmasının gerekçesi hep aynı cümleyle sunuluyor: “Ücretler artarsa enflasyon yükselir”. Bu söylem son üç yıldır ücret politikasının resmi mazereti haline geldi. Oysa ortada basit bir çelişki var: Ücretler tam da bu gerekçeyle baskılandı, peki enflasyon neden düşmedi? 2026 başında yüzde 16 denilen hedef bugün yüzde 28,4'e çıkarıldı; 2027 için bir yıl önce vaat edilen tek haneli rakam 2029'a ertelendi. Ücretleri kısmak enflasyonun nedenini ortadan kaldırmıyor, yalnızca işçinin alım gücünü düşürüyor. Nitekim geçtiğimiz yıl TÜİK Başkanı'nın kendisi bile şirket kârlarının enflasyonun üzerinde arttığını kabul etmişti.
İzmir'de kira, asgari ücreti aşıyor
Bu tablo İzmir'de somut bir barınma krizine dönüşüyor. TMMOB Makine Mühendisleri Odası İzmir Şubesi ile DİSK/Birleşik Metal-İş Sınıf Araştırmaları Merkezi'nin (BİSAM) verilerine göre kentte barınmanın ortalama bedeli 28 bin 500 liraya, kira metrekare ortalaması ise 327 liraya ulaştı. Emlakjet'in Eylül 2026 ilan verilerinde şehir genelinde ortalama kira 33 bin 369 lira olarak görünüyor; KiraMetre'nin gerçek kiracı kayıtlarına dayanan endeksinde ise 2+1 dairelerde ortalama 25 bin lira. Hangi kaynağa bakılırsa bakılsın sonuç aynı yere çıkıyor: İzmir'de tek bir kira bedeli, 28 bin 075 liralık net asgari ücretin tamamını yutuyor.
Rakamlar barınmayla sınırlı da değil. Hesaplamalara göre İzmir'de kira hariç bekâr bir çalışanın aylık yaşam maliyeti 33 bin 123 lira, dört kişilik bir ailenin kira hariç aylık maliyeti ise 119 bin 968 lira. Kira bu tutarın üzerine ekleniyor. Yani ortalama bir kirayı (33 bin 369 lira) bekâr bir işçinin kira dışı giderine eklediğimizde, tek başına yaşayan bir çalışanın aylık ihtiyacı 66 bin 500 lira bandına çıkıyor. Yani 28 bin 075 liralık net asgari ücretin neredeyse iki buçuk katı.
Bir diğer elde; DİSK Emekli-Sen ise kentte iki kişilik bir emekli hanesinin ayakta kalabilmesi için en az 60 bin lira gerektiğini belirtiyor.
Fabrikada bozulan hesap
Rakamların ortaya koyduğu tablo karşısında İzmir'de kimi havzalardaki işçiler bekleyerek değil, üretimi durdurarak yanıt verdi.
Aliağa'da Smart Solar işçileri, sendikaya üye oldukları için işten çıkarılan arkadaşlarına sahip çıkıp fabrikada dört gün direndi; görüşmeler sonunda sendika seçme özgürlüğüne saygı gösterilmesi, ödenmeyen dönem zammının ödeme programına alınması ve eyleme katılanlara ceza verilmemesi konusunda mutabakata varıldı. Bu örnek gösterdi ki birlik olunca patronlar geri adım atabiliyor.
Torbalı'da Alfemo işçileri ise 4 aylık biriken ücret alacaklarına karşı mesaiye geç başlayıp erken çıkarak tepki gösterdi; ücretler kısa sürede hesaplara yattı. Bu da gösterdi ki üretimden gelen güç kullanıldığında gasbedilen haklar alınabiliyor.
Her iki örnek de OVP'nin öngördüğü tablonun tersine bir hesabı gösteriyor: Enflasyon hedefiyle çizilen ücret tavanı, işyerinde örgütlenen işçilerin fiilen bozabildiği bir sınır.
Sonuç: Önümüzde bir rakam değil, bir yaşam biçimi tartışması var
Bugün masada duran yalnızca bir asgari ücret pazarlığı değil. Çocuğun nasıl besleneceği, nereye sığınılacağı, günde kaç saat çalışılacağı, sarfedilen emeğin karşılığında payımıza düşeni alınıp alınamayacağı sorusu masada. Bu yüzden ücret mücadelesi yalnızca bir rakam mücadelesi olarak okunmamalı.
OVP'nin ortaya koyduğu hedefler karşısında işçi ve emekçi kesimlerin önüne çıkan talepler netleşiyor: Asgari ücretin işçinin ve ailesinin insanca yaşayabileceği düzeye yükseltilmesi, ücretlerin enflasyon karşısında erimeyecek şekilde düzenli artırılması, vergi yükünün işçinin sırtından alınıp sermayeden, yüksek gelirden ve servetten daha fazla alınması, temel tüketim maddelerindeki KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergilerin kaldırılması, kira, enerji, ulaşım, eğitim ve sağlık gibi temel ihtiyaçların herkes için erişilebilir kılınması, sendikalaşmanın önündeki engellerin kaldırılıp işçinin sendika seçme hakkına dokunulmaması ve toplu sözleşme hakkının, patronların kazanılmış hakları gasbetmesine izin verilmeyecek şekilde güvence altına alınması.
Aliağa ve Torbalı'daki örnekler, bu taleplerin masada kalıp kalmayacağının cevabını da veriyor: "Geçinemiyoruz" demekle yetinmeyip "böyle yaşamaya mecbur değiliz" diyen işçiler, örgütlü bir güç ortaya koyduklarında lehe sonuç alabiliyor. Asgari ücret sürecinin yaklaştığı bu dönemde İzmir'de fabrikalarda, işyerlerinde ve sendikalarda büyüyecek olanın da bu deneyim olması hayati önem arz ediyor.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et